MAHMUT ÖVÜR
Terörsüz Türkiye ve ‘Bi xêr hatî aştî’*
Türkiye, nihayet 50 yıllık en baş belası sorunu, terör meselesini çözmede yolun sonuna geldi. Sanıyorum büyük çoğunluk bunun farkında ki terörsüz Türkiye'ye destek yüzde 70'ler civarında.
Çözümün hukuki adımları da önümüzdeki hafta Meclis gündemine gelecek ve "çerçeve yasa" görüşülecek.
Bir an düşünüyorum da son 50 yılda kaç kez umutlandık, kaç kez barış hayali kurduk, kaç kez "Yolun sonuna geldik" dedikten sonra hayal kırıklıkları yaşadık hatırlamıyorum bile.
Sorunu ilk seslendiren rahmetli Turgut Özal'dı. Örgütle ilk görüşme hamlesini de o atmıştı. 90'ların başında genç bir muhabirken Öcalan'la Bekaa Vadisi'ne ilk giden gazeteciler arasındaydım. Umutla gitmiş, Özal'ın "şüpheli ölüm" haberi gelince de hayal kırıklığıyla dönmüştük.
Sonrasında gelen o karanlık 90'lı yılları dehşet içinde yaşadık. Terör saldırıları, faili meçhul cinayetler, infazlar, köy yakmalar, köy boşaltmalar ve şehirleri kuşatan devasa bir iç göç...
Emperyalist odaklar ile içerideki darbeci güçlerin ittifakı, terörü durdurmak yerine körükledi, Türkiye'ye ağır bedeller ödetti, nefes almasını, ayakları üzerinde durmasını engelledi.
Yazılan raporlar, barış çabaları hep sonuçsuz kaldı. Ecevit döneminde Öcalan'ın yakalanması, AB'yle görüşmelerin başlatılması bir ara döneme yol açsa da arkası gelmedi.
Hatta milenyum sonrası AK Parti'nin tek başına iktidar, Recep Tayyip Erdoğan'ın da başbakan olması birilerini öyle rahatsız etti ki terör düğmesine yeniden basıldı ve PKK, "muhafazakâr-demokrat" iktidara karşı bir sopa gibi kullanıldı.
Bu kirli oyuna rağmen 2005 yılının ağustos ayına gelindiğinde ezber bozan bir şey oldu. Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'da "Kürt sorunu benim sorunumdur" diyerek yeni bir yolculuk başlattı. Olağanüstü hal yasası dâhil onlarca antidemokratik uygulamaya son verildi. 24 saat kesintisiz Kürtçe yayın yapan televizyon açıldı.
Ve ön önemlisi, terör ve silahın devreden çıkarılması için 2009'dan itibaren açılım süreçleri başlatıldı. Ama her demokratikleşme adımı sadece PKK tarafından değil, iç ve dış vesayet odakları tarafından sabote edildi.
Bu dönemde içeride devletin kılcal damarlarına sızan tahrip örgütü FETÖ de devredeydi. Onlarca tuzak kurdu, süreci sabote etti.
Buna rağmen Başbakan Erdoğan, direndi ve meydan okudu: "Terörü bitirmek için baldıran zehri de olsa içmeye hazırım."
Bu meydan okuma ve Türkiye'nin 2013 yılında IMF'yle ilişkisini bitirmesi, iç ve dış vesayet odaklarını çılgına çevirdi. O andan itibaren akla hayale gelmeyen terör saldırıları, kalkışmalar, siyasi tuzaklar birbirini izledi.
Yetmedi, Suriye üzerinden küresel bir operasyon çekildi. O da yetmeyince bu kez devreye FETÖ aparatı girdi ve 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi geldi. Başkan Erdoğan ve Erdoğan'a sahip çıkan millet o darbeyi de püskürttü.
O yıl Başkan Erdoğan aynen şöyle diyordu: "Ülkemizde oynanmak istenen oyunu bir kez daha bozduk. Bundan sonra inşallah Suriye'de oynanan oyunu da bozacağız, Irak'ta oynanan oyunu da bozacağız, Libya'da oynanan oyunu da bozacağız."
İşte bugün artık "son oyunu" da bozmanın eşiğindeyiz. Burada bir kişinin daha adını anmadan geçemeyeceğim: MHP lideri Devlet Bahçeli... Bahçeli'nin 22 Ekim 2024'te yaptığı o tarihi konuşma bugünlere uzanan sürecin kilidini açtı.
Şimdi görev, Meclis'te var olan bütün partilerde, en başta da "Bu sorun Meclis'te çözülür" diyen CHP'de ve CHP'den ayrılan Yeni Parti'de...
Türkiye Yüzyılı asıl şimdi yeni başlıyor.
* Hoş geldin barış...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.