TİMUR SIRT

02 Ağustos 2026, Pazar

Yeni yapay zeka kolonileri doğuyor

Her şey oğluma hayali bir ahşap tekne yapımcısının hikayesini anlatırken başladı. Ardından bir soru: "Baba o dönemde denize düşenlere can yeleği ya da can simidi veriliyor muydu?" sorusu ilk fitili ateşledi. Ardından coğrafi keşifler döneminde gemilerin geri dönüş istatistiği aramasıyla koloni dönemi araştırmasıyla şekillendi.
Karşıma eşsiz belgeler çıktı. Eline Jongsma ve Kel O'Neill'in İmparatorluk: Hollanda Sömürgeciliğinin İstenmeyen Sonuçları adlı çok platformlu belgesel projesi, dört yıl boyunca VOC (The Dutch East India Company- Vereenigde Oostindische Compagnie) ve GWC'nin Geoctroyeerde Westindische Compagnie (GWC) veya kısaca WIC (Hollanda Batı Hindistan Şirketi) hayaletlerini takip ederek sömürgeciliğin insan ölçeğindeki izlerini belgeliyor. Proje, büyük anlatılar yerine gizli köşelere, sözlü tarihlere ve kişisel hikâyelere odaklanıyor. Sömürge koşullarının nasıl mutasyona uğrayarak günümüze ulaştığını gösteriyor. Bu çarpıcı arşivi izlerken, ister istemez bugünün en büyük tekelci güçleri olan yapay zeka şirketlerine bakıyor ve aynı dinamiklerin dijital bir çağda yeniden canlandığını görüyoruz.

YASALAR ONLARIN HIZINA YETİŞEMİYOR
VOC, 1602'de kurulduğunda sadece bir ticaret şirketi değildi; savaş açma, kolonileştirme, para basma ve mahkûmları idam etme yetkisine sahip, devlet işlevi gören ilk çok uluslu örgüttü. Günümüzün önde gelen yapay zeka şirketleri; OpenAI, Google DeepMind, Anthropic veya Çin'in Deep- Seek gibi farklı modelleri olsun benzer bir tekelci konumda. Veriye erişim, hesaplama gücü, algoritmik karar verme yetkisi ve küresel kullanıcı tabanları üzerinde kurdukları hakimiyet, onları adeta yeni VOC'ler haline getiriyor.
Tıpkı VOC'nin baharat ticaretinde tekel kurması gibi, bu şirketler de bilginin üretimi, işlenmesi ve dağıtımı üzerinde benzeri görülmemiş bir kontrol sahibi. Devletler onlardan izin alarak yapay zeka kullanıyor; yasalar onların hızına yetişemiyor; mahremiyet, işgücü, eşitlik gibi temel toplumsal kavramlar onların algoritmalarının insafına bırakılıyor. Eğitirken söz sahibi olmadığınız modellere kurallar koyarken de söz sahibi olamıyorsunuz.
Projenin ilk bölümü olan Cradle, ev ve doğum yeri kavramlarını sorguluyordu. Schiphol Havalimanı'nda Koreli evlatlık bir gencin dürbünle uçakları izlemesi ile morgda ölü göçmenleri memleketlerine hazırlayan çalışanın hikâyesi paralel ilerliyordu. Bugünün dijital dünyasında, verilerimiz de tıpkı o göçmenler gibi doğdukları yerden koparılıp küresel veri havuzlarına taşınıyor. Yapay zeka şirketleri, bizim "dijital doğum" bilgilerimizi, doğum tarihimizden sağlık verilerimize, beğenilerimizden sosyal ağlardaki etkileşimlerimize kadar topluyor. Tıpkı Schiphol'daki morg çalışanının bedenleri "geri göndermesi" gibi, bu veriler de anonimleştirilerek ya da ticarileştirilerek başka bağlamlara sürülüyor. Peki ya o evlatlık genç? O da kim olduğunu bilemediği köklerine ulaşmaya çalışan her bir kullanıcı gibi, kendi dijital geçmişinin parçalarını algoritmaların bulanık aynasında arıyor.

