CENAY BABAOĞLU
Yapay Zekâda Denetim Çağrıları Fren Sesi Mi Kilit Sesi Mi?
Yapay zekâ (YZ) dünyasında Eylül 2026'da patlak veren iç kriz, yalnızca laboratuvar çalışanlarının istifaları ve teknik sızıntılarla sınırlı kalmamış, BM Genel Sekreteri António Guterres'ten Meta CEO'su Mark Zuckerberg'e, Microsoft YZ Lideri Mustafa Suleyman'dan bağımsız gazeteci ve teknoloji analistlerine kadar küresel ölçekli devasa bir politik ve stratejik tartışmayı tetiklemiştir. Ancak bu tartışmanın rengi, son günlerde radikal bir biçimde değişti. Krizin ilk anlarındaki 'insanlığın sonu geliyor, durmak gerek' söylemi yerine şüpheler ve tereddütler ağırlık kazanmaya başladı. Bu süreçte Temmuz ayından itibaren yaşanan gelişmeler ve son olarak el birliği içerisinde teknoloji şirketlerinin 'denetlenme ve düzenlemelere tabi olma hevesi' dikkat çekici bir noktaya erişti. Dolayısıyla yaşanan son gelişmeleri, yalnızca kontrolden çıkan algoritmalar veya süper zekâ krizleri üzerinden okumak yetersiz, aksine süreci küresel teknoloji pazarının yeniden şekillendiği stratejik bir güç mücadelesi bağlamında okumak daha doğru.
Düzenleme Çağrıları: Neden şimdi?
Temmuz ayında yaşanan Hugging Face krizi ya da Anthropic'e yönelik siber saldırılar, güvenli test alanlarından kaçan YZ ajanları, ardından gelen eski çalışan itirafları, yöneticilerin destek açıklamaları, yayınlanan yeni güvenlik raporları ve kötüye kullanım tespitleri bir tür denetim çağrısına kamuoyunu ikna etti. Ya da etmeye çalıştı. Bu olayların ardından büyük YZ geliştirici şirketleri yeni nesil denetim modelleri açıkladılar ve uyumlu şekilde birbirlerini desteklediler. Öncelikle 12 Eylül'de Anthropic CEO'su Dario Amodei, mealen "Öncü Yapay Zekânın Hızını Ayarlamalıyız" başlıklı bir yazı yayımladı ve denetim için ortaya çıkan iki tetikleyiciden bahsetti. Amodei'ye göre YZ ajanları interneti ele geçirebilir; zarar yüzlerce milyar doları bulabilirdi. Kendi kendine gelişmeye devam edecek bir sürecin riskleri de YZ alanı için tehdit olarak ifade edildi.
Amodei ise açıklamasıyla bu risklere karşılık bir tür denetim modeli önerdi ve OpenAI CEO'su Sam Altman modeli çok beğendiklerini ve benzer bir denetim sistemi kullanacaklarını açıkladı. Ayrıca güvenlik gerekçesiyle şirketin halka arzını ötelediklerini açıkladı. Elon Musk önce Amodei'yi destekledi, ardından yeni bir model önerdi. Google YZ modeli temsilcileri süreci desteklediklerini açıkladı. Microsoft ise YZ için denetimli bir model öneren yeni nesil davranış kurallarını tartışmaya açtı. BM Genel Sekreteri António Guterres şeffaf ve hesap verebilir uluslararası iş birliği çağrısında bulundu. Ve tüm bu gelişmeler birkaç hafta içerisinde yaşandı ve istisnalar dışında büyük şirketler bu denetim çağrılarını benimsedi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise bu şirketlerin gelip bizi denetleyin demesini kartel benzeri bir yapılanma şüpheleriyle karşıladı. Başkan Trump ise doğrudan bu çağrıları eleştirerek YZ'nin Çin'e karşı önemli bir gelişim alanı olduğunu ve gelişime devam edileceğine yönelik açıklamada bulundu. Bu karşılıklar şirketleri anlık olarak durdursa da sürecin devam ettiğini izleyebiliyoruz. Böyle bir durumda son yaşanan gelişmeler ışığında gerekçeli şüphelerin doğduğunu itiraf etmek gerek.
