ERDAL ŞAFAK
Senaryo (2)
Dün Doğu Akdeniz'in Suriye-Lübnan-İsrail- Filistin-Mısır münhasır ekonomik bölgelerindeki petrol ve doğalgaz yataklarının -Ürdün'ü de katarsakbu altıgeni nasıl değiştirebileceğine, nasıl barış ve zenginlik vahasına dönüştürebileceğine ilişkin bir senaryoyu aktardım.
Ve sordum: Türkiye- Kıbrıs-Yunanistan üçlüsünün paylaştığı bölgenin 20 yıl sonraki tablosunu konu alan bir senaryo yazılamaz mı?
Gelin deneyelim. Hem de vizyonu biraz daha genişleterek. Buyurun.
Magosa randevusunun nedeni: Afrodit'in adasının bu güzel kentinde dünyanın en büyük ve en zengin üniversitesinin rektörlük tesislerinin hizmete açılması töreni.
***
2010'ların ortasına doğru Doğu Akdeniz'de tüm ülkelerin münhasır ekonomik bölgelerinde alabildiğine zengin petrol ve doğalgaz yatakları bulunmuştu. Hemen tüm yataklar bir ülkenin münhasır ekonomik bölgesinden diğerininkine uzanıyordu. O güne kadar bir bölümü soğuk savaş bir bölümü de soğuk barış düzeninde yaşayan bölge ülkelerinin -bir başka mucize- ileri görüşlü yeni kuşak liderleri, bu keşifleri barışın ve birlikte zenginleşmenin bir fırsatı olarak görmüşlerdi.
Önce Filistin-Suriye-Lübnan ile İsrail arasında Ortadoğu'yu 1947'den bu yana tüketen savaş durumuna son veren adil bir barış anlaşması imzalanmıştı. Ardından Mısır ile Ürdün, İsrail'le barış sürecini konsolide etmişlerdi.
Bunu Doğu Akdeniz'in petrol ve doğalgaz yataklarını işletecek, 6 ülkenin eşit paya sahip oldukları bir konsorsiyum kurulması izlemişti. "Levant" adı verilen konsorsiyum kısa sürede para basmaya başlamıştı. Bölgenin tüm ülkeleri de, tüm ülkelerin tüm vatandaşları da refah ve mutluluk içinde yaşıyorlardı.
"Levant" modeli Türkiye- Kıbrıs-Yunanistan için de esin kaynağı olmuştu. Önce Kıbrıs'ın iki parçası yeni bir devlet çatısı altında birleşmişti. Daha sonra Türkiye, Yunanistan ve Yeni Kıbrıs arasında üç ülkenin ekonomik bölgelerindeki yatakların birlikte değerlendirilmesini öngören bir ortaklık anlaşması imzalanmıştı. Onlar da üç ülkenin eşit payla temsil edildikleri bir konsorsiyum kurmuşlardı. Adını da "İyon" koymuşlardı. Oluk gibi para akıyordu kasalarına.
İşte o 30 Eylül 2032 günü Magosa'da hizmete soktukları rektörlük tesisleriyle bölgenin tüm önemli üniversiteleri birleşmiş oluyordu: İstanbul, Atina, Şam, Tel Aviv, Kahire üniversiteleri başta olmak üzere. Onbinlerce öğretim üyesi, yüzbinlerce öğrenciye sahip bir dev yaratmışlardı. Öğretim üyelerinin üniversiteler arasında mekik dokuyabilmeleri için 100 uçaklık filo bile vardı.
Avrupa Birliği? Çoktan tarihe karışmıştı. Daha doğrusu parçalara bölünmüştü. Bir yanda Almanya'nın liderliğinde Hollanda, Danimarka, Avusturya, İskandinav ülkeleri, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya'nın yer aldığı Kuzey Birliği vardı. "Viking" adını verdikleri yeni bir paraya geçmişlerdi.
Öbür yanda ise "Club Med" denilen Akdeniz ülkeleri (İspanya, İtalya, Portekiz, Fransa, Malta, Hırvatistan, Sırbistan gibi) eski AB'nin yıkıntıları üstünde "Euro"nun varlığını sürdürmeye çalışıyorlardı.
Yunanistan'a gelince parçalanmadan çok önce AB'ye veda etmişti. Onu Kıbrıs izlemişti.
İngiltere ve İrlanda ise Kuzey Amerika'nın ekonomik bölgesi NAFTA'ya katılmışlardı.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.