CENK BEYAZ
Okullarda ve Toplumda Huzur Arayışı
Son zamanlarda okullarda vuku bulan her bir şiddetin kaynağı ve süreci aynı olmayacaktır. Meydana gelen bu olayların arka planında çok farklı etkenler olabilir. Sözlü ya da fiziksel şiddeti farklı boyutlarıyla içeren bu tür eylemlerin bireysel olduğu kadar, baskın bir şekilde toplumsal boyutu da söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda, dikkati bireysel sebeplerden önce toplumsal boyuta yöneltmek zorundayız. Zira bireyin içinde doğup büyüyerek sosyalleştiği toplumun durumu, bireyin nasıl bir sosyal hayata sahip olacağına da etki etmekte, esasen içinde bulunulan toplum bireyi var edebilmektedir.
İfade edilen hususla bağlantılı olarak, ilk sosyalleşme alanı olan aileye odaklanmak gerekmektedir. Aileyle birlikte akraba, akran çevresi, okul ve müfredat insanın sosyalleşme duraklarını meydana getirmektedir. Ancak radyo ve televizyon gibi konvansiyonel iletişim araçlarının ötesinde internet ve dijital teknolojiler dahil kitle iletişim araçları bizlerin temel sosyalleşme alanlarımız arasında ilk sıraya yerleşmektedir.
Geçtiğimiz eğitim öğretim yılında ve yakın zaman diliminde yaşanılan olumsuz olayların üzerine birçok tedbir alınmasına; İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarının bu konuda iş birliği yapmalarına rağmen Manisa'da ve İstanbul'da elim olayların vuku bulması hayli üzüntü vericidir. Bu durum ister istemez, başta çocuklarını okula gönderen aileler olmak üzere toplumda endişe ve huzursuzluk gibi duygulara sebebiyet vermektedir. Olaylar farklı şehirlerde yaşanmış olsa dahi, haberin muhatabı olan herkesi etkilemektedir. Yeni dönemde bazı okullarda ilk anda güvenlik tedbirlerinin alınması normal görülüp olumlu karşılanabilecekken derinlemesine düşünüldüğünde bir okula neden bu kadar güvenlik tedbiri ile giriliyor sorusu akıllara gelebilir. Öyle ki, eğitim yuvasının toplumdan yalıtılması da uzun vadede toplumsal güvenlik algısını zarara uğratabilir.
Okul Şiddetinin Psikososyal Etkileri
Önce güvenliğin sağlanması yaklaşımı ilk anda kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Ancak güvenlik algısının uzun vadede sıkı bir şekilde tesis edilmesi ve aşırı güvenlikçi yaklaşımlar, toplumlarda kırılganlığı artırıp krizlere karşı direnci azaltabilmektedir. Türkiye özelinde son yıllarda yaşanan olaylar sadece öğrencileri değil; öğretmen, veli, sürecin paydaşları ve tüm toplumu etkilemektedir. Zira Türkiye'de sadece ilk ve orta öğrenim düzeyinde toplam 18 milyona yakın öğrenci bulunmaktadır. Bu sayı, birçok ülkenin nüfusundan dahi daha fazladır. Bu nüfusun aileleri ve yakınlarıyla birlikte yaşayacağı kaygı, bütün toplumu ve genel huzuru etkileyebilir. Bu bağlamda uygulamada okulun reddi veya bireysel tedbir gibi eylemler daha fazla görünür olabilir.
Aileden Ekrana: Şiddetin Normalleşmesini Önlemek
İnsanın sosyalleşme ve yaşadığı toplumda bir fert olma süreci başta aile olmak üzere akran, akraba, okul ve kitle iletişim araçlarına dayalı olarak şekillenmektedir. Küçük yaştan itibaren insanoğlu taklit ederek öğrenir ve içinde bulunduğu toplumun normlarına göre hem toplumdan etkilenir hem de o topluma etkiler bırakır. Bu bağlamda hiçbir aile evladının suçlu biri olmasını, suç teşkil eden bir durumla anılması arzu etmez.
Suça itebilecek yahut suçlu duruma dönüştürebilecek durumlar çoğu halde suça meydan verebilecek bireysel faktörlerin dışında toplumsal ve bireysel güvenin zedelenmesi ile meydana gelebilmektedir. Bir insan içinde bulunduğu durumun ve yaşadığı sorunun üstesinden gelebilmek için, eğer daha önceden meşru bir çözüm yolu bilmiyorsa, kolay yoldan meselenin hallolmasına yönelir. Bu kolaycılık çoğu durumda bireyi sözlü ya da fiziksel şiddete yöneltebilir. Hele ki doğup büyüdüğü ailesinin bu türden eğilimleri var ise genç bireylerin şiddet eğilimleri, toplum içinde yaşamaya dair sapma davranışları, kuralsızlıkları vs. çok daha belirgin hale gelir. Bu minvalde anne ya da babanın küçük yaşlardan itibaren söylemle veya öğretme süreci ile yaptıramadığını sözlü ya da fiziksel şiddet ile yaptırmaya çalışması büyük ihtimalle ileriki yıllarda bu türden müdahalelere maruz kalmış çocuklarda başka biçimlerde şiddet öykülerini görünür kılabilmektedir.