GENÇ KUŞAK DİJİTALDEN BESLENİYOR
Migrants bölümü, transatlantik köle ticaretinin günümüzdeki kalıntılarına odaklanıyordu. Gana'daki "Süslü Elbise Festivali" insanların eski efendiler gibi giyinmesi, Brezilya'da Hollandalılarla melezleşmiş topluluk, Surinam'da kaçak kölelerin ormanda kurduğu yeni toplum. Bugünün yapay zeka ekosisteminde de benzer bir "dijital kölelik" ağı mevcut. Veri etiketleyiciler, içerik moderatörleri, yapay zeka eğitimi için düşük ücretle çalıştırılan milyonlarca insan (çoğu Güney Yarımküre'den) tıpkı 17'inci yüzyıldaki köleler gibi, görünmeyen emekleriyle bu imparatorluğu ayakta tutuyor. Ancak projenin gösterdiği gibi, sömürü sadece fiziksel değil, kültürel melezleşme de yeni kimlikler doğuruyor. Bugün, yapay zeka ile beslenen bir genç kuşak, kendi yerel dillerini ve kültürlerini yapay zeka modellerine aktararak onları "melezliyor". Tıpkı Brezilya'daki topluluğun Hollanda ve yerli kültürünü karıştırması gibi. Kaçak kölelerin ormanda yeni bir toplum kurması ise belki de bugünün "açık kaynak" AI topluluklarına benziyor. Dev tekellerin dışında, kendi kurallarını koyan, özgürleşme vaadi taşıyan ama yine de tekelci sistemlerin gölgesinde var olmaya çalışan mikro-evrenler.

KARANLIK MİRASLAR VE ALGORİTMİK AYRIMCILIK
Legacy, VOC'nin Doğu Hint Adaları'ndaki yankılarına ve tarihin yanlış tarafındaki miraslara bakıyordu. Endonezya'daki Nazi canlandırma grubu ve Güney Afrika'daki beyaz Afrikaner ayrılıkçı topluluğu, sömürgeciliğin ırksal ve ideolojik yapılarının zamana nasıl direndiğini gösteriyor. Yapay zeka dünyasında da benzer miraslar genellikle "algoritmik önyargı" adı altında karşımıza çıkıyor. Yüz tanıma sistemleri koyu tenli insanlarda daha yüksek hata oranları veriyor; işe alım algoritmaları kadın adayları elemeye meyilli; kredi skorlama modelleri etnik azınlıkları cezalandırıyor. Bunlar, sömürge döneminin ırkçı sınıflandırmalarının dijital bir mutasyonundan başka nedir? Tıpkı Afrikaner topluluğunun kendi tarih okumasında direnmesi gibi, bu algoritmalar da kendi eğitim verilerinin içindeki tarihsel ayrımcılığı tekrar tekrar üretiyor. Ve ne yazık ki, bu mirasın farkında olmak bile onu değiştirmeye yetmiyor; çünkü tekelci şirketler bu sistemlerin denetimini ellerinde tutuyor.

TEKELCİ SİSTEMLER KENDİ KALIPLARINA BİZİ MAHKUM EDİYOR
Projenin en oyuncu bölümü Periphery, sömürgeciliğin beklenmedik etkilerine odaklanıyordu. Endonezyalı aktöre sadece Meksikalı rolleri teklif edilmesi, Avustralyalı Aborijin motosikletçinin sürgündeki Hollandalı denizcilerle bağlantı arayışı bunlar kimliklerin nasıl dışarıdan dayatılan kategorilere sıkıştığını gösteriyor. Bugün, yapay zeka ile etkileşime giren milyarlarca insan, benzer bir kategori sıkışmasını deneyimliyor: Öneri motorları bizi "benzer kullanıcı" kümesine hapseder, dil modelleri bizim yerimize "en olası" cevabı üretir, yaratıcı yapay zekalar ise kendi eğitim verilerindeki klişeleri yeniden üretir. Periphery'deki karakterler gibi, bizler de yapay zeka tarafından tanımlanan çevresel alanlarda kendi özgünlüğümüzü arıyoruz. Bazen bu arayış, tıpkı o Aborijin motosikletçinin sürpriz soyağacı gibi, beklenmedik bağlantılar ortaya çıkarıyor ama çoğu zaman, tekelci sistemler bizi kendi dar kalıplarına mahkûm ediyor.

SANATÇI KİTABI VE VERİNİN KALICILIĞI
Projenin artbook'u, dört yıllık yolculuğun kalıcı kaydı olarak işlev görüyordu. Yapay zeka çağında verinin kalıcılığı çok daha büyük bir mesele. Bu şirketlerin ellerindeki veriler, bugünün sömürge arşivleri gibi, gelecek nesiller için hem bir miras hem de bir yük olacak. Ancak tıpkı VOC'nin ticari kayıtlarının bugün tarihçilere ışık tutması gibi, bugünün veri akışları da yarının tarihçilerine sömürgeci dijital yapıyı anlama fırsatı verebilir. Tabii bu verilere erişimimiz varsa. Ve ne yazık ki, tekelci şirketler bu verilerin mülkiyetini ve kontrolünü sıkıca ellerinde tutuyor.

