SALİH TUNA

30 Temmuz 2026, Perşembe

O rezil poz neyin göstergesi?

Your browser doesn’t support HTML5 audio

Her zamanki gibi İran'a aniden saldıran ABD, saldırılarına aniden son verince soluğu Beyaz Saray'da alan soykırımcı Netanyahu istediklerini elde etti mi?
Rivayetler muhtelif...
Lakin, çağımızın bu en azgın soykırımcısı, mezkûr görüşmeyi "kusursuz uyum" diye pazarladı.
Gerçi İsrail kabinesindeki kimi siyonistlerin "Şu yarım kalan işi bitirin!" tazyiki de bitmek bilmedi.
"Yarım kalan iş" malum, ABD'nin İran saldırısına ara vermesiydi.
Peki Pentagon o acil durum frenini niye çekti?

***

Sahi, Hollywood'a taş çıkartacak şekilde "intiharvari kara harekâtı" senaryoları yazıldığı, "İran'ın dağların altındaki tesislerini o dağlarla birlikte tek kalemde dümdüz ederiz" yollu tehditler savrulduğu bir zamanda ABD saldırıları neden şak diye durdu?
Mühimmatları mı bitti? Elbette değil...
Onca ABD askerinin ölümü ve yüzlercesinin de yaralanması mı yoksa savaşın maliyetinin 40 milyar dolara dayanacak kadar yükselmesi neticesinde giderek artan kamuoyu tepkisi mi etkili oldu?
Belki de Umman'dan bir heyetin, Hürmüz Boğazı'nın açılmasını görüşmek üzere gittiği Tahran'dan "olumlu" dönüş yapması belirleyici oldu?
Hepsi de olabilir.
Fakat bunlar üç aşağı beş yukarı daha önce de olmuş ve ardından müzakere masası kurulmuştu.
Demek ki kuvvetle muhtemel, ekstra bir şey daha var.
Galiba o iddia doğru: İran taktik değiştirdi.
Yani, namluyu doğrudan ABD Başkanı Trump'ın Körfez'deki milyarlarca dolarlık o janjanlı tesis ve otellerine çevirdi.

***

Öyleyse Trump'ın büyük sınavı başladı diyebiliriz. Bir yanda uluslararası marka değeri yüksek devasa aile yatırımları, diğer yanda savaşsız yapamayan cani İsrail rejiminin sonu gelmez istekleri...
ABD, önümüzdeki günlerde tekrar İran'a saldırırsa, hatta devasa zayiat riski ve kabarık siyasi faturayı hiçe sayarak o intiharvari kara operasyonunu başlatırsa bunun anlamı şudur:
Trump, kendisinin ve ailesinin sahip olduğu milyarlarca dolarlık şahsi imparatorluğunu ateşe atacak kadar Netanyahu'nun mutlak vesayeti altındadır.
Binlerce Gazzeli çocuğun katili Netanyahu'nun Beyaz Saray'da Trump'ın karşısında bacak bacak üstüne atıp o mağrur pozu vermesi, bu koyu vesayetin göstergesi; "Patron benim" demenin vücut diliyle dışa vurumu değil midir?
O pozu daha geniş bir semiyotik okunmaya tabi tutarak, "ABD'nin İran saldırısının işaret fişeği mesabesindedir" diyemez miyiz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.