TİMUR SIRT
Ülkeler yapay zekada kendi yolunu çiziyor
Yapay zeka teknolojisi üzerinden yaşanan savaş daha çok üçüncü ülkeleri zor durumda bırakıyor. Bireysel olarak bu yapay zeka savaşının etkisini deneyimlemenin en iyi yolu Çin'de olmakmış. Tencent Küresel Dijital Ekosistem Zirvesi 2026 (Tencent Global Digital Ecosystem Summit 2026) için Çin'deyim. ABD merkezli Google'ın bulut tabanlı hizmetlerini, Whatsapp gibi mesajlaşma uygulamalarını kullanmak için ya kendi SIM kartımı kullanmak ya da otel gibi yerlerde olmak zorundayım. Aslında iş ve özel hayat bağımlılığınızı görmek için ilginç deneyim. 19 Ekim 2026'da ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), "Federal Acquisition Supply Chain Security Act (FASCSA, 2018)" dayanağıyla tüm federal sivil yürütme birimlerine DeepSeek ürünlerini bilgi teknolojisi sistemlerinden kaldırma ve gelecekte tedarik etmeme emri verdi. Karar 20 Ekim'de Federal Sicil'de (Federal Register) yayımlandı, kurumlara da 60 gün süre tanındı. Yasak sadece DeepSeek'in kendi yazılımı değil; DeepSeek teknolojisiyle geliştirilmiş üçüncü taraf hizmetleri de kapsıyor. Sonuçta gerçekten üçüncü ülkelerin yapay zeka konusunda farklı bir yol bulması zorunlu. Bir ülkenin sağlık bakanlığı, hastane kayıtlarını bir yapay zeka modeline okutmak istiyor. Modeli ABD'li bir şirketten API olarak kiralarsa veri ülke dışına çıkıyor ve o şirketin ülkesindeki yasalara tabi oluyor. Çin menşeli açık bir modeli kendi sunucusuna indirirse veri içeride kalıyor ama modelin davranışı, güncellemesi ve geleceği başka bir ülkenin laboratuvarına bağlı kalıyor.
BİRBİRİNE ZIT İKİ KUTUP
ABD ve Çin, yapay zekâyı dünyaya yayma konusunda birbirine tamamen zıt iki strateji izliyor. ABD modeli tam bir paket ihracatı tadında. Temmuz 2025'te imzalanan bir başkanlık kararnamesiyle "Amerikan Yapay Zekâ Teknoloji Yığını İhracatı" programı kuruldu. Müttefik ülkelere çip, veri merkezi, model, yazılım ve güvenlik katmanından oluşan paket satılıyor. Nisan 2026'da ilk "tam paket" başvuruları toplanmaya başladı. Amaç açıkça vurgulanıyor: Müttefik ülkelerin Çin yapay zekâsına bağımlı hâle gelmesini engellemek. Çin ise dil modelinin kullanılacağı bağımlılığa değil, bulut ve destek hizmetlerinden kazanmaya yönelik strateji uyguluyor. DeepSeek MIT, Qwen Apache 2.0 gibi serbest lisanslarla model ağırlıklarını indirilebilir halde yayınlıyor. Para modelden değil, onu çalıştıran altyapıdan, buluttan ve destekten kazanılıyor. Sonuç: İndiren ülke modeli kendi sunucusunda, kendi verisiyle, kendi dilinde çalıştırabiliyor. Bu iki strateji, üçüncü ülkeleri bir tercihe zorlamak yerine tuhaf bir duruma soktu: ikisini birden kullanmak. Ve tam bu noktada, "egemenlik" kavramı bir bayrak meselesi olmaktan çıkıp bir mühendislik ve satın alma meselesine dönüştü. Counterpoint'in 2026 ilk yarı "Egemen Yapay Zekâ Modeli Endeksi", ABD ve Çin dışındaki 55'ten fazla ülkedeki 170'ten fazla "egemen modeli" inceledi. Sonuç bu modellerin yüzde 56'sı hazır açık modellerin üzerine ince ayar, yalnızca yüzde 44'ü sıfırdan eğitilmiş. İnce ayar yapanların tabanında Llama yüzde 38, Qwen yüzde 20, Mistral yüzde 19 pay alıyor.
