OKAN MÜDERRİSOĞLU
En iyi savunma hücumdur
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, "demokrasi okulu" olarak biliniyor. Türkiye, yıllarca bu okula polis kordonu altında girebilmiş bir ülke. Ve dün, uzun süre sonra ilk kez bir Türk Başbakanı, Avrupa arenasında "savunma" değil, özgüvenle "hücum" oynadı. Oyun stili eleştirilebilir, hatta sert de bulunabilir. Ama rakibin iyi etüd edildiği bir gerçek. Hangi ülke parlamenterinden, ne içerikte soru gelebileceği ve nasıl yanıtlanacağı üzerinde kafa yorulduğu da açık. Ezberci sorulara ezber bozan yanıtlar verilmesi de dikkate değer. Aslında Avrupalı aktörlerin önyargılı notlara dayalı sorgulama biçimi yeni değil. "Dini azınlıklar, Kürt siyasetçilerin fazlaca dile getirdiği seçim barajı, Ermenistan'la yapılan protokoller ve bu sıralar basın özgürlüğü." Bu dörtlüye zaman zaman Kıbrıs konusu da eklenebilir.
Dün Strazburg'daki meydan okumanın en çarpıcı yönü, "düşünce ve ifade özgürlüğü" eksenindeydi. Lakin basılmayan kitabın toplatıldığı, suç delili haline getirildiği ve gazetecilere baskı kurulduğu iddialarının Avrupa'da veri kabul edilmesi, ciddiye alınmalı. AB'ye entegrasyon yönünde siyasi kararlılık gösterip inisiyatif alan bir partinin, 8 yıl sonra Avrupa'da, basın özgürlüğü sınavına tabi tutulması manidardır. Bu demektir ki her şey Ankara'dan algılandığı gibi dışarıya yansımıyor. Kağıt üzerinde haklı olduğunuzu hissetmeniz, hatta buna hukuki temel kazandırmanız dahi kamuoyunu ikna etmeye yetmiyor. Bir bakıma, ulusal ve uluslar arası kamu vicdanının da gözetilmesi gerekiyor. Belki de bu yüzden Başbakan'ın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland'a "hodri meydan" dercesine "Temsilcinizi gönderin, yerinde inceleyin" çağrısı yapması kaçınılmazdı.
"2002-2011 döneminde AB'nin itici gücünü de içeren reformlar, artık Türkiye'nin iç dinamikleri ile sürdürülecek!"
Başbakan Erdoğan'ın Fransa'da bulunması da dünkü konuşmanın tonunu ağırlaştırdı. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin geleneksel Türkiye karşıtı tutumu ile Libya'da sergilediği fırsatçı duruşa duyulan tepki de Başbakan'ın sözlerine yansıdı. Görünür gelecekte Almanya ve Fransa'nın, AB yolunda Türkiye'ye suni engeller çıkarmaktan vazgeçmeyeceği de bilindiği için söylenmesi gereken hiçbir şey eksik bırakılmadı. Erdoğan, Avrupalı temsilcileri "vicdan muhasebesine" zorladı. Konsey'de planlı hitap bölümü ile soru-cevap bölümü arasındaki fark ise AB'yi ikircikli tutumu ile "yüzleştirmeye" dönüktü.
Birkaç güne kadar halka anlatılacak AK Parti seçim beyannamesinin, Cumhuriyet'in 100. yılını, yani 2023'ü hedeflemesi hem kısa vadeli beklenti içindeki ağır ağabeylere hem de hizmet siyasetine itibar eden seçmene ortak mesajlar içeriyor!
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.