MUSTAFA CANER
Ne Savaş Ne Barış: İran Kasım’ı Beklerken
28 Şubat'ta başladığından bu yana (kimi yorumlara göre 12 Gün Savaşı ile başlayan) sadece savaşın taraflarını değil, tüm bölgeyi ve hatta tüm küreyi etkisi altına alan İran savaşının ne yöne evrileceğine dair tartışmalar ve tahminler sürüyor. Maalesef en iyimser tahmin bile savaşın yakın vadede sona ermeyeceğini söylüyor. Taraflar arasında diplomasi hattında tam bir kilitlenme söz konusu. Bu kilidi Pakistan ve Katar gibi arabulucular da şu an için açamıyorlar.
Taraflar pozisyonlarından geri adım atmış değiller. İran tarafı, savaşın hemen sona ermesi, İran'ın dondurulmuş malvarlıklarının serbest bırakılması gibi koşullar içeren 7 maddelik planın ABD tarafından kabulünü, müzakereler için bir ön şart olarak ileri sürmeye devam ediyor. Trump ise "İran ile müzakere etmiyoruz" dedi ve ekledi: "Yakında bir şeyler olacak".
Her iki taraftan da diplomatik seçeneğin olgunlaştığına dair hiçbir açıklama ya da emare yok. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran ziyaretleri, İran yönetiminin katı tavrının yeniden ilanı için bir vesile oldu. Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, "Zenginleştirilmiş uranyumun bir gramı dahi İran'dan çıkarılmayacak" diyerek nükleer meselede İran'ın esnekliğe kapalı tavrını yineledi.
Yeniden Savaş Beklentisi
ABD Eylül ayı başından bu yana İran anakarasına yönelik saldırılara son vermiş durumda. Ara seçimler öncesi vites yükseltmek, istenmeyen sonuçlara sebep olabileceği için baskı seviyesi kinetik boyuta evrilmeden İran limanlarına abluka ve ekonomik yaptırımlarla sabitlenmiş durumda. Ancak pek çok haber kaynağının ve düşünce kuruluşunun değerlendirme raporlarında Kasım seçimleri sonrasında İran'a yönelik şiddetli bir ABD saldırısının yaşanacağı iddia ediliyor.
İran tarafı da bu senaryoyu satın almışa benziyor. Geçtiğimiz günlerde İslami Şura Meclisi'nden ezici bir çoğunlukla güvenoyu alan yeni Savunma Bakanı Mihrdad Ahlaki Kitapçi, kendileri için ABD'nin tehditlerine yanıt vermenin bir söz yarışıyla değil; tehditleri daha fazla hazırlığa ve daha etkili bir savunma gücüne dönüştürmekle olacağını ifade etti. "Yeni teknolojilerle hedeflerimize odaklanmış durumdayız. Toz yutarız ama toprak vermeyiz" diyerek İran'ın savunma kapasitesindeki hazırlığa dikkat çekti.
Yeni Bakan Kitapçi, özellikle balistik füzeler konusundaki çalışmalarıyla bilinen bir uzman. Ayrıca savunma sanayii tecrübesi de çok geniş. İran'ın bu tercihi, savaş pozisyonunun tahkim edilmesi ve gelecek beklentilerinde savaş seçeneğinin ağır basmasıyla alakalı. Yine Ordu'nun (Arteş) sahip olduğu füzelerin menzillerinin artırılması da gündemde.
Bir diğer tartışma da İran'ın nükleer silah üretmeye karar verip vermeyeceği üzerine devam ediyor. Meclisteki radikal Paydari cephesi mensupları NPT'den çekilmeyi yasama gündemine almak istiyorlar. Ayrıca yine bu grup, Pezeşkiyan ve Irakçi de dâhil olmak üzere mevcut hükümetin en önde gelen isimlerini gensoru ile düşürmek için büyük bir çaba içindeler. Daha savaşkan ve şahin bir tutumu hem içeride hem de dışarıda talep eden bu grup da yine İran'ın önümüzdeki günlerde yeniden savaşın içinde olacağını öngörüyor.
