MAHMUT ÖVÜR

15 Haziran 2010, Salı

Barışta "ekmek" var

Barış ve Dostluk Festivali için gittiğim Yunanistan'da İpsala sınır kapısında yaşadığım tatsız gözaltı dışında her şey çok güzel geçti. Gözaltı nedeniyle yaklaşık 6 saatlik gecikme sonrası Batı Trakya'nın tarihi ve en güzel şehirlerinden biri İskeçe'ye vardım.
Kısa bir şehir turuyla bile şehirdeki estetiği, binalardaki balkon zenginliğini ve insan hareketliliğini görmemek mümkün değil. Tarihe dokunulmadığı gibi yeni yapılaşmalar da o tarihi yapıya aykırı durmuyor.
İskeçe 100 bine yaklaşan nüfusuyla Türkler ya da Yunanistan'ın yaklaşımıyla "Müslüman azınlık"larla Yunanlıların birlikte yaşadığı bir kent.
Barış festivalinin ilk durağı da o kentin müzesindeydi. Biraz geç de olsa müzeye girdiğimde panel yeni başlamıştı. Türkiyeli ve Yunanlı aydınlar ve gazeteciler 1923'ten bu yana yaşananları ve medyanın tavrını tartışıyordu.
Ortaya çıkan fotoğraf çok netti. 100 yıllık bir tarih içinde Türkiye'de daha derin acılar yaşanmıştı. Ama buna rağmen iki halkın da barışa susadığı bir gerçekti. Bu nedenle Defne Türk Yunan Dostluk Derneği, festivali anlamlı kılacak özgün bir etkinlik planlamıştı.
Ertesi gün "Barışta ekmek var" adıyla düzenlenen bu etkinlik için yaklaşık yarım saatlik uzaklıktaki Mandra köyüne gidiyoruz.
800 kişilik köyde 3 Türk aile yaşıyor. Ama köylülerin büyük çoğunluğu Adapazarı'ndan gelen Rumlardan oluşuyor. Mübadeleyle gelenler, nesiller değişse de Adapazarı'nı unutmamışlar. Hatta 4-5 köylü kadın ninelerinin Adapazarı'ndan getirdiği orijinal kıyafetleri giyerek, o çok bildiğimiz "Bir Dalda İki Kiraz" türküsünü söyleyip barış içinde bir arada yaşama şansımız olduğunu gösterdiler.
Sonra da orada o köyde, köylülerle birlikte 500 yıllık bir fırında barış ekmeği yapıp yedik. Herkes barışta "ekmek" olduğunun farkındaydı ve bunun için inanılmaz çaba harcıyorlardı. O günün akşamı ise İskeçe sırtlarında şehri tepeden gören, çam ormanı içindeki bir anfi tiyatroda Suzan Kardeş konseri izledik. Rumlar ve Türkler el ele yan yana, Kardeş'in sesinden çok dilli, çok renkli ve sesli Balkanlar'a tanık oldu.
Yanımda oturan Mehmet Altan'a iki halkın barış içinde buluşmasının ne anlama geldiğini soruyorum, cevabı umut verici:
"İnsanların özü; ulus, devlet, din gibi ayrılmadığı vakit her yerde aynı. Yavaş yavaş dünya galiba bunu keşfediyor. Soğuk savaş döneminde bu sınır kentleri en tehlikeli bölgelerdi. Aynı gezegende yaşadığımız ve insanca dilinin bütün dillerden daha yaygın olduğunu anlamaya, şimdilerde sınır kentlerinden başlıyoruz. İskeçe'de olanlar bunun küçük bir örneği…"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.