ÖZLEM DOĞANER
Bir musibet bin nasihatten iyidir
Sermaye piyasalarında fonlarla ilgili yaşanan kriz, yüz binlerce insan için bir güven sınavına dönüştü. Şimdi ilk iş, tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcının parasına ne olacağını açık ve adil biçimde ortaya koymak. Ardından da şu soruyu sormak gerekiyor: Bu noktaya nasıl gelindi ve tekrarını önlemek için hangi kurallar değişmeli?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında iki gün sürmesi ve hatta hafta sonuna sarkması beklenen toplantıların önünde bu iki görev var. 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye ve ödeme esasları belirlenecek. SPK'nın açıklamasına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Dolayısıyla masadaki konu yalnızca teknik bir tasfiye işlemi değil, sermaye piyasalarına duyulan güven.
Yatırımcı açısından sorular son derece somut: Fonun varlıkları hangi değer üzerinden nakde çevrilecek? Ödemeler ne zaman başlayacak? Tasfiye öncesinde satış emri veren, işleminin takası tamamlanmasını bekleyen kişi hangi fiyatı esas alacak? Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun e-yatırımcı ekranındaki açıklama, fiyatın "0" görünmesinin ödeme tutarını belirlemediğini ve satış emri verilmiş, takası tamamlanmamış fonlarda satış günündeki fiyatın esas alınacağını söylüyor. Bu tür açıklamaların her aşamada, herkesin anlayabileceği açıklıkta sürmesi gerekiyor.
MASAK'ın geçmiş pay sahipliği ve para hareketlerine uzanan incelemesi de önemli. Şüpheli işlemleri ortaya çıkarmak, sorumluluğu bulunanları tespit etmek ve malvarlığı kaçırılmasını önlemek için kurumların birlikte çalışması şart. Ancak soruşturmanın ilerlemesiyle iyi niyetli yatırımcının hakkına kavuşması aynı takvime mahkum edilmemeli. Toplantılardan çıkacak yol haritasının başarısı, bu ayrımı ne kadar iyi kurduğuyla ölçülecek.
"Bir musibet bin nasihatten iyidir" deriz. Bu kez musibetten alınacak ders, birkaç yeni sınırlama getirmekle bitmemeli. Fonların birbiriyle ilişkili şirketlerin hisselerinde ne ölçüde yoğunlaşabildiğine, düşük işlem hacimli varlıkların nasıl fiyatlandığına, portföy yöneticileriyle yatırım yapılan şirketler arasındaki bağların nasıl açıklandığına yeniden bakılmalı. Saklama, değerleme ve bağımsız denetim mekanizmaları, risk büyüdükten sonra rapor yazmakla yetinmemeli, erken uyarı verebilmeli.
Bir başka mesele de yatırımcıya sunulan bilgi. Geçmişte elde edilmiş yüksek getirinin ardındaki yoğunlaşma ve likidite riski, anlaşılır biçimde görünür olmalı. İnsanlar hangi riski aldığını bilerek yatırım yapabilmeli.
Sermaye piyasaları Türkiye'nin büyümesi için vazgeçilmez. Şirketlerin finansmana, tasarruf sahiplerinin yatırım araçlarına ihtiyacı var. Bu nedenle krizin açtığı yarayı kapatırken piyasayı geliştirecek kuralları da kurmalıyız. Önce ödemelerde adalet ve şeffaflık, ardından gecikmeden kapsamlı bir düzenleme. Bu zor dönem, ancak böyle bir sonuca ulaşırsa gerçek bir fırsata dönüşür.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.