MEHMET UĞUR EKİNCİ

03 Ekim 2026, Cumartesi

Ege’de Tehlikeli Senaryolar ve “Casus Belli”

Yunanistan'da uzun vadeli silahlanma programında adım adım ilerliyor. Savunma Bakanlığı'nın 2023 yılında ilan ettiği 2030 Gündemi çerçevesinde silahlı kuvvetler ve savunma teknolojilerini yeniden yapılandırılmasına yönelik bir dizi reform ve proje hâlen devam ediyor.[1] İsrail ile derinleştirilen savunma işbirliği ve 31 Ağustos'ta imzalanan Aşil Kalkanı anlaşması bunlardan biri. Uçak, füze ve hava saldırılarına karşı bir savunma kalkanı olarak geliştirilen bu sistem aynı zamanda İsrail yapımı ELM 2084 gözetleme radarlarını içeriyor. Bakan Nikos Dendias'ın açıklamalarına göre Ege Denizi ve Meriç bölgesini gözetlemek amacıyla İsrail ve ABD yapımı İHA'ların alınması da Yunanistan'ın planları arasında bulunuyor.

Yeni teknolojiler, yeni senaryolar

Yunanistan'ın hava savunma, gözetleme ve erken uyarı sistemlerine bu kadar yatırım yapması ilk bakışta tamamen savunmacı bir tedbir olarak düşünülebilir. Nitekim Yunanistan yetkilileri, bu silahlanma adımlarıyla ülkenin caydırıcılık ve misilleme gücünü artırmayı amaçladıklarını dile getiriyorlar. Ancak Yunanistan'ın bunu yaparken uzun vadede Ege'de statükoyu değiştirecek bir hamleye Türkiye'nin karşılık verme gücünü kırmayı da hedefliyor olabileceği akılda bulundurulmalı.

Yunanistan, Ege'deki karasularını 12 mile çıkarmayı bir devlet politikası olarak benimsemiş durumda. Türkiye'nin bütün itirazlarına rağmen Yunan yetkililer bu hedefi açıkça dile getirmekten çekinmiyor. Henüz birkaç hafta önce Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, "karasularımızı tek taraflı olarak 12 mile çıkarmak uluslararası hukuktan kaynaklanan bir haktır. Devlet bu hakkı uygun gördüğü zamanda ve uygun gördüğü şekilde uygulayacaktır" ifadelerini kullandı.[2]

Buna göre, Yunanistan'ın silahlanma programını, Ege'de karasularını 12 mile çıkarmak için koşulları uygun hâle getirme yolunda bir girişim olarak görmek mümkün. Kurulan savunma kalkanıyla Türkiye'nin böyle bir hamleye vereceği karşılığın etkisizleştirilmesi amaçlanıyor olabilir. Hattâ daha da ileri gidecek olursak, Türkiye henüz karşılık vermeye kalmadan Yunanistan'ın ön alıcı vuruşlarla (preemptive strike) Türkiye'nin cevap kapasitesine baştan zarar verilmesi dahi bir senaryo olarak değerlendirilebilir. Yunanistan'ın ön alıcı vuruşlara başvurabileceği daha önce bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından ifade edilmişti. 27 Eylül'de Ta Nea gazetesinin askeri uzman ve kaynaklara dayandırdığı haberde de Türkiye tarafında bir taarruz hazırlığı tespit edildiğinde Yunanistan'ın kritik hedefleri vurması ve ardından Aşil Kalkanı sayesinde ikinci vuruşların önlenmesi şeklinde bir senaryonun tartışıldığı belirtiliyor.[3]

Her askeri senaryoyu yakın ve gerçek bir ihtimal olarak görmek elbette doğru olmaz. Yine de aynı senaryo üzerinden ilerleyecek olursak, akla Yunanistan'ın henüz Türkiye güç kullanmamışken yapacağı bir ön alıcı vuruşu uluslararası arenada nasıl meşrulaştıracağı sorusu geliyor. Uluslararası hukuka göre Yunanistan bunu ancak "muhakkak savaş tehdidi" gerekçesini öne sürerek meşru gösterebilir. Zira uluslararası hukuktaki yeri tartışmalı olsa da, devletler ani ve baskın bir saldırı ihtimali karşısında ön alıcı saldırıyı meşru müdafaa çerçevesinde değerlendirebiliyorlar.

