MAMMAD ISMAYILOV
Çoklu Krizler Çağında Türk Dünyası Vizyonu
Dünyada ve bölgemizde sıcak çatışmaların sürdüğü, yeni bölgesel gerginliklerin tırmanma eğiliminde olduğu bir dönemde; Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi, 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek. Zirve kapsamında Dışişleri Bakanları Konseyi 29 Ekim'de, Liderler Zirvesi ise 30 Ekim'de toplanacak. İsmail Gaspıralı'nın tarihi vizyonundan ilhamla "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla düzenlenecek bu zirvede Türkiye, teşkilatın dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralacak. Toplantıya Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dan oluşan beş tam üye ülkenin yanı sıra gözlemci üyeler Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Ekonomik İşbirliği Teşkilatı temsilcilerinin katılması beklenmektedir.
Teşkilatın kurumsal hafızası ve son dönem kaydettiği ilerlemeler bu buluşmayı daha da önemli kılmaktadır. 7 Ekim 2025'te gerçekleştirilen Gebele (Qəbələ) Zirvesi'nde liderler; Gebele Bildirisi'ni, TDT+ formatının kurulmasına dair kararı ve TÜRKSOY'un güçlendirilmesine ilişkin belgeyi imzalamışlardı. Bu kapsamda hayata geçirilen TDT+ formatı, teşkilatın üçüncü taraflarla daha yapılandırılmış ve kurumsal ilişkiler geliştirmesini hedeflenmektedir.
Zirveye Kadar Yaşanan Gelişmeler
Açıklanan hazırlıklar, yaklaşan zirvenin güvenlik ve hareketlilik odaklı kurumsal bir paket hedeflediğini net bir şekilde göstermektedir. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin 10 Eylül'deki Astana toplantısı sonrası yaptığı açıklamalar bu açıdan oldukça dikkat çekici. Ankara zirvesinde Suçla Mücadele Konseyi'nin kurucu anlaşmasının imzalanması, ardından da icra organı olarak Interpol ve Europol benzeri bir TÜRKPOL yapısının kurulması amaçlanmaktadır. Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve Özbekistan'ın bu adıma olumlu sinyal vermesi masadaki iradeyi güçlendirmektedir. Havalimanlarında ortak pasaport kontrol noktaları, kimlikle seyahat kolaylığı, TDT'nin BM Genel Kurulu'nda gözlemci statüsü kazanması çabaları ve Türk Dünyası Vizyonu 2040 belgesi bu vizyonu tamamlamaktadır. Çizilen tablo; teşkilatı görece soyut bir kültürel birlik söyleminden çıkarıp ortak kolluk gücü, ulaştırma-ticaret altyapısı ve küresel görünürlüğü olan çok katmanlı bir bütünleşmeye taşıma arayışını yansıtmaktadır.
Bu dönüşümün arkasında teşkilat lehine işleyen güçlü dinamikler bulunmaktadır. Zirvelerin aksamadan düzenlenmesi, yürütülen faaliyetlerin gayri resmî toplantılarla desteklenmesi ve her defasında somut metinler üretilmesi TDT'ye ciddi bir kurumsal öngörülebilirlik kazandırmaktadır. Jeo-ekonomik düzlemde ise Rusya-Ukrayna savaşına eklenen İran savaşı, Orta Koridor'u adeta alternatifsiz hale getirerek TDT coğrafyasının elini güçlendirmiştir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paylaştığı veriler, Türkiye'nin dört tam üye ile olan ticaret hacminin son beş yılda yaklaşık yüzde 50 arttığını göstermektedir.
Diğer yandan TÜRKPOL ve Suçla Mücadele Konseyi gibi girişimler; doğrudan bir askerî ittifak yerine organize suçlar, uyuşturucu ve düzensiz göç gibi alanlara odaklandığı için çok yönlü dış politika izleyen üyeler tarafından daha kolay kabul görmektedir. Bu bağlamda TDT+ formatı ve BM'de gözlemcilik arayışı da üyelerin toplamından daha büyük bir temsil gücü oluşturmaktadır. Bu bakımdan, Avrasya Ekonomik Birliği Rusya merkezli bir yapı olarak cazibesini yitirirken TDT, ortaya çıkan bu boşlukta uygulanabilir bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.