YZ Düzenleme Çağrılarına Yönelik Gerekçeli Şüpheler
Öncelikle bu çağrıları nahif ve iyiniyetli olarak görmek mümkün tabi. Burada bir kriz olduğu ve içsel korkuların gerçeklere dayandığı inkar edilemez. Ancak pazarın dev aktörlerinin belirli bir teknolojik eşiği aştıktan sonra arkalarındaki merdiveni yukarı çekme arayışı, sektöre yeni girecek olan girişimcileri ve açık kaynaklı ekosistemi oyun dışı bırakma riski taşımaktadır. Yani devasa denetim maliyetleri ya da yükümlülükler, yeni gelişmekte olan şirketleri sınırlandıran ve engelleyen bir durumu ortaya çıkartır. Bu durumda ise adı sayılan öncü şirketler bir tür kartele dönüşebilecektir. Aynı şekilde açık kaynaklara dayalı gelişim süreçleri de bu denetim girdabında boğulma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Zira Meta CEO'su M. Zuckerberg de benzer bir çekinceden bahsetti geçtiğimiz hafta. Sonuç olarak düzenleme kimi korumak için yapılacak, iyi düşünülmeli.
Bu kriz ve çağrılardaki bir diğer çelişki, şirketlerin söylemleri ve eylemleri arasındaki tutarsızlıkta gizli. Şirketler bir yandan insanlık tehdit altında derken diğer taraftan eylemlere devam ediyorlar. Böyle büyük bir risk varken 'biz duramıyoruz, gelin bizi durdurun' demek ciddi bir şüphe uyandırıyor açıkçası.
Krizin üçüncü şüphesi, yaşanan gelişmelerin bir tür pazarlama stratejisine dönüşüp dönüşmediğine dair soru işaretleriyle ilişkili. Süreçte şirketler, ellerinde çok yetenekli araçlar olduğunu iddia ederek güç gösterisinde bulunuyor olabilirler. Bu güç gösterisinin ise yatırım çağrılarıyla taçlanmasını arzu etmeleri muhtemel. OpenAI'nın halka arzı ötelemesi bu yönde bir işaret olabilir. Diğer taraftan YZ ilişkili teknoloji şirketlerinin son hafta borsada ciddi yükselişler yaşaması da bu şüpheyi destekleyen olgulardan.
YZ Alanında Düzenleme Kıskacı: Ya Hep Ya Hiç mi?
Ele aldığımız olgular üzerinden de değerlendirdiğimizde süreci ne saf gerçeklik ne de komplo teorisi olarak okumamak gerek. Ortadaki olgular gerekçeli şüpheleri doğurduğu için şirketlerin çağrılarına koşulsuz bir destek vermek olası değil. Bir yanda YZ'ye yönelik şüpheler diğer tarafta şirketlere yönelik şüpheler. Bir yanda şirketlere yönelik güvensizlik diğer taraftan denetimsiz ülkelere yönelik güvensizlik. O halde ne yapmak gerek?
Temel düzlemde daha önce de ifade ettiğimiz insan temelli teknoloji yaklaşımı en öncelikli duruş. Adil ve değere dayalı teknoloji çağrıları bu krizlerde daha da anlamlı. O zaman yapılması gereken şirketleri denetleyen, insanı önceleyen, tüm tarafları koruyan ve iş birliğine dayanan denetim modellerine odaklanmak. Bir yandan da yarışın gerisinde kalmadan YZ'yi adilane biçimde geliştirecek iş birliklerini artırmak ve güçlendirmek. Aksi takdirde şirketler arkadan kapıyı kilitleyip herkesi dışarıda bırakabilir korkusu çok da haksız değil.
Bu süreçte yangını görmemiz gerektiği gibi yangını söndürecek doğru yöntemi de bilmemiz gerek. Başkalarının çıkardığı yangında araç olmamak adına sorgulayarak devam etmek, geçmiş deneyimlerden ders çıkarmak önemli. Aksi takdirde dünya, geçmişte nükleer silahlanma sürecinde yaşanan 'tekel oluşturma' mantığının trilyon dolarlık şirketler eliyle dikte edildiği yeni bir bağımlılık düzeniyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Hem de bu kez devletler eliyle değil şirketler eliyle. Dolayısıyla devlet-şirket rekabetinde açılan bir başka perde...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.