OKAN MÜDERRİSOĞLU
Terör siyasetinin perde arkası!
"Silahlı terörü tamamlayıcı 'siyasi terör' ile karşı karşıyayız. PKK yandaşları, vatandaşların hür iradesi üzerinde terör estiriyor. AK Parti adaylarının toplantılarına, 'Kim geldi' diye tespitte bulunup, gözdağı veriyor. Türkiye çapında halkı baskı altına alarak kullanacakları oy nedeni ile tedirgin etmeyi amaçlıyor."
Yukarıdaki değerlendirmeler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer'e ait. Dinçer'i, önümüzdeki dönemde kamunun yeniden yapılandırılmasında etkin bir konumda görebiliriz. Zira 12 Haziran Seçimleri sonrasındaki "Yeni Anayasa" gündemi hem handikapları hem de tamamlayıcı adımları yönüyle "özel birikim ve deneyim" gerektiriyor.
Bugün gelinen noktada, terör gölgesindeki siyaseti yorumlamak için üç soruya yanıt bulmak zorundayız.
1- BDP-PKK ikilisi, neden bilhassa AK Parti'yi hedef alıyor?
2- MHP'nin terör karşıtı söylemleri niçin yetersiz kalıyor?
3- Ülkeyi bölünmeye götürebilecek özerklik taleplerine karşı, üniter yapıyı koruyacak formüller nasıl üretilebilir?
2- BDP'nin panzehiri gibi sunulan MHP'nin reçetesi ise karşı karşıya kalınan sorunu çözmekten uzak duruyor. Sert ve keskin ifadelere yaslanan ve yalnızca milli duyguları kabartan mevcut tarz ancak günü kurtarabiliyor. MHP, bir bölgenin etnik gerekçe ile Türkiye'den koparılacağını anlatmaya çalışırken, bölgede siyaset yapamayan yapısı ile sürecin önüne geçemiyor.
Tabii olayın bir de MHP'yi baraj altına çekme senaryosu var ki bu da tehlikeli yönler içeriyor. Parlamento dışında kalan MHP, Kürt sorununun giderek derinleştiği bir ortamda, sokağın dilini kullanan ellere geçebilir. Ve bu tablo, korkulan seçeneklerle yüzleşme riskini beraberinde getirir. Lakin bugünkü haliyle MHP, Kürt siyasal hareketinin, demokratik çerçevede ehlileştirilmesine katkı sağlamıyor. Sadece Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin şimdilik koruduğu tutumu toplumsal kıvılcımların, yangına dönüşmesini körüklemiyor.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.