'VERİ GÜVENLİĞİ' BAHANE DEĞİL
Ülkelerin endişesini "teknoloji milliyetçiliği" diye geçiştirmek kolay. Ama altında üç somut korku var ve üçü de 2026'da gerçekleşti. Birinci korku servisin bir gecede kesilmesiydi. Haziran 2026'da Anthropic, Avrupa'ya yönelik bazı model hizmetlerini kısa süreliğine askıya aldı. Teknik olarak şirketin hakkı. Ama bir bakanlığın ya da hastanenin iş akışı o servise bağlıysa, o askıya alma bir politika kararı kadar etkili oluyor. Bulut modeli kiralamak, fiilen bir hizmet sürekliliği riski satın almak demek. İkinci korku hangi ülkenin yasasına tabi olduğunuz durum. Veriyi yurt dışındaki bir sunucuya gönderdiğinizde, o veri sizin hukukunuzun dışına çıkıyor. Avrupa'nın temel itirazı bu. Ama aynı itiraz Çin bulutları için de geçerli. Çin'in veri ve güvenlik mevzuatı, kendi ülkesindeki şirketlere bazı durumlarda işbirliği yükümlülüğü getiriyor. Yani "ABD'den uzaklaş, Çin'e yaklaş" da temiz bir çözüm değil. Üçüncü korku ise modelin davranışı konusunda çekincelerden oluşuyor. Bu en teknik ama en az konuşulanı. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki CAISI'nin çalışması, bazı açık ağırlıklı modellerin "ajan ele geçirme" (agent hijacking) testlerinde ve belirli yönelim eğilimlerinde ABD'nin öncü modellerinden belirgin biçimde yüksek sonuç verdiğini, üstelik bu eğilimlerin üçüncü taraf ince ayarından sonra da kaldığını buldu.
DİJİTAL ASİSTANLAR İŞ BAŞINDA
2026 Tencent Dijital Ekosistem Zirvesi'nde yüzlerce duyuru vardı ama teknolojiyle ilgilenmeyen biri için önemli olan üç tanesi öne çıktı. Ürettiğiniz dijital asistanlar görüyor, ne iş yapacağını biliyor ve şirkette verimli iş üretiyor. Bugün yapay zeka asistanı kullanmak yenilikçi olmayı gerektirmiyor. Çok hızlı, hiç yorulmayan ve sizin yerinize ekran başında oturan bir çırak. Ona ne yaptıracağınızı bilmek, onun ne kadar akıllı olduğundan daha önemli hale geldi. Yapay zeka projeleri her kuruma üç temel soruyu sorduruyor: Hangi sorun ya da sorunları çözecek, maliyeti ne olacak ve bunları yaparken güvenliği riske edecek mi? İşte Çinli Tencent Cloud'un odaklandığı bu sorulara WorkBody ile karşılık veriyor. Bunu şöyle düşünün asistanın doğuştan bildikleri bir yana, ona sonradan eklemlenen 200 bin farklı "meslek" ya da yetenek var. Muhasebe tablosu okumak, fatura kesmek, video altyazı çıkarmak, belirli bir programa bağlanmak. Telefonunuza uygulama indirmek gibi, ama asistanın beynine. Ve zirvenin en çarpıcı istatistiği aslında WorkBuddy'yle ilgili değildi. Çin'in resmî verilerine göre ülke genelinde günlük yapay zeka çağrısı 2024 başında 100 milyar seviyesindeyken, bu yılın Temmuz ayında 500 trilyonu aşmış. İki yılda 5 bin kat. Rakamlardaki korkunç artış denemekle ile "gerçekten kullanmak" arasındaki farkı ortaya koyuyor...
ELİ OLMAYAN BİR ASİSTAN NE YAPABİLİR?
WorkBuddy, masaj yapan robotlar ve sandalye üreten robot kollarla 2026 Tencent Dijital Ekosistem Zirvesi'nin basit turuna çıkalım. Tencent Cloud CEO'su Dowson Torg yapay zekânın artık "soru sorduğunuz bir şey" olmaktan çıkıp "iş verdiğiniz bir şey" olduğunu söyledi. Sahnede bir asistan, bir robot kol, bir de masaj yapan bir makine vardı. Ve salondaki herkesin aklında aynı soru: Bunları ben de yapabilir miyim? Bu yazı o soruya dürüst bir cevap vermeye çalışıyor. Kısa cevap şu: Evet, ama "her şey" tek bir üründen çıkmıyor. Zincirin bir yarısı yazılım, diğer yarısı fizik. Bugün hangi yarının nerede bittiğini göstereceğim. Tencent, WorkBuddy'yi bu yılın Mart ayında başlattı. Yedi ay sonra zirvede açıkladığı tablo şu: 90 milyar tamamlanan görev isteği (günde yaklaşık 40 milyon) 100 büyük sürüm 7 ayda. Çin'in en büyük 500 şirketinin yarısı kullanıyor.
