OKAN MÜDERRİSOĞLU
Madalyonun iki yüzünden Davutoğlu
Mekteb-i Mülkiye'de uluslararası ilişkiler okumuş bir gazeteci olarak, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile vücut bulan "komşularla sıfır sorun" ve "yumuşak güç" açılımlarının güncel bilançosunu çıkarmayı deneyeceğim. "Sorun Davutoğlu'nda mı, yoksa reel politikte mi?" sorusuna yanıt vermeye çalışacağım.
Bu nedenle madalyonun her iki yüzüne birlikte bakacağım.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan'la yolları kesişen Davutoğlu, "Hoca" kimliğiyle "siyasete transfer" olurken tarihi bir fırsatı yakaladı. Onun "stratejik yaklaşımı", büyük devlet idealiyle yetişmiş her iki liderin "gelecek tasarımı" ile örtüştü. Davutoğlu'nun "teorik modeli", Gül ve Erdoğan'ın "hedefleri" vardı. Bu sayede dış politikada yapısal dönüşümün altyapısı kurgulandı.
Davutoğlu patentli madalyonun bir yüzünde, "olumlu" olarak nitelendirilebilecek gelişmeler yer alıyor...
Diplomatlar; "medyanın, sivil toplumun, aktivistlerin" gücünü daha fazla önemsemeye, deyim yerindeyse dışa açılmaya başladı.
Madalyonun diğer yüzünde ise kimilerine göre "tartışmalı" kimilerine göre "başarısız" bir tablo söz konusu...
Ancak kişi başına milli geliri 10 bin dolar olan Türkiye'nin, 30 bin dolar gelire sahip ülke ayarında dış politika sürdürmesinde güçlükler yaşandı.
Müslüman ülkelerin halklarına yatırım yapan Türkiye'nin, totaliter liderlerin oyunlarını bozma kapasitesi yetersiz kaldı. Ankara'nın Batı ittifakına olan bağlılığı ile Ortadoğu'daki hedefleri arasında kurmak istediği sihirli dengenin kırılganlığına da çare bulunamadı.
Sözün özü...
Kısa vadede bakıldığında Türk dış politikasının taşıyıcı ayaklarında kırılmalar görülüyor. Ama uzun vadeye bakıldığında ise Türkiye'nin üniter ve model devlet olarak kalabilmesinin "bölgesel liderlik" iddiasından geçtiği anlaşılıyor.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.