ÖZER KÖSEOĞLU

19 Eylül 2026, Cumartesi

Sosyal Medya, Kamu Hizmeti ve Etkileşim Tuzağı

Sosyal medya gündelik hayatımızı olduğu kadar siyaseti ve devlet yönetimini de değişime zorluyor. Siyasetçiler sosyal medyayı vatandaşla doğrudan iletişim kurmak, görüşlerini paylaşmak ve faaliyetlerini kamuoyuna duyurmak amacıyla uzun süredir aktif biçimde kullanıyor. Son yıllarda kamu yöneticileri ve kamu görevlileri de sosyal medyayı hem bireysel olarak hem de temsil ettikleri kurumlar adına yoğun biçimde kullanmaya başladı.

Doğru kullanıldığında sosyal medya önemli bir kamu hizmeti aracıdır. Kamu hizmetlerinin ve projelerin duyurulmasını, vatandaşın doğru bilgiye hızla ulaşmasını ve kamu kurumlarıyla doğrudan iletişim kurmasını sağlar. Şeffaflığı ve hesap verebilirliği güçlendirebilir. Kriz ve afet dönemlerinde ise anlık bilgi ve haberleşme kanalı olarak çok daha kritik bir işlev üstlenir. Doğru bilginin zamanında paylaşılması hayat kurtarabilir, yardımın ihtiyaç sahiplerine daha hızlı ulaşmasını sağlayabilir.

Dolayısıyla mesele sosyal medyanın kamu yönetiminde kullanılıp kullanılmaması değildir. Asıl mesele, sosyal medyanın kamu hizmetinin aracı mı yoksa yöneticinin görünürlük aracına mı dönüştüğüdür.

Sosyal medyanın cazibesi

Sosyal medyanın insanı her kullanımda biraz daha içine çeken bir tarafı var. Ancak bu büyünün arkasında özenle hazırlanmış algoritmalar var. Algoritmalar, kullanıcıyı platformda daha uzun tutmak için sürekli yeni içerik sunuyor; daha çok ilgi çeken, tartışılan ve duygusal tepki üreten paylaşımları öne çıkarıyor.

Son yıllarda bu sistemin karanlık yönlerine ilişkin farkındalık da artıyor. Çocukların ve gençlerin sosyal medya kullanımına yönelik sınırlamalar getiriliyor; dezenformasyon, manipülasyon ve dijital bağımlılıkla mücadele için farklı ülkelerde yeni tedbirler tartışılıyor. Ancak aynı algoritmik baskının kamu yöneticileri üzerindeki etkisi nispeten daha az konuşuluyor.

Sosyal medya dikkat ister. Görünür olmayı, gündemde kalmayı, beğenilmeyi ve sürekli içerik üretmeyi teşvik eder. Kamu yönetimi ise ölçülülük, tarafsızlık, mahremiyet, güven, sorumluluk ve sonuç üretmek gibi farklı değerlere dayanır. Sosyal medyanın algoritmik mantığı kamu yönetiminin değerlerinin önüne geçtiğinde sorun başlıyor.

Hizmetten görünürlüğe

Siyasetçilerin temsil ettikleri siyasi partiye ve seçmenlerine karşı sorumlulukları bulunuyor. Bu nedenle sosyal medya paylaşımlarında kullandıkları dil ve üslup elbette önemlidir. Kamu yöneticileri ve diğer kamu çalışanları bakımından ise sorumluluk daha farklıdır. Kişisel kullanım ile kamusal kimlik arasındaki sınırın çok daha dikkatli çizilmesi gerekir. Ne var ki kamuoyuna yansıyan bazı örnekler bu sınırların her zaman korunamadığını gösteriyor.

Kurumsal hesaplar kamu hizmetlerinin ve başarılı projelerin anlatıldığı mecralar olmak yerine bazen protokol ziyaretlerinin sıralandığı dijital albümlere dönüşebiliyor. Oysa vatandaş açısından önemli olan kimin kimi ziyaret ettiği değil, o görüşmenin ne ürettiğidir. Bir proje mi başladı? Bir sorun mu çözüldü? Yeni bir karar mı alındı? Vatandaşın hayatında ne değişecek? Bunlar anlatılmıyorsa sosyal medya, klasik protokol bürokrasisinin dijital ortama taşınmasından öteye geçemiyor.

Başka örneklerde ise samimiyet adına kamu görevinden kaynaklanan sorumlulukların sınırları zorlanıyor. Öğrencilerle çekilen videolar, yardım alan vatandaşların görüntüleri, afet bölgelerindeki paylaşımlar veya vatandaşa verilen ölçüsüz cevaplar sosyal medyada hızla yayılabiliyor.

Popüler akımlara kapılan bazı belediyeler ve yöneticileri de hizmet ve proje odaklı içerikler yerine daha çok tıklanacak, konuşulacak veya paylaşılacak içeriklerin peşine düşebiliyor. Tam bu noktada kamu hizmeti ile içerik üreticiliği arasındaki sınır bulanıklaşıyor.

Bir kamu yöneticisinin başarısı kaç takipçisinin olduğu, videosunun kaç kez izlendiği veya paylaşımının ne kadar konuşulduğuyla ölçülemez. Kamu yönetiminde asıl ölçü sorun çözmek, hizmet üretmek ve vatandaşın hayatını kolaylaştırmaktır.

Etkileşim, iletişimin önüne geçtiğinde

Sorun çoğu zaman daha fazla görünür olma ve gündeme gelme arzusuyla büyüyor. Hatta "reklamın iyisi kötüsü olmaz" anlayışıyla bu davranışlara gerekçe üretilebiliyor. Oysa kamu yönetiminde kötü iletişimin maliyeti yalnızca birkaç olumsuz yorum değildir.