İçeride Seferberlik, Güvenlikleştirme ve Hizipler Arası Mücadele
İran'ın Mart ayındaki yoğun savaş temposuna ve ağır ABD/İsrail saldırılarına dayanabilmesinin temel koşullarından biri de içeride sağladığı birlikti. İranlılar, siyasi görüşlerinin farklılığından bağımsız olarak bayrak etrafında kenetlenmişlerdi. Bu toplumsal bütünlüğü korumak adına adımlar atılmaya devam ediyor. Muhalif sanatçılar ve entelektüeller İran'a dönüş yapmaya başladılar. Ayrıca Canfeda ismindeki bir kampanya, sıradan İranlıların savaş durumunda cephe için gönüllü olmalarına imkan sağlıyor.
Toplumsal bütünlüğe dair pozitif kampanyaların yanında herhangi bir ayrılık teşebbüsüne karşı caydırıcılık adımları da sürüyor. İran güvenlik güçleri, Ocak ayındaki protestolarla ilgili gözaltı ve tutuklamaları sürdürürken, yargı ise casusluk ve protestolarla alakalı çeşitli suçlar dolayısıyla verilen idam kararlarını uygulamaya ve yeni idam kararları almaya devam ediyor. Protestoların üzerinden on ay geçmesine rağmen yapılan bu uygulamalar, yeni bir muhtemel protesto dalgasına karşı da caydırıcılık işlevi görüyor.
Basın üzerindeki baskıların da sürdüğü görülüyor. Ünlü gazeteci Abbas Abdi'nin Mayıs ayındaki bir yazısı sebebiyle İtimad gazetesinin lisansının iki aylığına askıya alınması kararı verilmişti. Bu karara daha sonra itiraz edildi. Son durum bilinmiyor fakat gazete 14-18 Ekim arasında dört gün yayımlanmadı. Kağıt kıtlığı sebebiyle yaşandığı iddia edilen bu kesintinin aslında eski reformist bakanlardan Behzad Nebevi'nin gazeteye verdiği bir röportajda, Pezeşkiyan ile Devrim Muhafızları Ordusu komutanları arasındaki çatlak iddiasından kaynaklanmış olabileceği de ifade edildi.
Bunun yanında bazı reformist figürlere saldırılar da dikkat çekiyor. Eski reformist bakanlardan Abbas Ahundi'ye yönelik son suikast girişimi de bunlardan biri. Bu suikast girişimi, 1990'lı yılların sonunda İran'da yaşanan, reformist entelektüellere ve muhaliflere karşı girişilen saldırı ve seri cinayetleri akıllara getiriyor.
Her ne olursa olsun İran yönetimi şu anda birlik görüntüsünü zedeleyecek herhangi bir gelişmeye karşı oldukça hassas. Lakin şu anda siyasi tartışmaları domine eden ve İran'ın savaş ve diplomasiyi nasıl yürütmesi gerektiği hususunda ayrışan üç temel hizbi tespit etmek mümkün. En önemli temel ayrışma, Galibaf gibi müzakere yanlısı muhafazakarlar ile Celili gibi savaşa devam etmek isteyen radikaller arasında. Galibaf, mevcut kazanımlardan (özellikle Hürmüz gibi) geri adım atmadan müzakere masasına oturmayı savunurken radikaller ise ABD'ye daha fazla zarar verilmesi ve daha fazla taviz alınması adına savaşa devam etmek istiyorlar. Üçüncü grup olan reformistler ise bir an önce savaşa son vermek ve ABD ile anlaşma yapmak taraftarı. Yani bu grup, bazı tavizler verilmesine karşı çıkmıyor. Dolayısıyla "ABD'nin elçileri" olarak suçlanıyorlar.
Hizipler arası bu mücadelede şimdilik reformistler etkisiz görünüyor. Kavga daha çok "Nereye kadar savaşılmalı?" sorusuna odaklanmış durumda. Ancak bu denklem, ABD'nin Kasım seçimlerinin ardından yaşanacak gelişmelerde yeniden kurulacak gibi duruyor. Sahadaki dengeler değiştikçe siyasetteki yansımalar da doğal olarak değişecek.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.