HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Öcalan ve yeni dönem
Abdullah Öcalan ne federatif yapı istiyor, ne cumhuriyet anlayışından vazgeçiyor, ne bölünme arıyor ne demokratik özerklikten yana. Bugüne kadar aklı başında çevrelerin dile getirdiğinden daha fazla bir şey istemiyor Öcalan. Bunları mektuplarının basına yansıyan kısmından (Radikal/ 27. 2. 2013) ve görüşme tutanaklarından (Milliyet/ 28. 2. 2013) öğreniyoruz.
Öcalan'ın çizdiği harita "bizim için" (buradaki "biz" şimdilik bütün Türkiye'yi, yani Türkleri ve Kürtleri kapsıyormuş görünüyor) yeterli sayılıyor. Ama acaba yeterli olmalı mı? Yani, Öcalan daha ileri taleplerde bulunsaydı onlar yanlış mı olacaktı? (Kendisi, "şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır" diyor/ Milliyet)
Bana göre hayır, olmayacaktı. Hatta ben o talepler geriye çekilmeseydi Türkiye'deki demokratikleşme daha hızlı ilerleyebilirdi kanısındayım.
Şunu kabul etmek gerekiyor ki, Müslümanlar ve Kürtler olmasaydı Türkiye'de şu kadar bir demokratikleşme dahi gerçekleşmeyecek, Türkiye'deki, ağır ve hâkim statüko daha çok uzun yıllar dondurucu etkisini sürdürecekti. Bu iki kanadın talepleri Türkiye'de demokrasinin yeni bir kelime hazinesi kazanmasına, yeni kavramlardan oluşan bir bagaja sahip olmasını sağladı.
Bugün haklar ve özgürlükler temelinde bir yeni Anayasadan söz ediyorsak gene bu iki kanadın direnmesi nedeniyledir. Görüşmelerin tutanağından anlıyoruz ki, Öcalan bundan sonraki dönemin Cumhuriyet'ten bile daha derin bir "rejim değişikliği" yaratacağını söylüyor. Bütün "felsefi ve örgütsel birikimini" bu yönde kullanıyor.
Tüm bunlar gelip bir tek noktaya dayanıyor: eşit ve demokratik yurttaşlık. Başlangıç noktası buydu, varış noktası bu. Üstelik artık Öcalan da federatif yapıdan, özerklikten söz etmiyorken hâlâ bu anlayışa direnmenin akılla bir ilişkisi olabilir mi?
Hele Cumhurbaşkanı bile "eşit vatandaşlığın bu işi rahatlatacağı kanaatindeyim" derken...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.