Olası Riskler
Ancak bu olumlu tablonun arkasında göz ardı edilemeyecek bazı riskler bulunmaktadır. Bunların başında siyasi ve idari anlayışlar arasındaki farklılar sayılabilir. Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, yaklaşık bir asır boyunca farklı bir siyasi ve kurumsal miras içinde şekillenmiştir. Bu cumhuriyetlerin devlet ve politika anlayışları, Türkiye Türklerinin tarihsel tecrübesinden ve ulusal kimlik tasavvurundan ayrışabilmektedir. Bu nedenle kurumsal iş birliğinin derinleşmesi ihtiyacından söz edilebilir.
Teşkilatın karşı karşıya olduğu ikinci önemli risk ise Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sonucudur. Savaşın Rusya lehine sona ermesi hâlinde Avrasya Ekonomik Birliği'nin bölgedeki nüfuzu yeniden pekişebilir. Böyle bir durumda Moskova, mevcut ekonomik ve güvenlik bağımlılıklarını kullanarak baskısını tırmandırabilir ve TDT üyelerini jeopolitik tutumlarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir. Bu jeopolitik gelişmeler, Orta Asya ülkelerinin hareket alanını kısıtlayabilmektedir. Nitekim bölge ülkeleri açısından çok yönlü ve dengeli bir dış politika izlemek varoluşsal bir zorunluluktur. Sonuç olarak, Ankara'nın "Türk Yüzyılı" vizyonu Moskova, Pekin ve Tahran gibi dış güçlerde ciddi bir rahatsızlık doğurabilir.
Benzer bir kırılganlık, ulaştırma hatlarında ve diplomatik dengelerde de kendini göstermektedir. TRIPP projesi bunun en çarpıcı örneğidir. Türk dünyasını birbirine bağlayacak en sembolik koridor olmasına rağmen proje, ABD öncülüğünde ve Ermenistan'la ilişkiler bağlamında ilerlemektedir. Dolayısıyla hattın akıbeti, teşkilatın kendi iradesi kadar teşkilat dışındaki aktörlerin tutumuna ve Ermenistan'daki iç siyasi gelişmelere bağlı kalmaktadır.
Ekonomik göstergeler de bazı yapısal sınırları doğrulamaktadır. Ülkelerin dış ticaret yapısında Rusya, Çin ve AB'nin ağırlığını koruması, teşkilatın iş birliği kapasitesini etkileyebilmektedir. Bu durum, üye ülkelerin kendi aralarındaki ekonomik iş birliği kadar bölgesel ve küresel güçlerle ekonomik ilişkilerinin de politikalarını etkileyeceğini göstermektedir.
KKTC meselesi ise teşkilat içindeki en hassas başlıklardan biridir. Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın Kıbrıs Cumhuriyeti'ne diplomatik temsilci atayarak BM kararlarına atıfta bulunması, KKTC'nin resmen tanınması konusunda üyeler arasında ciddi bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye açısından doğal bir dayanışma alanı sayılabilecek bu meselede ortak bir tutum oluşturulamaması, ayrışılan bir uluslararası politika başlığı olarak görülmelidir.
Ortak Zemin Arayışı
TDT'nin güçlü ve tam teşekküllü bir yapıya dönüşebilmesi için hukuki antlaşmalar kadar şimdiye kadar güçlenerek devam eden ortak siyasi irade ve zihniyet de önemlidir. Nitekim farklı uluslararası deneyimler zorlu süreçlerin ve aşama aşama ilerleyen gelişmelerin her daim yeni sınavlar sunabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla TDT üye ülkelerinin birlikte hareket etmeye devam etmeleri, ortak kazanımlara odaklanmaları, iş birliği kapasitesini farklı alanlarda güçlendirmeleri yapının kurumsallaşması adına önemlidir.
Güvenlikten enerjiye, ulaştırma koridorlarından ticarete ve dış politikaya kadar farklı alanlarda, yan yana durmanın tek başına hareket etmekten çok daha fazla kazanç ve hareket alanı getirdiğine samimiyetle inanmak her bir ülke adına yeni kazanımları beraberinde getirecektir. Teşkilatın, böyle bir güven ve ortak akıl üzerine temellendirilmeye devam etmesi, Teşkilata kalıcı bir derinlik kazandıracaktır.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.