HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Anayasa sorunu ve Kürtler
Tarihsel olaylarda yanılmak bir konjonktür sorunudur, onu görememekle, okuyamamakla, kavrayamamakla ilgilidir.
Bizdeki durum da tıpa tıp böyle bir noktaya geldi. Bir fazlasıyla beraber: hareketin tarihsel önderi yıllar yılıdır "devlet"in elinde tutuklu. Bölge bu arada tek bir örgütün ve partinin denetiminden çıkmıştır ve bir başka parti, merkezi siyasi iradenin temsilcisi olan AK Parti tarafından da temsil edilmektedir.
İç koşullar bunlar mı, bunlar. Şimdi gelelim dış koşullara, yani ikinci sorunsala.
Böyle bir dönemde dünyanın bir PKK meselesi yok. Varsa da bu benim öteden beri Fralmanya hattı dediğim kesimle ilgili olarak var. Haydi buna bir de son zamanlardaki olaylarla neyin ne olduğunun büsbütün görünmesine yol açan Suriye- İsrail çizgisini ekleyelim.
Şöyle düşünelim: Kürtler bugüne kadar, üstelik haklı olarak, "önce şiddet olaylarından bağımsız bir biçimde demokratik değişiklikler yapılsın, çatışmalar ondan sonra kendiliğinden kesilir" dedi. Bu görüş genel anlamda kabul bulmuş bir görüş haline de geldi. Şimdi o noktaya vardık. Türkiye'de, 12 Eylül referandumundan bu yana yeni bir anayasa, daha demokratik bir yapı için harekete geçmiştir. Fakat beklentinin tam manasıyla karşılanmaması da bir ihtimaldir.
Şimdi, bu aşamada, Kürtler, bilhassa BDP aracılığıyla hızla ve hırsla anayasa değişikliği sürecine katılabilir, ona kesif bir katkı sağlayabilir, kendi taleplerinin anayasaya işlenmesi ve bunların genel bir toplumsal dönüşümü meydana getirmesi için gayret edebilir. Olur olmaz, o ayrı bir mesele ama bu politikayı sürdürerek çok önemli bir mevzi kazanıp genel siyasal yapının boşluklarını gösterebilir. Ötesi, bundan sonrasının bir problemi olarak düşünülür. Ama tersi olur da Kürtler bu süreçten kendilerini muaf tutarsa, dışlarsa bundan sonrasının politik meşruiyet problemini aşamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.