OKAN MÜDERRİSOĞLU

23 Eylül 2013, Pazartesi

Bankalar için deniz bitiyor mu?

Türk bankacılık sektörü büyük değişimini ağır bedeller ödeyerek, hatta ödeterek 2000'li yılların başında gerçekleştirdi. "Banka sahipliği, sermaye yeterliliği, öz kaynaklar, kredi riski..." Pek çok konu yeni baştan ele alındı. Sonra ekonomideki iyileşmeye paralel olarak banka bilançolarının yapısı da değişti. Kamu borçlanması azaldıkça, bankaların sadece devlet iç borçlanma senetleri üzerinden tatlı kârlar elde etme şansı azaldı. Finans sektörü, asli işini keşfetti. Kredi veren, müşterisinin ayağına giden, KOBİ'leri adam yerine koyan bir stile döndü. Toplam aktifler içinde kredilerin payı yüzde 60'ı geçerken, menkul değerler cüzdanı yüzde 20'ye geriledi. Ancak bu aşamada bir başka kolaycılık başladı. "Yükleniriz bireysel kredilere. Hem tüketici kredisi veririz hem de ücret ve komisyon geliri tahsil ederiz" zihniyeti hortladı. Ve bu yüzden denizin bittiği noktaya varıldı. Hem siyasi otoritenin yaklaşımı hem de kamuoyu baskısı, bankaların faaliyet dışı gelirlerinin budanacağı sürecin önünü açtı.

***

Vatandaşın, "Elini tuttu mu kolunu alır" diye tanımladığı "geçiş dönemi bankacılığı" da artık sürdürülebilir olmaktan çıktı. İşin tuhaf tarafı "bankaların kârlılığına" ilişkin algı ile gerçeklerin farkında düğümleniyor. Resmi veriler, bankaların öz kaynak kârlılığının yüzde 13.3 olduğuna işaret ediyor. Ancak İSO 500 listesindeki şirketlerin kârlılığı ile Borsa İstanbul'a kayıtlı farklı sektörlerdeki şirketlerin kârlılık oranı da yüzde 13.4. Yani finans sektörü ile reel sektör kârı aslında birbirine eşit...
Ayrıca... Gezi Parkı eylemlerinden sonra bazı bankaların imaj kaybı ile başlayan, giderek sektörün geneline yayılan ve dış gelişmelerle şekillenen tablo, ciddi bir duruma odaklanmamızı gerektiriyor. Nedir o?
"Bankaların sermaye yeterliliği ve kârındaki erime!"
Güncel tahminler, sadece 1 aylık kur ve faiz farkının sektörün 8 aylık kârını alıp götürdüğünü gösteriyor. Sermaye yeterliliği de ortalama yüzde 17'den yüzde 15.9'a iniyor.
***

Tabii bütün bunlar, konjonktürel olarak da yorumlanabilir. Buna karşın, dikkat edilmesi gereken hususlar, anlık hareketlerden ibaret değil. "Bankaların aracılık maliyeti hâlâ yüksek. Verimli alanlara kredi kullandırma kapasitesi düşük. Bilançolar, kur ve faize aşırı duyarlı. Kredi kapasitesi dışa bağlı. Ölçek yetersiz. Tüketici ve reel sektöre yaklaşım problemli."
Önümüzdeki dönemde BDDK'ya düşen görev, finansal istikrar adına daha fazla inisiyatif almak, sektörle yakın işbirliği kadar yakın gözetimin gücünü hissettirmek ve sektörü ikinci büyük dönüşüme teşvik ederek yeni Basel kriterlerine uyumu zorlamak olmalıdır!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.