İBRAHİM ALTAY
Hem suçlu hem de güçlü olma konforu
Can Dündar casuslukla suçlandığı dava duruşmasının çıkışında meşhur Fransız İhtilali anlatılarından ilhamla "Burada yargılanan değil yargılayan biz olmalıydık" anlamına gelecek şeyler söylemiş. Havalı fakat kof laflar.
Kendisine "Basın özgürlüğünden söz ediyorsunuz ama hakkınızda haber yapan gazetecilere dava açıp duruyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi" sorusunu yönelten gazetecileri 'tetikçi' olarak yaftalayıp şürekasına hedef gösteren Can Dündar iyi ki hiçbir şeyi yargılama konumunda değil.
Hepiniz oradaydınız.
Sabah muhabirleri Nazif Karaman ve Dilek Yaman ile Star muhabiri Kemal Gümüş adliyede saldırıya uğradı. Muhabir arkadaşlarımızın çevresinde toplanan kalabalık, kendilerini itip kakarak soru sormalarını engellemeye çalıştı. Gazeteciler hakaretlere, tehditlere ve tacizlere maruz kaldı.
Kalabalığın içerisinde bir kişinin ön plana çıktığını görüyoruz. Adı: Murat Sabuncu... Cumhuriyet gazetesinde çalışıyor. Ve iki gündür bize gözlerimizle gördüğümüz bir gerçeğin aslında öyle olmadığını anlatmaya çalışıyor. Bilinçaltındaki bütün yansıtma mekanizmalarını kullanarak ve kadın hakları şampiyonu arkadaşlarının da çarpıtmalarıyla.
Sabah muhabirine saldırıyı Nazif Karaman A Haber'de anlattı!
Sabuncu başlangıçta olayı bütünüyle inkar ediyor. "Görüntülerde böyle bir şey yok, bana iftira atıyorlar" diyor. Güvenlik kamerasından alınan ilk kayıtlar ortaya çıkınca 'Vurmadım, iki elim de yandaydı nasıl vurabilirim, ayırmaya çalışıyordum' anlamına gelecek açıklamalar yapıyor.
Olayı daha net bir şekilde gösteren son kayıtlar ortaya çıkınca da işin esası hakkında konuşmayı bırakıp "havuz medyası, lağım medyası, provokatörler, tetikçiler" diskuruna giriyor.
Gerçeklikten kopuk, çelişkili, utanç verici bir yaklaşım...
Saldırıya uğrayan kendi arkadaşları olmadığı için "şüphe durumunda kadının beyanı esastır" ilkesini bir anda unutuverdi medyamızın güzide kalemşörleri...
"Gazetecinin görevi icabında provoke edici sorular sormaktır" diyen büyük medya etikçileri ve özgürlük savunucuları meslektaşlarını 'provokatör' olmakla itham etmeye başladılar.
"Bırakın bir kadını incitmeyi, herhangi bir insanı bile incittiği görülmemiştir", "Tanıdığım en nazik insandır", "Herkes yapar, o yapmaz" diyen'tanırım, iyi çocuktur'cular türedi.
Hemcinsleri mağdur olduğu halde zorba arkadaşlarına "geçmiş olsun" diyen kadın gazetecilerin gerçek yüzlerini gördük.
Üzerine atlayıp itmekle yumruk atmak arasındaki farktan medet uman şiddet ölçerler bile zuhur etti.
Varlıklarını her konuda açıklama yapmalarına borçlu olan basın meslek örgütleri hafta sonu tatiline erken girdiler.
Saldırdıkları meslektaşlarımızı şimdi de yayın organlarını kullanarak hedef gösteriyorlar. Çok bağırarak ve kendilerini acındırarak haklı çıkabileceklerini sanıyorlar.
Fena halde yanılıyorlar.
Bu tek olay bile medyamızın acıklı halini gözler önüne sermesi, kamuoyunun bu kişilerin hak savunuculuğuna ve özgürlükçülüğüne neden itibar etmediğini göstermesi bakımından yeterlidir.
Yetkililerden öncelikle gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştirmek ve güvenliklerini sağlamak konusunda daha hassas davranmalarını, sonra da olayı bütün boyutlarıyla aydınlatıp basını susturmayı amaçlayan bu saldırının faillerini yargı önüne çıkarmalarını bekliyorum.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.