MAHMUT ÖVÜR
Siyasetin cevap aradığı iki soru
Meclis'in fon skandalının gölgesinde açılması tarihi bir dönemin eşiğinde olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Siyaset ve futbol dâhil her alanda kendilerini "dokunulmaz" kılanlara dokunulan bir dönemden geçiyoruz. Gidişatın seyrini de en başta iktidarın kararlılığı belirleyecek. Foncu baronlara yönelik ilk adımlar olumlu görünse de toplumun asıl beklentisi, bu sistemin işleyişini gördüğü hâlde önlemeyen kurumlara ve siyasi ayaklarına yönelik nelerin yapılacağı. Çünkü esas olan darbe gibi her on yılda bir nükseden banka hortumlamalarına, banker skandallarına, borsa manipülasyonlarına bir son verilmesi. Devlet bunu sağlamak zorunda.
Bunun yolu da "Terörsüz Türkiye" hamlesinde olduğu gibi siyasi partilerin ortak yaklaşımından geçer. Sivil anayasa meselesi de böyledir. Bu ülke uzun yıllardır 60 ve 80 darbe anayasalarıyla yönetiliyor. Sivil siyasetçiler artık bu utancı daha fazla taşımamalı.
Başkan Erdoğan, Meclis'te yaptığı tarihi konuşmasında öncelikle siyasetin buluşma noktasına dikkat çekti:
"Her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye merkezli siyaset icra etmelidir. Türkiye'nin milli menfaatlerinde siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz buna büyük Türkiye mutabakatı diyoruz."
Son 76 yıla bakın, siyasi partiler bunu başaramadığı için ülke darbelere, dış müdahalelere maruz kaldı. DP, AP, Anavatan çizgisi ile CHP-SHP çizgisi ne yazık ki yıllar boyunca bir araya gelmeyi başaramadı. Son 25 yıldır da AK Parti ile CHP aynı kopukluğu yaşadı.
Milli meselelerde siyasi partilerin buluşması, muhalefetin "muhalefet etme" hakkını ortadan kaldırmıyor, tam tersine siyasete güvenin önünü açıyor.
Başkan Erdoğan geçmiş konuşmalarında da bu konuyu sık sık dile getirdi ama Meclis konuşmasında özellikle vurgu yaptı:
"Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dahilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır."
Bu tarihi konuşmaya ne yazık ki gerekçeleri ne olursa olsun CHP'nin eski alışkanlığını sürdüren Yeni Parti'nin Meclis'i terk etmesi, değiştiğini söyleyen CHP'nin de anlamsız bir biçimde "devleti temsil eden Cumhurbaşkanı"na inat oturma eylemi yapması gölge düşürdü.
Bu noktada şu sorunun cevabı da merak ediliyor: İktidar partisi ve hükümet kadroları ne kadar Başkan Erdoğan'ın yaklaşımını içselleştiriyor ya da hayata geçirebiliyor?
Özellikle AK Parti kadrolarının buna cevap araması gerekiyor.
Meclis'in açılışı gibi gece yapılan resepsiyon da tartışmaların ve cevabı aranan soruların oluşturduğu karamsarlığın yansıdığı bir resepsiyon oldu. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile eşi Sevgi Kurtulmuş'un ev sahipliği yaptığı geceye katılanlar arasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, MHP lideri Devlet Bahçeli, Pervin Buldan, Mustafa Destici, Önder Aksakal, Ali Babacan ve Mahmut Arıkan dikkat çeken isimlerdi. İlginç olansa bakanlardan sadece Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın katılmasıydı.
CHP ve Yeni Parti'nin katılmadığı resepsiyonda hem liderlere sorulan sorularda hem de sohbetlerde iki konu öne çıkıyordu: Terörsüz Türkiye'nin geleceği ve fon skandalına yönelik yargı operasyonunun nasıl seyredeceği...
İkisi de hayati derecede önemli...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.