MELİHA OKUR
Enerjide sınıfta mı kaldık?
Yurdum insanı her zamanki gibi ikiye bölünmüş durumda. Kimi "geçim," kimisi "demokrasi" diyor. Yine iki taraflıyız. Diğer bir anlatımla 1970'li yıllardan bugüne kadar değişen pek fazla bir şey yok... Oysa demokrasilerde "tam katılım" çok önemli. Eğer sizin kafanızda, "iş ve aş" sorunu varsa, başka bir şey düşünemiyorsunuz.
Aş ve iş sorunu olmayanların genel sıkıntısı ise, demokrasimizin gittiği yol; bazıları, "az" bazıları "çok" diyor.
Türkiye'de gerçek olan ise, "adil dağılım"ın olmaması.
Öncelikle, Türkiye'nin bir bütün olarak düşünebilmesi için bireylerin üretime tam olarak katılması gerekiyor.
Bu da yeni yatırım, yeni istihdam demek.
Bunun da yolu, sanayi başta olmak üzere çevreci ve düşük maliyetli enerji planlaması yapmaktan geçiyor.
Çünkü enerjide tam anlamıyla ithalatçıyız.
Küresel enerji dalgalanması, bizi birinci derecede etkiliyor.
Enerji faturamız kabarıyor.
Öncelikle fiyat dalgalanmalarına karşı balans ayarı şart.
Sonra, enerji maliyetini aşağı çekecek iç kaynakları harekete geçirmeliyiz.
Nükleer enerjiye 2021'den önce ulaşamayacağız. Mersin Akkuyu'da ne şantiye kuruldu, ne de lisans çalışmasına başlandı. Japonya ile birlikte Sinop'a kurulacak ikinci santralle ilgili müzakereler sürüyor. Ne yazık ki yüzyılın depremi Japonya'yı altüst etti. Depremin küresel ekonomiye etkisinin nasıl ve ne ölçüde olacağını şimdiden kestirmek zor. Bu depremin bizim ikinci nükleer santrali bir süreç için bile olsa rafa kaldıracağı kesin.
Nükleer yolculuğu iç açıcı değil.
Uzun vadede ucuz elektrik için "kömürle üretimi" devreye sokabiliriz. Kömürle elektrik 5.5 kw/ saat/ cent, doğalgazla en az 11 kw/saat/cent... Ancak bir şartla, çevreye zarar vermeyen modern filtre sistemlerini kullanmalıyız.
Ve hâlâ pahalı ama biz de bol olan güneş enerjisini de acil olarak devreye sokmalıyız.
Enerjide kesinlikle bir yol haritasına ihtiyacımız var.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.