1- Asistan artık görüyor: Tencent'in temel modeli Hy4 duyuruldu. Önemli olan tarafı şu: ilk kez görsel anlama yeteneği geliyor. Yani bir ekran görüntüsünü, bir faturayı, bir krokiyi, bir ürün fotoğrafını "bakıp" anlayabiliyor. Şimdiye kadar çoğu asistan için resim, içinde yazı olan bir dosyaydı.
2- Dağınık uygulamalar tek kimlikte birleşti: "Buddy One" adı verilen yapı; WorkBuddy, Tencent Docs (doküman), Tencent Meeting (toplantı), Tencent Drive (bulut depolama) ve ima (bilgi tabanı) uygulamalarını tek bir kimlik altında bağlıyor. Pratik anlamı: bir kez soruyorsunuz, asistan sizin izin verdiğiniz tüm belgeleri, toplantı notlarını ve dosyaları tarayıp kaynak göstererek cevap veriyor. Dosyaları tek tek bulup yapıştırmak devri kapanıyor.
3- Asistan artık şirketin sistemlerini giriyor: En az gösterişli ama en önemli olanıysa WorkBuddy, kurumsal yazılımlara (ERP, CRM, muhasebe, üretim planlama) standart bir köprü üzerinden bağlanabiliyor. Yani "geçen ayın satışları neydi" diye sorduğunuzda, asistan cevabı tahmin etmiyor, şirketin gerçek veritabanına bakıp getiriyor. O programı planlayan, siparişi yöneten, stok takip eden, raporu yazan, müşteriye cevap veren katman. Yani "beyaz yakalı" iş. Masaj yapan robot da, sandalye üreten robot da, ikisinin arasındaki her şey de yapılabilir. Ama sıra şu: önce masa başındaki işi asistan devralsın, sonra fiziksel iş için doğru ortağı bulun. Tersini yapmak yani önce pahalı bir makine alıp sonra "bunu neyle yöneteceğiz" diye düşünmek bu yılın en pahalı hatası olur.
Zirvenin kapanış cümlesi de tam bunu söylüyordu: gerçek dönüşüm, teknolojinin kendisinden değil, teknolojinin işin içine girmesinden geliyor.
TÜRK TELEKOM YERLİ BULUT PLATFORMUNU KAMU VE ÖZEL SEKTÖRÜN KULLANIMINA SUNDU
Türk Telekom, TÜBİTAK BİLGEM iş birliğiyle geliştirdiği açık kaynak tabanlı yerli bulut platformunu kamu ve özel sektör kurumlarının erişimine açtı. Türk mühendisler tarafından geliştirilen ve şirketin kendi altyapısında da aktif olarak kullanılan çözüm, kurumlara yurt içinde veri barındırma imkânı sunuyor. Platformun açık kaynak mimarisi üzerine inşa edilmesi, tescilli yabancı yazılımlara olan bağımlılığın azaltılması ve uzun vadede lisans maliyetlerinde avantaj sağlanması hedefleniyor. Esnek kapasite yönetimi sunan sistemin, başta 5G olmak üzere yeni nesil teknolojilerde kullanılması planlanıyor. Türk Telekom'un yerli bulut hamlesi, küresel bulut altyapı hizmetleri pazarının büyük ölçüde üç büyük sağlayıcı etrafında yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Synergy Research Group verilerine göre 2026 yılının ikinci çeyreğinde küresel bulut altyapı hizmetleri harcamaları 143.4 milyar dolara ulaştı ve yıllık bazda yüzde 43 artış kaydedildi; bu, son sekiz yılın en yüksek büyüme oranı olarak kayıtlara geçti . Aynı dönemde pazar payları Amazon Web Services (AWS) için yüzde 28, Microsoft için yüzde 20 ve Google Cloud için yüzde 15 olarak gerçekleşti. Üç şirketin toplam payı yüzde 63 seviyesinde bulunuyor. Google Cloud, yıllık bazda iki puanlık pay artışıyla dikkat çekerken, AWS'nin payı geriledi. Türkiye özelinde ise bulut bilişim pazarının 2026 yılında yaklaşık 2,84 milyar dolar büyüklüğe ulaşması ve 2026-2031 döneminde yıllık yüzde 31,01 bileşik büyüme oranıyla 2031'de 10.97 milyar dolara çıkması öngörülüyor.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.