OKAN MÜDERRİSOĞLU
Erdoğan ve liderlik tarzı neden sürekli hedefte?
Önce, "Tespitimizi" paylaşalım. Sonra, "Meselenin kaynaklarına" bakalım. Ve finalde, "Genel değerlendirmemizi" aktaralım... Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişle birlikte uluslararası medyada ve iç siyasi tartışmalarda sistematik olarak "otoriter lider" eksenine yerleştirilmek istendi.
Peki, Erdoğan hakkında "otoriterlik söylemini" kimler, ne maksatla üretti?
Bu konuda, farklı motivasyonlara sahip aktörler, birbirlerini besleyerek eş anlı ve eş içerikli etiketlemeler yapmakta, yaymakta ve sıkça tekrarlamakta.
Tablonun dış ayağında... Demokrasi endeksi hazırlayan kimi araştırma merkezleri, Batılı bazı düşünce kuruluşları, AB ve ABD merkezli tescilli medya organları yer alırken...
Türkiye ayağında ise paslaştıkları... Muhalefet partileri, muhalif medya organları ve eleştirel akademisyenler ile yabancı fonlardan beslenen STK'lar bulunmakta...
Yerli ve yabancı bu aktörler... İddia ve söylemlerini, yeni kavramlar geliştirerek sürdürmekten de geri durmamakta.
Nitekim, argümanları zayıfladıkça şimdilerde "Rekabetçi otoriterlik"benzetmesine dört elle sarılmaktalar. "Türkiye'de seçimlerin devam ettiği ancak, kamu imkânları ile iktidarın, muhalefete karşı üstünlük sağladığı" tezi dünden beri var olduğu halde sanki bugün doğmuş gibi işlemekte, toplumu bilemekteler!
Esasen AK Parti sözcüleri, "tek adamlık" yakıştırmasını ilk günlerde üzerinde durulmaya bile değer görmediler. Pek de haksız sayılmazlardı. Öyle ya... Cumhurbaşkanı Erdoğan; çok partili, çok adaylı seçimlerle defalarca halkın desteğini almış bir lider. Üstelik, çeyrek asra damgasını vuran genel seçimler, yerel seçimler, referandumlar ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden de zaferle çıkan, her defasında milyonlarca seçmenin oyuyla iş başına gelen bir devlet adamı! Bu nedenlerle olsa gerek... "Otoriterlik" anlatısına karşı, Türk seçmeninin iradesinin ikinci plana itildiği ve demokratik meşruiyet gerçeğinin dikkate alınmadığı vurgulandı.
***
Doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üzerine oynayan malûm çevreler O'nun, "sistemin kilit taşı" olduğu bilinciyle faaliyetlerine devam ediyorlar!
Bunlardan bir grup, "hukuk devleti, ifade özgürlüğü ve kurumsal işleyişe" odaklanıyor. İçlerinden çok azı makûl endişelerini dile getiriyor. Çok çok azı ise çözüm yolu öneriyor... Yani, günlük siyasetin geriliminden arındırılmış ortamda ele alınabilecek fikirler maalesef, "karşıt kimlikle" ön plâna çıkıyor ve "rövanşizm güdüsü" ile arada kaynayıp gidiyor.
Bunlardan keskin bir diğer grup ise... Türkiye'nin dış politikası, savunma sanayiindeki bağımsızlaşma eğilimi, NATO içindeki özgün rolü, Rusya ve Çin ile geliştirdiği ilişkiler veya bölgesel güç projeksiyonu üzerinden hükümeti hedef almak için "Erdoğan ve Otoriterlik" klişesini yineliyor.
Net olarak söyleyebiliriz ki, siyaset bilimi açısından "diktatörlük", serbest seçimlerin bulunmadığı, iktidarın seçim yoluyla değiştirilemediği veya seçimlerin göstermelik olduğu rejimleri ifade eder. Bizdeki, otoriterleşme iddiaları, Türkiye'nin iç dinamiklerini ve sosyo-politik gerçekliğini ıskalama kastından kaynaklanmaktadır.
Muhatapları da biliyor ki... Erdoğan'ın siyasi meşruiyeti ve gücü, doğrudan sandıktan, halk iradesinden ve kesintisiz işleyen demokratik yarıştan beslenmektedir. Bu yönüyle Erdoğan, küresel iddiaların aksine "seçilmiş ve meşru lider" imajının dünyadaki nadir kıdemli temsilcisidir.
Ve nihayet...
Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı asimetrik güvenlik tehditleri karşısında devletin bekasını koruma refleksini de göz önünde tutmak zorundayız. PKK, DEAŞ gibi terör örgütlerinin hedefinde olan, sınırlarının ötesinde sıcak çatışmaların yaşandığı ve en önemlisi 15 Temmuz 2016'da halkın seçtiği lideri ve Meclisi hedef alan hain FETÖ darbe girişimiyle sarsılan bir ülkede, yürütmenin güçlü ve proaktif olması kaçınılmaz gerekliliktir. Erdoğan tarzı liderlik de Türk sosyolojisinin genetik kodlarına uygun, yerli ve kuvvetli yürütme modelinin günümüzdeki özetidir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.