RASİM OZAN KÜTAHYALI
Basın özgürlüğü ve Suriye krizi
Uzun zamandır sıkıntılı bir halde olan Suriye meselesi, jetimizin düşürülmesiyle tam bir kriz aşamasına geldi...
Öte yandan bu aşamada hem Yeni Ankara'da hem de Yeni Ankara'yı destekleyen toplumsal koalisyon aktörleri arasında bir sağduyu mutabakatı görülüyor...
Savaş çığırtkanlığı yapan kesim önemsiz ve marjinal konumda olan eski rejimin kimi radikal artıkları... Eski rejimin anadamar aktörleri de sağduyulu gözüküyor ama onların da ne söylediğinin bir önemi kalmadı. Böyle kriz anlarında eskiden ilk olarak Hürriyet'in ne dediğine bakılırdı.
Çünkü Hürriyet, Aydın Doğan'ın da söylediği gibi devletin/merkezin gazetesiydi, şimdi eski merkez tasfiye olunca Hürriyet dış politikada yaşananları izleyen resesif bir gazete konumuna geldi...
Hürriyet'in eski gücünü muhafaza etmesi için yeni dönemde işlevsel ve orijinal bir pozisyon üstlenmesi şart. Hâlâ ticari olarak iyi konumda ama amiral gemiliği kalmadı, limanda demirlemiş sit-com gemisi haline gelindi...
Esed ailesinin,ordunun ve muhaberatın kontrolündeki şu anki Suriye rejiminin gayrımeşru olduğuna hiçbir vicdan sahibi itiraz edemez. Orada -arada kara propagandalar olmakla beraber- sistemli bir katliam olduğu açıktır... Halen Esed rejimini savunanların ahlaki meşruiyeti yoktur. Öte yandan bu rejimin devrilmesi Türkiye'nin tek başına yapacağı bir iş değil.
Türkiye'nin kendi başına askeri operasyona kalkışması felaket olur.
TÜRKİYE HİÇBİR KOŞULDA SURİYE İLE SAVAŞA GİRMEMELİDİR...
Bu bağlamda sorgulamamız gereken birşey var. Türkiye'nin Suriye bağlamında son dönemde bu kadar öne çıkması, bu derece şahin davranması doğru muydu?
Acaba Ahmet Davutoğlu yönetimindeki Türk dış politikası kendi söylemleriyle kendi kendine sarhoş mu oldu?
Şu kriz aşamasındaysa, daha önceki süreçlerden farklı olarak tavrımız çok çok yerinde bence.
Erdoğan ve Gül, ortak sağduyunun liderleri olarak davranıyor. Türkiye öfkeyle kalkıp zararla oturmayacak kadar büyük ve önemli bir ülke artık...
Eski Türkiye'de görülmesi imkansız şeyin bu kriz sonrası ülkemizde yaşandığına ilk kez şahit olduk... Akşam gazetesi yazarı Hüsnü Mahalli, Türk jetinin düşürülmesini doğru bulduğunu ve tüm suçun Ankara'da olduğunu açık açık yazdı. Aynı gazetede ve başka yayın organlarında da Esed yönetimini ve Türk jetinin düşürülmesini haklı bulan birçok görüş var. Bazı gazeteler doğrudan Şam'ı destekleyen manşetlerle çıkıyor...
Ben Esed diktatörlüğünü destekleyen bu görüşü vicdansız buluyorum ama ifade özgürlüğü bağlamında geldiğimiz bu noktayı da destekliyorum...
Yeni Türkiye'de 'düşman devlet' diye adlandırılan ülkenin perspektifini savunmak dahi özgür olmalıdır... Şu anki özgür tartışma ortamı çok sevindirici...
"Türkiye'de basın hiç olmadığı kadar baskı altında" palavrası şu son olayla çok kötü patladı...
Not: Adem Yavuz, cuma günkü yazıma karşı sitem dolu mesajlar attı... "Ben, Başbakan'a ne zaman küfretmişim, ne zaman tehdit etmişim?" diyor Adem. Ben o yazıda Adem'in Başbakan'a küfreden, tehdit eden bir adam olmadığını ısrarla vurgulamıştım ama yazının o kısmı yanlış anlaşılmış. Başka yerlerden de "O yazıda Adem bürokratların emriyle Başbakan'a saldıran biri gibi diye anlaşılıyor" diyenler oldu, bu çok haksız bir itham... Bu yanlış anlaşılma beni çok üzdü, Adem'i de üzdüğüm için kendisinden özür diledim. Adem Yavuz'un 7 şubat sonrası yazılarına asla katılmadım ama o yazılarda Başbakan'a küfür ve tehdit asla görmedim. Başkaları bu terbiyesizliği yaptı ama Adem yapmadı. Bu yanlış anlaşılmanın düzeltilmesini isterim...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.