MELİH ALTINOK
Erdoğan’dan kaçar mı?
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen imza töreni, her zamanki gibi protokolün soğuk ve düzenli akışını yansıtıyordu. Kameralar açık, liderler masada, metinler önceden hazırlanmış.
Bu tür törenler semboliktir; liderler metinleri satır satır okumaz, imzalarformalitedir. Asıl iş masanın arkasında, aylarca süren müzakerelerde biter.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da teoride sadece izleyip geçebilirdi. Ama o an öyle olmadı.
Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez- Zeydi masada oturmuş, töreni yönetiyordu. Bakanlar sırayla imza atmaya başladı. Birkaç anlaşma imzalandıktan sonra süreç sanki tamamlanmış gibi durdu. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb Selman el-Haseni, önündeki Kalkınma Yolu mutabakatına imza atmamıştı. Masada bir eksiklik oluştuğu onca görevlinin dikkatini çekmedi. Erdoğan ise bunu saniyeler içinde fark etti.
"Beş anlaşma değil miydi?" sorusu salona düştü.
Cumhurbaşkanı'nın ses tonu sakin ama netti. "Ben burada sadece fotoğrafçektirmiyorum" diye tınlıyordu. Aynı anda Dışişleri Bakanı HakanFidan'ı yanına çağırdı. Fidan hızla sahneye geldi.
Gargaraya getirilmeye çalışılan anlaşma da sıradan bir mutabakat değil. Irak'ın Basra'daki Büyük Faw Limanı'ndan başlayıp Türkiye üzerinden Avrupa'yauzanan karayolu ve demiryolu koridorunuhızlandırmayı hedefliyor. Körfez'in dünyayla bağlantısını Irak toprağıüzerinden kurma iddiası taşıyor. Daha önemlisi, Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltabilecek, boğazı by-pass edebilecek stratejik bir alternatif potansiyeli barındırıyor.
Enerji ve ticaret yollarının bu kadar kırılgan olduğu bir dönemde, böyle bir projenin imzasız kalması tesadüf olabilir mi?
İran'a yakınlığıyla bilinen, Şii Koordinasyonu ve Bedir Örgütü'ne yakınlığıyla anılan Ulaştırma Bakanı Haseni'nin tereddüdü, basit bir protokol aksaklığı gibi durmuyor. Projenin İran'ın çıkarlarını zedeleyebileceği endişesiyle imza atmaktan kaçınmış olması muhtemel. Başbakan Ali ez-Zeydi'nin şaşkınlığı, bakanına dönüp sorunu sorması ve "Hemen imzala" diye talimat vermesi şüpheleri güçlendiriyor.
Sonunda imzayı basan Iraklı bakan, Türkiye'ye gelip kendini patlatmadan önce biraz Erdoğan videosu izleseydi, belki böyle olmazdı. Mesela yine bir törende eski Ticaret Bakanı Mehmet Muş'un imzasını fark edip "O ne biçim imza,değiştir!" dediği o anı görse... Çok ama çok dikkatli gözlerin üzerinde olduğunu düşünüp en azından kalemi tutuş tarzını gözden geçirirdi.
***
KADER DİYEMEZSİN...
Akademisyendi ama lider olduğuna inanmıştı. Öyle ki görevden ayrıldıktan aylar sonra bile "Anadolu'ya çıkarım ve sadece 'Esselamü aleyküm' derim, bütün Anadolu'yu ayağa kaldırırım" diyordu. Partisi yüzde 0.07 oy aldı.
Ağzından "dava" sözü düşmüyordu. Malezya'dan girip Şam'dan çıkıyordu. Günün sonunda "hareketini" CHPlistelerinden seçime sokacak kadarhırsına yenildi.
Kendisinden üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmeyi severdi, sık sık "Devlet adamıyım" derdi. Muhalefete geçince başbakanlığı dönemindeki terörle mücadeleoperasyonlarını bile siyaset malzemesi yaptı.
"Son nefesime kadar Cumhurbaşkanımızla vefa ilişkisini sürdüreceğim. Kimse bendenCumhurbaşkanımız aleyhinetek söz duymadı, duymayacak. Cumhurbaşkanımızın onuru, hem cumhurbaşkanı olarak hem dava arkadaşım olarak onun onuru benim onurumdur, onun ailesi benim ailemdir" yemininiçiğ çiğ yedi. Youtuber'ların yayınında tık almak için, en mahrem konuşmaları ağzına sakız etti.
Geçen gün yazdığı tam dört sayfalık mektupta "Kirli siyasete ortak olmayacağım" diyerek siyaseti bıraktı.
Hepsi bu kadar.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.