Yanlış bir paylaşım, vatandaşla gereksiz bir polemik veya mahremiyeti ihlal eden bir görüntü kurumsal itibarı zedeleyebilir. Daha önemlisi, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisine zarar verebilir. Böyle durumlarda vatandaşla iletişimi güçlendirmesi beklenen sosyal medya, bizatihi iletişimsizliğin kaynağına dönüşür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son yıllarda yaptığı uyarılar bu açıdan önem taşıyor. 2021 yılında belediye başkanlarına yaptığı konuşmada oldukça açık bir ayrım ortaya koymuştu: "Sosyal medya belediyeciliği, hizmet belediyeciliğinin yerini almaz."

Sonraki yıllarda bürokratik kibir, vatandaşa yukarıdan bakma, makamdan güç devşirme ve halktan kopuk yöneticilik anlayışı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın farklı konuşmalarında üzerinde durduğu başlıklar oldu.

Şubat 2026'daki Valiler Buluşması'nda ise konu doğrudan dijital iletişim üzerinden ele alındı. Erdoğan, sosyal medyada beğeni almak, etkileşimi artırmak ve gündeme gelmek amacıyla ölçünün kaçabildiğine dikkat çekti. Mahremiyet ihlallerinin ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan görüntülerin bir iletişim faaliyetini "iletişim kazasına", hatta "iletişim krizine" dönüştürebileceğini ifade etti.

Son olarak, kullandığı "etkileşim avcılığı" kavramı meselenin geldiği noktayı oldukça isabetli biçimde özetliyor. Hizmeti görünür kılmak başka, görünür olmak için hizmeti araçsallaştırmak başka bir şeydir.

Kuraldan davranışa

Peki kamusal sorumluluk taşıyan kişilerin ve kurumların sosyal medyayı hatalı kullanmasını nasıl önleyeceğiz? Bu alan elbette hukukun dışında değil. Ancak sosyal medyada ortaya çıkabilecek her davranışı ayrıntılı mevzuat hükümleriyle düzenlemek de mümkün değil. Dolayısıyla temel problem yalnızca kural eksikliği olarak görülemez. Asıl mesele, kuralların davranışa dönüşmesidir.

Türkiye'de bu konuda önemli çalışmalar yürütülüyor. Kamu Görevlileri Etik Kurulunun sosyal medya kullanımına ilişkin yayınlamış olduğu etik ilkeler var. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı kamu kurumlarına yönelik kurumsal sosyal medya rehberi yayımladı. Milli Eğitim Bakanlığı öğrencilerin görüntülerinin paylaşılması konusunda çeşitli düzenlemeler yaptı. Bunlara son olarak, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığının mülki idare amirlerine yönelik hazırladığı Sosyal Medya Rehberi eklendi.

Mülki idare amirlerine yönelik rehber bu açıdan önemli bir çalışma. En değerli tarafı, sosyal medyayı yalnız "şunları paylaşmayın" denilen bir yasaklar alanı olarak görmemesi. Dijital iletişimi kamu yönetiminin doğal bir parçası olarak kabul ediyor ve valiler ile kaymakamlar için ortak bir kurumsal yaklaşım geliştirmeyi amaçlıyor. Rehber, esas olarak şu soruya cevap arıyor: Devlet dijital ortamda nasıl temsil edilmeli?

Kurumsal hesapların güvenliği, yetkilendirme, doğru ve teyit edilmiş bilginin kullanılması, devlet ciddiyeti, tarafsızlığın korunması, kriz iletişimi, dezenformasyon ve yapay zekâ destekli sahte içeriklerle mücadele gibi güncel riskleri birlikte ele alıyor. Bu yönüyle çalışma yalnızca bir sosyal medya kullanım kılavuzu değildir. Büyüyen dijital kamu alanında kurumsal davranış standardı oluşturma çabasıdır.

İletişim Başkanlığının bu alanda önemli bir boşluğu doldurduğunu söylemek gerekir. Çünkü kamu kurumlarının dijital iletişimini kişilerin tercihlerine bırakmak yerine devlet temsili, kamu yararı, kurumsal itibar ve güvenilir bilgi ekseninde ortaklaştırmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın yalnız mülki idare amirleriyle sınırlı kalmaması gerekir. Belediyeler, üniversiteler, okullar ve diğer kamu kurumları için de görev alanlarının özelliklerine uygun benzer rehberler geliştirilebilir. Çünkü artık devlet ile vatandaş arasındaki ilişkinin önemli bir bölümü dijital ortamda kuruluyor. Devletin dijital alandaki temsilinin de bir usulü, dili ve adabı olmak zorunda.

Başarının ölçüsünü değiştirmek

Rehberler ve etik ilkeler önemli. Ancak tek başına yeterli değiller. Kamu kurumlarında sosyal medya başarısının nasıl ölçüldüğünü de yeniden düşünmek gerekiyor. Takipçi sayısı, beğeni, izlenme ve etkileşim elbette iletişim açısından önemlidir. Fakat bunlar kamu hizmeti performansının kendisi değildir.

Daha önemli sorular var: Vatandaş doğru bilgiye doğrudan kaynağından ulaşabiliyor mu? Sorularına zamanında cevap alabiliyor mu? Kriz anında gerekli bilgi resmî hesaplardan zamanında paylaşılabiliyor mu? Sosyal medya vatandaşı kamu hizmetine yaklaştırıyor mu?

Kamu yönetiminde dijital iletişimin başarısını buna benzer soruların cevapları üzerinden değerlendirmek gerekiyor. İyi kamu yöneticisini dijital çağda öne çıkaracak olan ne kadar göründüğü ve etkileşim aldığı değil, sosyal medyanın imkânlarını kullanarak vatandaşla devlet arasındaki mesafeyi ne kadar azaltabildiğidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.