Normal şartlarda NATO üyesi bir ülke, müttefik bir ülkeye karşı mutlak bir saldırı beklentisiyle ön alıcı vuruşa başvurmasını uluslararası topluma kolayca açıklayamaz. Ancak Yunanistan'ın Türkiye ile ilgili 1995'ten bu yana sürekli başvurduğu, Latince "savaş sebebi" anlamına gelen "casus belli" argümanının böyle bir durumda oldukça kullanışlı bir gerekçe sağlayacağı düşünülebilir.

"Casus belli"nin aslı

Devletlerin karasularını 12 mile kadar genişletmelerine izin veren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS), Kasım 1994'te yürürlüğe girmesiyle sözleşmede imzası bulunan Yunanistan, Ege'deki karasularını genişletme yönünde kendine hukuki bir dayanak elde etti. Ancak böyle bir adım, Ege'nin yüzde 70'inden fazlasının deniz ve hava sahası bakımından Yunanistan egemenliğine geçmesi anlamına gelecekti. Anlaşmanın Yunanistan Parlamentosu'nda onaylanmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki partilerce ortaklaşa bir kararname önergesi hazırlandı ve 8 Haziran 1995'te Genel Kurul gündemine alındı. "Aşağıdaki metnin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nun oylamasına sunulmasını saygılarımızla arz ederiz" sözleriyle başlayan önergede Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarmasının Ege'de Lozan Antlaşmasıyla kurulmuş olan dengeleri adaletsiz bir biçimde değiştireceği vurgulandı. Yunanistan'ın böyle bir hamleye girişmeyeceğinin ümit edildiği belirtilerek önerge şu ifadelerle sonlandırıldı: "Böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayatî menfaatlarını muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, askerî bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir."

Önergenin okunmasının ardından oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Kamer Genç, metni oylamaya sunmayarak bunun oybirliğiyle benimsenen bir "bildiri" olduğunu ve Başkanlıkça gerekli yerlere duyurulacağını belirtti ve sonraki gündeme geçti.[4]

Bu bildiriyle Türkiye'nin Ege'de bir oldubittiyi kabul etmeyeceği yönünde güçlü ve kararlı bir siyasi mesaj verilmişti. Öte yandan, önerge oylanmadığı için hukuken bir meclis kararına dönüşmediği gibi Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarmasının "savaş sebebi" olduğuna veya hükümete doğrudan savaş açma yetkisi verildiğine dair bir ifadeyi de içermemekteydi. Zaten Anayasa'nın 92. Maddesine göre savaş açma yetkisi TBMM'ye ve istisnai durumlarda Cumhurbaşkanına ait olduğundan bu yetkinin bir bildiriyle hükümete bırakılması da mümkün değildi. Hattâ metindeki "askerî bakımdan gerekli görülecek tedbirler" ifadesi de doğrudan bir saldırı anlamına gelmeyecek şekilde, oldukça ölçülü kurgulanmıştı.

Ancak hemen ertesi gün Yunanistan, Türkiye'nin kendisine karşı silahlı kuvvet kullanma tehdidinde bulunduğu iddiasıyla BM'ye başvurdu.[5] O tarihten beri Yunan yetkililer her fırsatta yukarıdaki bildiriyi işaret ederek ülkelerinin sürekli bir "savaş tehdidi" altında olduğunu tekrarlıyorlar. Son olarak Başbakan Kiryakos Miçotakis, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Türkiye'nin adını açıkça anmasa da bu tehdidi dile getirdi.[6] Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın resmi sayfasında da "TBMM, 8 Haziran 1995 tarihli kararıyla Türk hükümetine, Ege Denizi'ndeki karasularını 6 deniz milinin ötesine genişletmesi durumunda Yunanistan'a savaş ilan etme (casus belli) yetkisi vermiştir" cümlesi yer alıyor.[7]

Türkiye'den yetkililer ortada bir meclis kararı veya savaş tehdidi olmadığını defalarca ifade etmişlerse de Yunanistan'da konunun yıllarca bu şekilde yansıtılması yüzünden bu kanaat bir galat-ı meşhur olarak yerleşti. Hattâ o kadar yaygınlaştı ki ülkemizde bile zaman zaman "casus belli"nin varlığı yönünde ifadelere rastlıyoruz.

