YEŞİM TABAK
Siyah Kuğu'nun görselliği
CENNETLE CEHENNEMİN EVLİLİĞİ
Ama tam anlamıyla bir 'beyaz kuğu' olan (odasında oyuncak ayı, müzik kutusu vs. var) Nina, kendi hijyenik dünyasından çıkmayı bir göze alsa, belki küçük bir an için cennetle cehennemin o mükemmel evliliğini yaşayabilir. En azından söz konusu bale grubunun koreografı, Vincent Cassel'in canlandırdığı Thomas (Toma diye okuyunuz) böyle düşünüyor ve hem beyazın hem siyahın altından kalkmanın icap ettiği başrol için onu seçiyor. Siyah Kuğu, gösterinin prömiyerine kadar geçen süreçte Nina'nın yaşadıkları hakkında. Biraz açayım: Yol gösterici baba / baştan çıkaran sevgili / yaratma gücü veren tanrı rollerinin bir karışımını üstlenen Thomas'yı tatmin etmeye çalışırken, kendisiyle ve çevresiyle ilgili algısının tepetaklak olduğu, sadece kontrollü olup çok çalışmaktan başka bir şeyi, kendini bırakmayı öğrenmesi gereken bir süreç. Bizzat yaşayamadığı parlak dans kariyerini kızına yaşatmak için kızını 'yaşatmayı' unutmuş olan annesi (Barbara Hershey), başrolü çalmak isterken ahbaplık etmeye çalışan yırtık kız Lily ve Fransız aksanlı İngilizcesiyle, meleksi ve edilgen bir varoluş yerine kötülüğün yüksek enerjisini yücelten Thomas, Nina'nın etinden et kopararak kendisiyle savaştığı bu dönemde, onu kışkırtan karakterler. Ne kadar geriye çekerlerse, 'balerina' o kadar ileri atılıyor. Uçurumdan atlamaya cesaret ederse, kimsenin onu tutması mümkün olmayacak ama kısa bir süreliğine uçmak için, atlasa iyi eder. Nina'dan önceki baş balerin Beth (Winona Ryder) için de bir benzeri geçerli. Zira o da 'kelebek' olabildiği o kısa süreyi çoktan geride bırakmış durumda. Yani kazansalar da kazanmayacaklar ama isterlerse kendi adlarına birer efsane yazabilirler. İşte böyle çıkışsız bir durum. Ama mükemmellik de ucuz değil biliyorsunuz...
BASİT KODLARA İNDİRGENMİŞ HİKAYE
Siyah Kuğu, bir sanatçı olmanın sancılarına odaklanan bir drama olsaydı, Nina yaratarak çoğalabilirdi. Ama daha ziyade, kadın olmanın ölümlerine odaklanan (veya onaylayan) bir senaryonun içindeyiz. Aronofsky, her zamanki gibi, hikayeyi son derece (diyelim ki fazlaca) basit kodlara indirgeyerek anlatmış. Sonucun bu defa daha manalı görünmesinin sebebi, olayların 'fabl' tipi klasik bir bale hikayesiyle örtüşmesi. Aronofsky'nin dinamik görsel tekniği; kahramanlarının psikolojik gel-git'lerini seyirciye aktarmadaki becerisi de yine bizlerle tabii. Bu beceri bize, tekrar tekrar izledikçe keşfedilecek filmlerden çok, takdir edilesi görsel seyirlikler olarak geri dönüyor.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.