Yaşanılan bu olaylar karşısında şu temel soruları sormak zorundayız: Anne, baba ve çocuklardan müteşekkil aile fertleri bir araya geldiklerinde neler yaparlar? Vakitlerini nasıl geçirirler? Birbirleri ile fiziksel ve yüz yüze iletişimleri nasıldır? Bu ailenin akraba, dost ve benzeri grup ve kişilerle görüşme sıklıkları nasıldır? Kitle iletişim araçları ile geçirdikleri süre ne kadardır? Bu aile, din, kültür ve benzeri unsurlar açısından nasıl bir hayat biçimine sahiptir? Bu gibi sorular elbette çoğaltılabilir. Bu bağlamda ailelerin çocuk, genç ve yaşlı ekseninde kuşaklar arası nitelikli sosyalleşme süreçlerini teneffüs etmeleri gerekmektedir. Bunun yanı sıra dijital mecraların içeriklerine dair tedbirler alınmalı, aynı zamanda bu mecralar için sahih içeriklerin üretilmesi teşvik edilmelidir.
Okulda Şiddetin Önlenmesinde Çok Paydaşlı İş Birliği
Şiddet büyük ölçüde öğrenilmiş bir davranıştır. Çocuklar bu durumları ilk olarak büyük ölçüde aile ve yakın çevrelerinde görmektedirler. Son yıllarda kitle iletişim araçlarındaki şiddet içerikleri okul sürecinde çocukların bu içeriklerden etkilenerek birbirlerine yönelik her türlü zorbalık, sözlü ve fiziksel şiddet gibi durumları daha da belirgin hale getirmektedir. Bilhassa sorun çözme yöntemi olarak ebeveynler tarafından yapılan telkin ve yönlendirmeler, çocuğun hak arama biçimini yanlış şekilde geliştirmektedir. Dolayısıyla aileler, çocuklarını her bakımdan takip etmeli, onlarla iletişimlerini çok güçlü kılmalıdırlar. Hayatın gerçeklerine hazırlıklı hale getirip donatırken muhtemel risklerin önlenmesinde ailelerin alacağı tedbirler elbette yeterli olmayacaktır. Nesillerimizin uygun insan ve topluluklarla temas etmeleri sağlanarak her bakımdan sağlıklı fertler olması sağlanmalıdır. Ancak bu gibi etkinlikler sadece çocuklara mahsus olmamalı, anne ve babaların da bu türden çevreleri ve gündemlerinin olması aile boyu aynı yolu farklı kulvarlarda yürümeyi mümkün hale getirecektir. Böylelikle aile üyeleri birbirlerine karşı olabilecek bütün açıklığıyla hayatı sürdürebileceklerdir.
Şiddetin Normalleşmesi ve Önleyici Politikalar
Şiddet olaylarında en büyük tehlike yaşanılan süreçlerin normalleşmesi ve sıradan hale gelmesidir. Bu gibi durumlar Türkiye için asla kabul edilemezdir. Ancak okullarda yaşanan üzücü olaylar gündelik toplumsal hayatın içerisindeki her türlü şiddet biçiminin en acı veren sonuçlarındandır. Yayaya yol verilmemesi, toplu ulaşımda nezaket kurallarına riayet edilmemesi, fertlerin birbirlerine olan tahammülsüzlüğü, enformel ve istisnai kuralsızlık hallerinin normal kabul edilmesi gibi zaman zaman medyaya yansıyan olayların okullara da bambaşka şekillerde yansıdığı görülmektedir. Bu gibi olumsuz görüntülerin temelinde aileden başlayıp günümüz şartlarında kitle iletişim araçlarını da kapsayan geniş bir sosyalleşme alanının birey-toplum-aile-dijital alan ekseninde şekillenen bir sürece karşılık geldiğini görmekteyiz. İlgili yönetim birimlerinin ve kolluk kuvvetlerinin gerekli tedbirlerini almasının yanında içinde yaşadığımız toplumun gündelik hayatın imkânlarını daha iyi bir sosyal-psikolojik sağlayacak şekilde motive edilmesi gerekmektedir. Bu anlamda Türkiye'nin toplumsal bir farkındalığa ve şiddetten ari toplumu inşaya ihtiyacı vardır.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.