HİLAL KAPLAN

22 Eylül 2026, Salı

Tahran çuvaldızı kendine batırsın

17 Mayıs 2010'da, başkent Tahran'da çekilen o fotoğrafı hatırlayanlar vardır. Erdoğan, Lula ve Ahmedinejad kollarını birbirine kenetlemiş, havaya kaldırmıştı. Türkiye ve Brezilya, İran'ın nükleer dosyasında yakıt takasına dayalı bir çıkış yolu bulmuştu. Üç hafta sonra, 9 Haziran'da BM Güvenlik Konseyi'nde 1929 sayılı İran'a yönelik yaptırım kararı oylandığında Türkiye, İran'ın yanında durarak "hayır" demişti.
Batı başkentlerinde ve ülkemizde "eksen kayması" manşetleri atıldı, Ankara'nın sadakati sorgulandı. Bir yıl önce Erdoğan, İran'ın barışçıl nükleer enerji hakkını savunduğu için "İran'ın avukatı" diye hedef tahtasına konulmuştu. Bu duruşun bedeli ödetilecekti.
Sonra ambargo yılları geldi. Dünya İran'ın kapısını kapatırken Türkiye ticaretini sürdürdü, doğalgazını aldı, diplomasi kanalını açık tuttu. O kapıyı açık tutmanın faturası yıllarca bir New York mahkeme salonunda Türkiye'nin önüne konuldu. O sayfa ancak bu yaz kapanabildi, hem de kolay şartlarda değil.
İran'ın bankası Bank Mellat, 44 yıl boyunca İstanbul'da faaliyet gösterdi. Mahan Air, Kudüs Gücü'ne lojistik sağladığı gerekçesiyle 2011'den beri ABD'nin yaptırım listesindeydi. Buna rağmen tam 15 yıl Tahran-İstanbul hattında uçtu.
Şimdi ikisi de kapandı. BDDK'nın 18 Eylül tarihli kararı Mellat'ın faaliyet iznini kaldırdı. Mahan Air'in son seferi dün yapıldı. Malum koro hemen başladı: "Amerika istedi, Türkiye boyun eğdi." Oysa Amerika bunu 15 yıldır istiyordu. Soru, Washington'un neyi istediği değil; Ankara'nın 15 yıl boyunca neden "hayır" dediği ve bugün neden artık demediği olmalı. Bu sorunun cevabını ise Washington'da değil, Tahran'da arayın.
Bu yılın 9 Mart'ında Gaziantep semalarında Türk hava sahasını ihlal eden bir İran balistik füzesi düşürüldü. Dört gün sonra bir tane daha. Nükleer dosyada yanında durduğu, ambargoda kapısını açık tuttuğu komşusunun füzeleri Türkiye'nin gökyüzünden geçti. Sitemi burada bitirip hesap sormaya geçmek gerekir. Ki o hesap aslında çok eskidir. 2001'de ABD Afganistan'a girdiğinde İran, Bonn sürecinde Washington'la omuz omuzaydı. Taliban'a karşı ABD'ye ellerinden gelen her yardımı sundular. 2003'te "Büyük Şeytan"ın tankları Bağdat'a girerken, Tahran'ın himaye ettiği SCIRI ve Bedir Tugayı o tankların arkasından Irak'a döndü.
Bunu söyleyen de biz değiliz. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Ali Ebtahi, Ocak 2004'te Abu Dabi'de açıkça itiraf etti: İran'ın yardımı olmasaydı Kâbil ve Bağdat bu kadar kolay düşmezdi. "Direniş ekseni"nin kurucu anı bir işgalle ortaklıktı.
Sonra Suriye geldi. 2011'de Dera'da duvara yazı yazan çocuklara işkenceyle başlayan zulüm, İran'ın sahaya sürdüğü Kudüs Gücü, Hizbullah, Afgan Fatımiyyun ve Pakistanlı Zeynebiyyun milisleriyle bir soykırım makinesine dönüştü. 2013'te Kusayr düştü. Madaya'da insanlar ot kaynatıp yedi. 2016 Aralık'ında Doğu Halep yerle bir edildi. Sednaya gibi çukurlarda kâğıt gibi ezilerek gömüldü. Savaşın bilançosu 600 bini aşan ölüm ve milyonlarca yerinden edilmiş insan.
Bu tablonun başlıca failleri Esed rejimi ile onu on üç yıl ayakta tutan Tahran'dır. Suriye'de yaşanan zulüm, Filistin'de yaşanandan aşağı değildi. Aradaki tek fark, failin kendine "direniş" demesiydi!
Türkiye bu tabloda doğru yerde durdu. Kapılarını açtı, 4 milyonu aşkın Suriyeliye kucak açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun iç siyasette ağır bir bedeli olacağını bile bile yaptı. Zalime karşı ayağa kalkan devrimcilerin yanında durdu. 8 Aralık 2024'te Esed rejimi çöktüğünde ise tarih hükmünü verdi. Tahran 13 yıllık yatırımını kaybetmiş, Ankara ise vicdanını kurtarmıştı.
Yemen'de de senaryo aynıydı. Husiler, Eylül 2014'te Sana'ya girdi. Taiz'i yıllarca kuşattılar, çocukları cepheye sürdüler, insani yardımı silaha çevirdiler. İronik olan şuydu: Suudi Arabistan ve BAE, o günlerde Müslüman Kardeşler bağlantılı Islah'ı zayıflatmak için Husi ilerleyişine göz yumarak destekledi. Türkiye ise 2015'te hem İran yayılmacılığını erkenden adıyla andı hem de Tahran'a giderek diyalog kapısını kapatmadı. Hem Suudi Arabistan'ı açıkça eleştirdi hem de İran'ı... Kızılay'ı ve AFAD'ı Yemen halkına gönderdi. İlkeyi ve teması birlikte taşıyabilen nadir aktörlerden biri oldu.
Yarın kaldığımız yerden devam ederek "Husiler" mevzusunu anlatmaya çalışacağız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.