OKAN MÜDERRİSOĞLU
Küresel güvenlik açığı… Türkiye’nin ‘liderlik’ avantajı!
Küresel sistemin dikişlerinin attığı tarihi kırılma noktasında, Türkiye eşsiz bir fırsat yakaladı. Bu şans, "ülkemize özgü liderlik feraseti" ile bütünleştiği ölçüde stratejik anlam da kazandı.
Ankara öncelikle, 15 Temmuz 2016'daki dış destekli FETÖ darbe girişimini püskürttü. Eş anlı olarak gayri milli unsurları ordudan temizlerken Türk Silahlı Kuvvetleri'nde köklü reforma ağırlık verdi. Sivil-asker ilişkileri yeniden tanımlandı. Pasif savunma yaklaşımı yerine tehdidi kaynağında etkisiz hale getirme modeli benimsendi. Bu amaçla TSK'nın acil ve mutlak ihtiyaçlarını kalıcı olarak karşılamak üzere savunma sanayii alanında bir devrime imza atıldı. 2. el Amerikan veya Alman malı silah ve mühimmata mecbur edilen, hassas teknolojilerde ambargoya maruz bırakılan Türkiye, kendi göbeğini kendisi kesmeye yöneldi. Bugün net biçimde anlaşıldığı üzere FETÖ ve iş birliklerince geciktirilen, engellenen projelerin bir bir hayata geçmesi sayesinde Türkiye, savunma sanayiinde sıçrama yapan, belirli teknik kabiliyetlerde ise parmakla gösterilen ülkeler arasında girdi.
İçeride kritik değişim ve dönüşümlere öncülük eden sürükleyici liderliğin uluslararası boyutu da eş zamanlı ortaya çıktı. "Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan!" Köhnemiş BM sistemini sorgulamakla başlattığı girişimlerini, "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" ilkesinin evrensel kabul gördüğü eşiğe kadar taşıdı.
Gelelim bu yazının Türkiye'nin lideri ile özdeşleşen asli meramına…
Şimdi sizi, 2. Dünya savaşı sonrası kurulan nizamın devamlılığı adına fikri üretim merkezi olarak tasarlanan Münih Güvenlik Konferansı'na götürmek istiyorum. 62. Konferans, son dönemin en geniş katılımlı, en stresli, en kırılgan platformu oldu.
Yeni bir dünya kurulurken…
ABD alıp başını gitmekte, Avrupa güvenlik açığı şoku atlatmanın yollarını aramakta, Japonya 1940'lı yılların zincirlerini kırarak yeni güvenlik belgesi hazırlamakta, Çin caydırıcı ama müzakereye açık güç kimliğini ön plâna çıkarmakta, Avrupa Merkez Bankası bile bu kaotik global gelişmeleri kontrol altında tutmanın telaşıyla sahne almakta…
Fakat hepsinin ortak noktası, "Güvenlikte tüketici değil, üretici olma zorunluluğu" idi. Az önce Erdoğan'ın liderliği özelinde bahsettiğim feraset ve basiretin güncel karşılığı işte burada!
***
Demek istediklerimi, küresel aktörlerin birkaç gün önce Münih'teki anlatımlarıyla açmaya çalışayım…
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.