RASİM OZAN KÜTAHYALI
Başkanlık sistemine geçiş zarurettir
Dün de ifade ettiğim gibi Başkanlık sistemi meselesi Erdoğan meselesi değildir. Türkiye özgürlükçü ve demokratik bir anayasal çerçeve altında başkanlık sistemine geçiş yapamazsa ileride muhakkak ki büyük problemler yaşayacağız.
O yüzden başkanlık sistemi meselesi hayati bir konudur.
Recep Tayyip Erdoğan zaten fiilen çok güçlü ve daha güçlü olmak için başkanlık sistemine ihtiyacı yok. Fakat Türkiye'nin başkanlık sistemine ihtiyacı var. 29 Ağustos 2019'a kadar siyasal iktidarın tek ama tek hâkimi Erdoğan'dır bu ülkede.
2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de ikinci kez seçilmesine düşmanları bile kesin gözüyle bakıyor. Rakibi yok.
Şu an yaşamakta olduğumuz fiili durumu kimse de değiştiremez. Bu devletin Başkanı şu an zaten Erdoğan'dır...
12 Eylül anayasasında Cumhurbaşkanlığı'na verilen yetkiler ABD Başkanı'na verilen yetkilerden fazladır.
ABD Başkanı yetki anlamında asla 12 Eylül anayasasının Cumhurbaşkanı kadar güçlü değildir. Üstelik şu anki sakat sistemde Cumhurbaşkanı'nın yetkisi bol, sorumluluğu ise nerdeyse yok...
Çünkü adam gibi bir başkanlık sistemi gerçek bir kuvvetler ayrılığı sistemidir ve dolayısıyla diktatörlüğe karşı panzehir işlevindedir. Ayrıca bazı tarihi olgulardan bahsederek birtakım hurafeleri çürütmek mümkündür...
Peki, şöyle bir soru soralım:
Nazizm, Faşizm, Bolşevizm, yani Hitler, Mussolini ve Lenin hangi politik sistemler vasıtasıyla diktatörlük inşa etti? Cevap:
Hepsi parlamenter sistemler sayesinde.
İnsanlık tarihinin önemli bir ilerlemesi; yasama organının, yürütmeden ayrılmasıyla gerçekleşmiştir.
Diktatörlüğe en müsait ortam, devletin üç temel kuvvetinin (yasama, yürütme ve yargı) aynı elde bulundurulmasıdır. En eski despotluklardan, en son faşist ve sosyalist diktatörlüklere kadar, yaygın rastlanan pratik şudur: Diktatör, bu üç kuvveti de bünyesinde toplar.
Yürütme zaten kendisidir, yasama organı üyelerini o seçer, yargıçlar Franco, Salazar veya Stalin gibi sandık yoluyla iktidardan gönderemeyeceğiniz bir diktatöre sadakat yemini yaparak işe başlar.
Kuvvetlerin birbirinden tam bağımsız olmasının gerekliliği savunulur. Oysa kuvvetlerin birbirinden çok fazla ayrılması durumunda; her birinin derebeyleşmesi, yani bir yerine üç grup diktatörün yaratılması ihtimali ortaya çıkabilir. Yarın Türkiye'nin demokratikleşmesi için de çare olarak gördüğümüz iki turlu dar bölge başkanlık sistemi modelini anlatmaya devam edeceğiz...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.