CEM SANCAR

04 Ekim 2026, Pazar

Afallama ve “Sadri Alışık İşler Karışık”

Afallama deyince aklınıza şu mahalle bu mahalle gelmesin. Toptan bir sosyolojiden bahsediyoruz. Kendini aydın ve ayrıcalıklı olarak gören her kesimden. Bizden, sizden, onlardan...

Aydınların kendilerine münevver ya da entelektüel demeleri bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren şey seçkinlerin davranış biçimi. Halkı 12 yaşında bir çocuk olarak görürsen, ona köşeli klişeler dikte edersen, sana "şaşkın" demelerine şaşırmamalısın.


Afallamayı örtmek için kullanılan perdeler var. Bunlar da aydının kendini sunuş biçiminde açığa çıkıyor. Ya Tanzimat Türkçesiyle boğucu bir hamâset ya da kabile gürültüsünde sıkış tepiş bir rabarba. İnsana, "Bu adam bu kadar anlaşılmaz konuşuyorsa, bunun yanında ben böceğim be!" dedirtecek bir zulüm.


Çoğu, burnundan kıl aldırmayan bir ulema topluluğu. Alıntı sarhoşları, akademik çuval yarışları... Kendi aralarında özel bir alfabe kullandıkları muhtemel, dinli-dinsiz bir ruhban. Bağırgan ve mütemadiyen suratı sirke satan.

***

Fakat meselenin en dibi "aydınlanma" olayına dayanmakta. Burjuvazi sanayi kapitalizmine yürürken kilise ve aristokrasiyle kapışmış, kendine alan açmış. Bizim muhafazakârların da hayran olduğu sanayi kapitalizmi için Batı'nın gerçek aydınları bugün şunu kabul ediyor: Dünyayı zehirledi! Yüzde 10 için yüzde 90'lık çoğunluğu ayırdı, ötekileştirdi...


Beyaz Adam'ın ideolojisi buydu.


Kaba pozitivizmdi. Kilise dinine karşı bilimi "yeni bir din", laboratuvarı da "tapınak" haline getirdiği, insan zihnini ve varoluşun sihrini hafife aldığı için tökezledi. Ve bu mekanik tantana, kuantum fiziği karşısında tam anlamıyla motoru yaktı...


Pozitivist kapitalizmin analizi Marks tarafından yapıldı. Marks Almanya'dan transfer, kabul edilmemiş bir İngiliz'di. Kankası Engels fabrikatör çocuğuydu. Meseleyi sadece "ekonomik determinizm" gözüyle gördüler. Onlara göre günün en ileri sistemi "kapitalizmdi," o iyice gelişince aydınlar işçi sınıfını itekleyerek sosyalizmi getirecekti. Diğer sosyalistler ve anarşist filozoflar buna karşı çıktılar ama maçı Marksçı boksörler kazandı. Aydınlar sosyalist idealleri Leninist diktatörlüğe tercüme ettiler. Baskıcı devlet kapitalizmi için hırslandılar.


İnsan ruhu, mânevî kültür onlara vız geldi. Sovyetlerde milyonlarca köylüyü açlıktan bitirdiler. Kendi adamlarının kafasına kurşun sıktılar, milleti toplama kamplarında çürüttüler.


Finalde pek fena kaybettiler...

***

Bu finali önceden sezen Avrupalı aydınlar "kültürü" öne çıkarttılar. Çıkarttılar da hangi kültürü? Serbest ticaret, tekelci tröstlere dönüşünce kültürü de Hollywood yönetti. Kültür dedikleri zaten ticari bir gösteriydi.


Genç Osmanlılardan başlayarak bizimkiler de Kadızâde fasaryalarını (teleskopla rasathaneden meleklerin bacaklarını dikizliyorlar kafası) Batı'ya taşıyıp oradan "ecnebi" olup dönünce... Devlet-i Âliyye de olan bitenin aslını esasını göremeyince... Sonra İttihatçılık denen musallat...


Büyük dağılmanın depresyonundan bir Cumhuriyet doğdu... Millî direniş esnasında dile getirdiği dinî, yerli söylemleri yutan otoriter bir tek parti rejimiydi. Madem topraklar kaybedilmişti, o zaman 1300 yıllık geçmiş de terk edilmeliydi...


Kutsala gönderme yapan kelimeler tasfiye edildi, "öztürgeçli" bir hayat inşa edildi. Anadolu halkı mecalsiz, yama dikerken, şık ötesi balolarla muasır medeniyetlere erişildi. Biraz kıpırdayanlarsa "komünist" bahanesiyle kodeslerde eridi, kiminin başı taşla ezildi.


Dünya tamahkâr bir hanzoluğa boyanmış, zarafet ve merhamet taca çıkmıştı.

***

Peki yerli aydınların afallaması ne hesaptı?

Afallama, kendi irfanına sağır olanların, ödünç akılları çöktüğündeki sersemliğiydi. Rahman dersini verip duruyordu ama ortada ders alacak idrak yoktu.


Bugünkü dünya böyle oluştu. Bu dünyanın ruhsuz entelektüelleri de...
Kendilerine istedikleri kadar şucu bucu desinler, herkes bu -mış gibi yapan tiyatronun merkezindeydi. Kadehler kalkıyor, alkolsüz şampanyalar baby shower'larda gümlüyordu. Ondandır gün geldi, makama, mala mülke ve göbek altına secde edildi. Hakkaniyet unutuldu, altın, gözbebeği oldu. Millet mide ameliyatı olmaktan bîtap düştü. Sağcılık solculuk filan da bu işin ketçabıydı. Ki ketçap (kabul edin) Uzak Doğu'dan aşırılıp Amerika'da şekerlenmiş tatsız bir zamazingoydu.

***

Çalsın sazlar oynasın kızlardı.

İbn Arabî mülhit, Mevlâna öhöm, Şems-i Tebrizî zındık şeklindeydi. Birtakım hazirun, şöyle örttün böyle örttün tarzında başımıza tüccar terzi kesilmişlerdi. Holding cemaatleriyle, Borsa-Fon Tokatçıları, "İnsanlık Tarikatının" damarlarını tıkamışlardı. Fakat tıkalı damar sorunu tabuydu. O damara anjiyo yapıp açmaya kimse cesaret edemiyordu. O yüzden de beyinlere kan gitmiyordu.


Buna da kader deniyordu...


Hz. Ömer Şam'a giderken yolda veba haberini aldı ve geri dönmeye karar verdi. "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" diyenlere, "Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz," dedi. Kader, körleşmek değildi.


Kader bunun neresindeydi?


Evet, işler karışıktı. "Sadrialışıktı!"


Meraklısına:
"İşler Karışık Sadri Alışık," Yeşilçam komedileri için uydurulmuş bir tekerleme olarak dilimize karışmıştır. O içtenlikten faydalandım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.