METİN SEVER
Sizin hiç babanız öldü mü?
YOKSULLUĞUN KALBİ
Karadon maden ocağında bu kez 30 madencinin 'ışığı söndü.' Vesikalık fotoğraflarına bakıyorum. Yaşamları gibi kara ve kavruk. İsmail Fidan, Ahmet Karabektaşoğlu, Yunus Ekmekçi, Serkan Yılman, Koray Kebapçı. Tam 30 can. Onlar artık yok. Onlar rahmetli oldu. Selda Bağcan'ın Madenci Türküsü'nde söylediği gibi "Sarıldılar kömürün ateşine, kibrit oldular, yok oldular..." Yerin tam 540 metre altında. Sarsıldığında toprak ve kömür. Belki bağırdılar 'Vay anam yandım' diye. Belki el ele tutuştular. İnsan, nefesi ağır ağır azalırken ne düşünür? O zifiri karanlıkta. Gizli bir el içindeki ışığı kaparken aklına ne gelir? Sabah evden çıkarken anneleriyle, eşleriyle helalleştikleri an mı? Hayatlarının ışığını kapatan basiretsizliğe öfke mi? Uluslararası Çalışma Örgütü kaynaklarına göre her yıl 1,2 milyon insan iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını kaybediyor. Her yıl 250 milyon insan iş kazalarına maruz kalıyor. Yani 'aldığımız her nefes başkalarının verdiği nefes oluyor.' Bizdeki durum daha da vahim. Almanya'da Zonguldak türü bir kaza en son bundan 40 sene önce olmuş. Türkiye maden kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa'da birinci sırada. Kömür ocaklarında 1955-2009 arasında 2 bin 687 işçi hayatını kaybetmiş. Yaralı sayısı ise tam 326 bin 321. Hiç düşündünüz mü? Neden, aldığımız her nefes başkalarının verdiği nefes oluyor? Birkaç gün sonra unutacağız hepsini! Neden? Bir arkadaşım şunları yazmış: "Dün eve gelince, çamaşır sepetinde minicik bir kertenkeleyle karşılaştım, kardeşim zarar vermeden dışarı göndereyim diye helak oldu. Bugün neredeyse bir tarantulaya benzeyen kocaman bir örümcek gördük. Onu da tekrar dışarı gönderebilmek için neler çektik. Çünkü bize, şu hayatta yaşamaktan daha değerli bir şey olmadığını öğretti annemle babam. Ne para, ne mevki, ne iş ne güç. Hiçbir şey nefes almaktan ve nefes aldırmaktan daha önemli değil. Ben küçücükken öğrendim bir böcek nasıl zarar verilmeden peçeteyle alınır, dışarı koyulur. Yani yaşam hakkı falan diyoruz ya, kitaplardan öğrenilmiyor. Küçükken beynine kazınıyor. Biz bu ülkede yaşamayı da yaşatmayı da sevmiyoruz, bilmiyoruz." Doğru mu? Büyüdükçe, zenginleştikçe kalbimiz yoksullaşıyor mu? Bunun için mi bu ülkede, yaşam en ucuz şey? Orhan Veli, "Siyah akar Zonguldak'ın deresi/ yüz karası değil, kömür karası/ böyle kazanılır ekmek parası" diye yazmış. Evet ağabeyler! Sizin ki, kömür karasıydı, bize kalan yüz karası.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.