HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Ya köprü kuruyorsa Türkiye?
Ben o geceyi hatırlıyorum.
Kars'taydık, bir gece yarısı uyandım ki, evde kimse yok, kapılar pencereler açık, yan taraftaki komşumuz subay askeri üniformasını giymiş, belinde silahı. Zaten heyecanlı, çok hareketli bir çocuğum, dışarı fırladım, meğer alarm verilmiş, benim "Kıbrıs çıkarması girişimleri" dediğim olaylardan birinin içindeymişiz. Demek 1964'ün Haziran ayı gibi...
Türkiye bu olayı değil de daha ziyade İsmet Paşa'nın Johnson'a ettiği sözleri hatırlar-yanlış bir biçimde. Çoğu zaman sanılır ki, Paşa, Johnson'un epeyce küstah bir ifadeyle yazdığı 5 Haziran 1964 tarihli mektuba verdiği 13 Haziran 1964 tarihli cevapta, "Batı ittifakı yıkılır, yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır" sözünü etmiştir. Hayır, bu sözleri, Milliyet gazetesinin muhabiri genç Mehmet Ali Kışlalı'ya söylemiştir ve bekleneceği gibi, sert açıklama, 16 Nisan 1964 günü gazetenin manşetine oturmuştur.
Şimdi düşünüyorum ve acaba diyorum, İsmet Paşa'nın kehaneti gerçekleşti, Batı ittifakı haydi yıkılmadıysa da çatırdamakta ve Türkiye ortaya çıkan yeni dünyada yerini almakta mıdır? Yoksa daha önemli bir şey mi cereyan etmekte ve Türkiye yeni dünyada yerini alan bir ülke değil de, başka devletlerin gelip içinde yerlerini alacağı yeni bir dünyanın kurucusu mu olmaktadır?
Bu yeni pozisyon öteden beri devam eden bir politika değişikliğine tekabül ediyor mu diye sormak bile artık anlamsız. Öyle olduğu şüphe götürmez bir gerçek.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında henüz ayrıntılarını bilmediğimiz ama tahmin edebildiğimiz bazı nedenlerden ötürü Türkiye ne bölgede ne dünyanın geri kalan kısmında cereyan eden meselelerle ilgilendi. Bazı bölgesel ittifaklar oluşturulduysa da Türkiye kendi yağıyla kavrulan, içine kapalı bir anlayışı hele 1930 sonrasında daha da benimseyerek sürdürdü. Ama şu "başka bir dünya" ihtirası daima yönetimleri için için yakmaya devam etti. 1965 sonrasında, Soğuk Savaş'ın o şedit yıllarında bile bu ülke Rusya'yla, Amerika'ya rağmen, bazı ilişkiler kurdu ama bizzat onların mimarı Demirel, bu bedelin kendisine 12 Mart muhtırasıyla ödetildiğini, o günlerin merareti içinde yana yakıla basına bildirmekten kaçınmadı. Türkiye'nin oyun alanı da oynadığı oyunun koşulları da belliydi.
Türkiye bu adımın sonucunda İsrail'le hep söylendiği gibi köprüleri atmıyor da hem onunla hem dünyayla yeni baştan kuruyor olmasın?
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.