BU SÖMÜRGECİLİKTEN KAÇINMAK MÜMKÜN MÜ?
Jongsma ve O'Neill'in projesi, bize sömürgeciliğin asla tamamen ortadan kalkmadığını; sadece biçim değiştirdiğini öğretiyor. Bugünün yapay zeka tekelleri, tıpkı VOC ve GWC gibi, küresel eşitsizlikleri derinleştirme, kimlikleri yeniden şekillendirme, tarihsel adaletsizlikleri pekiştirme ve yeni tür "koloniler" yaratma potansiyeline sahip. Ancak projenin en değerli katkısı, büyük anlatılara değil, kişisel hikâyelere, sözlü tarihlere, gizli köşelere odaklanması. Çünkü belki de direniş, tekele karşı tek bir alternatif sunmak değil, her birimizin kendi dijital sömürge geçmişimizi ve bugünümüzü sorgulayarak, çoğul ve yerel anlatılar inşa etmekten geçiyor. Tıpkı o kaçak kölelerin ormanda yeni bir toplum kurması gibi, biz de kendi dijital ormanlarımızı, yani mahremiyet bilinci, veri okuryazarlığı, açık kaynak dayanışması ve etik denetim inşa edebilir miyiz? Yoksa tekeller, sömürgecilerin hayaletleri gibi, mutasyona uğrayarak daha da görünmez ve güçlü bir şekilde varlığını sürdürecek mi? Proje, bu soruyu cevapsız bırakıyor. Belki de cevap, geleceğin sözlü tarihlerinde gizli. Ama en azından, bize "izlemeyi" değil, "bakmayı" öğretiyor.

***

HARCANAN VERİLER AÇIK HAVA SİNEMASI DENEYİMİNE DÖNÜŞÜYOR
Türk Telekom'un müşterilerinin hayatına değer katan markası Türk Telekom Prime, yaz akşamlarını açık hava sineması keyfiyle buluşturmaya devam ediyor. 30 Temmuz'da başlayacak Türk Telekom Prime Açık Hava Sineması etkinlikleri; Samsun, Rize, Trabzon ve Bozcaada'da sinemaseverlerle buluşacak. Film gösterimleri öncesinde düzenlenecek yarışmalar, sürpriz hediyeler ve deneyim alanlarıyla katılımcılar yaz akşamlarının tadını Türk Telekom Prime ayrıcalıklarıyla çıkaracak.

Türk Telekom'un müşterilerinin hayatına değer katan; bol GB'lı mobil tarifeler ve yüksek hızlı ev internetinin yanı sıra seyahatten eğlenceye, marketten e-ticaret alışverişine kadar birçok alanda ayrıcalıklar sunan markası Türk Telekom Prime'ın bir yaz klasiği haline gelen Açık Hava Sineması etkinlikleri, 30 Temmuz-8 Ağustos tarihleri arasında Samsun, Rize, Trabzon ve Bozcaada'da sinemaseverlerle buluşacak. Açık havada sinema keyfini eğlenceli deneyimlerle buluşturacak etkinlikler, 30-31 Temmuz'da Samsun Batıpark'ta, 1-2 Ağustos'ta Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı'nda, 3-4 Ağustos'ta Trabzon Atatürk Meydanı'nda ve 7-8 Ağustos'ta Bozcaada Cumhuriyet Meydanı'nda gerçekleştirilecek.
Türk Telekom Prime Açık Hava Sineması etkinliklerinde ziyaretçileri film gösterimlerinin ötesinde dopdolu bir festival atmosferi bekliyor. Etkinlik alanında kurulacak Türk Telekom Prime çadırında katılımcılar festival makyajı ve saç örgüsü aktivitelerine katılabilecek, sunucu eşliğinde Türk Telekom Prime sosyal medya hesabını takip eden ziyaretçiler ödüllü çark etkinliğine katılarak çeşitli sürpriz hediyeler kazanabilecek. 5G deneyim alanında yer alacak refleks duvarında belirlenen sürenin altında parkuru tamamlayan katılımcılar çeşitli promosyon hediyelerin sahibi olacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.