Çarpıtılmış gerçeklik

Ege Denizi'nin kendine özgü coğrafyası ve Lozan'da belirlenmiş hassas dengelerinden ötürü Türkiye, karasuları meselesinin diğer sorunlarla beraber ele alınıp diyalog veya gerekirse uluslararası mahkeme yoluyla çözülmesini öneriyor. Yunanistan ise yalnızca kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge konularını müzakere edebileceğini, diğer meselelerin ise egemenlik alanına girdiği için müzakere konusu yapılamayacağını söylüyor. Dar ve lafzi bir okumayla UNCLOS'un 3. Maddesinin karasularını tek taraflı olarak 12 mile çıkarma hakkını verdiğinde ısrar ederek Türkiye'nin Ege'de değişecek dengeleri peşinen kabul etmesini bekliyor. Türkiye'nin hukuki argümanlarını görmezden gelerek müzakere ve mahkeme yollarına kapıyı kapatıyor. Tek taraflı bir oldubittiye izin verilmeyeceği yönünde TBMM'de okunan bir bildiriyi de açık ve sürekli bir savaş tehdidi sayıyor.

Savaş tehdidi algısı Yunan kamuoyunu Türkiye'ye karşı sürekli bir endişe hâlinde tutuyor. Böylece silahlanma politikaları bütün maliyetine rağmen kamuoyu tarafından destekleniyor. Dış politikada da Yunanistan, Ege adalarını uluslararası hukuka aykırı biçimde silahlandırırken ve Türkiye'nin AB ile savunma işbirliğini engellerken aynı gerekçeye başvuruyor. Yine bu gerekçeden dolayı Yunanistan Parlamentosu TBMM ile dostluk grubu kurmayı reddediyor.

Kısacası gerçekte var olmayan "casus belli", Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesinin önünde önemli bir engel olmanın yanında Yunanistan'ın Türkiye karşıtı politikalarının başlıca söylemsel zeminini teşkil ediyor. Bir yandan kamuoyunu motive ve mobilize ederken diğer yandan uluslararası toplum nezdinde meşruiyet ve haklılık sağlamak için kullanıldığı dikkate alındığında "casus belli" söylemini masum bir yanlış anlamanın ötesinde, gerçeğin maksimalist hedefler uğruna çarpıtılması şeklinde değerlendirmek daha doğru görünüyor.

Eğer savaş tehdidi bahanesiyle tek taraflı hamleler için zemin kuruluyor ve gelecekte yine bu argümanla uluslararası toplumun ikna edileceği düşünülüyorsa bu çok tehlikeli bir stratejidir. Yunanistan'ın bu yolda atacağı her adım, ikili ilişkilere onarılması zor hasarlar verebilir. Ege'de uç hedefler peşinde koşmak yerine sorunlara ortak ve dengeli çözümler aranmalıdır.


[1] https://www.mod.mil.gr/arthro-ypoyrgoy-ethnikis-amynas-nikoy-dendia-stin-eidiki-ekdosi-oi-2/

[2]https://www.in.gr/2026/09/09/politics/diplomatia/gerapetritis-gia-ellinotourkika-eimaste-etoimoi-gia-ola-ta-senaria-epikindyni-i-polemiki-ritoriki/

[3] https://www.tanea.gr/2026/09/27/greece/ti-simainei-to-proliptiko-pligma-pou-tremoun-oi-tourkoi-stratigoi/

[4] https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d19/c088/tbmm19088121.pdf, s. 136-137.

[5] https://digitallibrary.un.org/record/182239

[6] https://www.primeminister.gr/en/2026/09/25/39394

[7]https://www.mfa.gr/exoteriki-politiki/eidika-themata-exoterikis-politikis/zitimata-ellinotourkikon-scheseon/aigialitida-zoni-casus-belli/

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.