YEŞİM TABAK
'Duyumcu' sinema
BELİRSİZLİKLERLE DOLU GERİLİM
En iyi yabancı film dalında Altın Küre adayı olan -Oscar adaylığı yolda- ve gelin Emma Recchi rolündeki Tilda Swinton'ın performansıyla da hayli sükse yapan Benim Adım Aşk, en az kahramanlarının yaşam tarzı ya da kameranın gözünün takıldığı barok Milano binalarının oymaları, şehrin yüzlerce yılda inşa edilmiş gotik katedralinin kuleleri kadar frapan bir film. Üzerindeki renkli şekerlerle pek şık görünüp, yediğiniz anda tüm hayalleri yıkan bir pastaya benzediği sanılmasın. İtalyan yönetmen/senarist Luca Guadacnino'nun özenle hazırladığı süsler ve püslerin tamamı, filmin anlam dünyasının bir parçası. Benim Adım Aşk, seçkinliğin görünen hafifliği ve altında yatan ağırlık arasında bir yerde ilerliyor. Belirsizliklerle dolu gerilimi de bundan. Filmin aristokrasi, değişen dünya dengeleri ve sınıflararası ilişkilerle ilgili görüşleri, evet var; ama yolcuğunu tamamen 'duyu'lar üzerinden yapıyor. Duygular da değil, duyular, ve bir anda yol açtıkları şaşırtıcı değişimler. Örneğin? Bir yemeğin leziz karışımını takdir ederken birine âşık olmak. Benim Adım Aşk, 'küçücük' anların peşinde. Emma kızının hayatındaki cesur bir adımı düşünürken kendisiyle ilgili bir şeyleri de keşfediyorsa, seyircilere bu konuda bir açıklamada bulunmasına gerek kalmıyor; Guadacnino ne yapıp edip, o anı seyircinin algısına da transfer ediyor. Belki de Emma henüz algılamamış, sadece bu keşfi kışkırtacak anları 'duyumsamış'ken. Benim Adım Aşk'ın hikâyesinin bir kısmı şehvetle ilgili, ama filme damgasını vuran şey, kadın-erkek ilişkisine dair bir hararetten çok, 'şehvetli bir sinema' anlayışı. Bir anlık baş dönmesi yaratan yoğun bir koku gibi. Sülalenizin beş kuşağına yetecek zenginliğin mecbur kıldığı kahverengi kokuyu sadece ima ediyor film. 'Gaucho'nun özel tarifinin alt sınıflarla paylaşılmasıyla da, katedralin kuleleri yıkılıyor. Geriye sadece toprak ve çimen kokusu kalıyor.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.