ÜLKÜ TAMER

06 Ekim 2008, Pazartesi

"Macarlar" çok kişiyi şaşırtmıştı

Sinema mevsimi başladı. Gerçi eskisi kadar boş geçmiyor yazlar, ama yine de Ekim'e tat veren olaylardan biri de sinema mevsiminin açılması...
Şimdi 27 yıl öncesine dönüyor, bir sinema mevsimini nasıl açtığımızı hatırlıyorum.
Yayıncılığın yanı sıra filmcilik de yaptığım dönem. Getirttiğim ilk film, Fellini'nin <ı>Amarcord'u ortalığı kasıp kavurmuş, yılın en çok iş yapan ikinci filmi olmuş. Nitelikli yapıtların özlemi içindeki seyirciyi yeniden sinemalara çekmiş.
O yılları bugünkü ortama göre değerlendirmemek gerekiyor. Şimdi sinemaya gidecekseniz, bazen seçim yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bir yerde mutlaka gönlünüzce bir film bulabiliyorsunuz. Ama 70'lerde, 80'lerin ilk yarısında öyle miydi? Sinema seyircisi yok olmuştu sanki. Kayıplara karışmıştı. Tenha salonlarda ya yirminci sınıf serüven filmleri ya da <ı>Beş <ı>Dakkada <ı>Beşiktaş'lar oynatılıyordu.

***
İşte o dönemde <ı>Amarcord'u getirttiğim zaman herkes bana tımarhanelik deli gözüyle baktı. İsmet Kurtuluş dışında. Onun hiçbir zaman eksik etmediği büyük desteğini unutamam. Emek Sineması'nı açtı bize. As Sineması'yla, Kızıltoprak Kent Sineması'yla bağlantı kurdu. Filmin işletmesini üstlendi.
Büyük bir patlama yaptı <ı>Amarcord. İlk gösterimde haftalarca afişte kaldı. Bir bakıma öncülük etti. <ı>Teneke <ı>Trampet'in, <ı>Masumlar'ın ülkemize getirilmesini sağladı bir bakıma. Bunları nitelikli başka filmler izledi.

***
Sinemacılık serüvenine atılmıştım. Yola çıkmıştım bir kere. Artık duramazdım. İkinci filmimi Macaristan'dan aldım. Zoltan Fabri'nin <ı>Macarlar'ını (<ı>Magyarok) getirttim.
Yine eleştiriler başladı. Açık açık yüzüme söylüyorlardı: "Bir balık yakaladın. Attığın zar düşeş geldi. Macar filmi alınır mı! İşte şimdi batacaksın."
Üstelik filmi Macarca oynatacağım duyulunca resmen dalga geçmeye başladılar. Bugün zaman zaman çok önemli filmler getiren bir işletmeci kahkahayı basıyordu: "Milletin kulaklarının pası silinecek. Macarcayı özlemişlerdir. Sayende iki saat 'egeş şegere' dinleyecekler!"
Ben ağzımı açmıyordum; ön eleştirileri İsmet Kurtuluş aslanlar gibi göğüslüyordu.
<ı>Macarlar'la birlikte bir yenilik daha yaptım.
Filmlerin altyazılarını basan tek şirket vardı: Filmatik. Yazılar daktiloyla yazılıyor, klişeye alınıp film üstüne basılıyordu. Bazen okunmayacak derecede silik oluyor, sık sık dizgi yanlışlarına rastlanıyordu.
<ı>Macarlar'ın altyazılarını yayınevindeki elektronik dizgi makinesinde dizdirdim. Filmatik'e götürüp bıraktım.
Şirketin sahibi Bülent Bey, İsmet Kurtuluş'u aramış ertesi gün. "Ben bu altyazıları basmam," demiş. Nedenini sormuş İsmet Bey. Bülent Bey, "Bende bu dizgiden yok. Şimdi herkes bu tür yazılar isterse ne yaparım?" demiş. "Kolayı var," demiş İsmet Bey. "Bu yazıdan isteyen olursa müşterinden farklı fiyat alır, yayınevine dizdirirsin."
Aynı gün öğleden sonra yayınevine damladı Bülent Bey. Elinde bizim altyazılar. Masaya bıraktı. "Ülkü Bey, ben bu yazıları basmam. Ancak bizim daktiloyla yeniden yazdırırsam basarım," dedi.
"Filmin sahibi ben değil miyim?" dedim. "Ne tür yazı istiyorsam ondan bastırırım."
"Basmam."
"Basarsın."
Çare yok. Bülent Beyi bizim dizgi makinesinin başına götürdüm. O zamanki dizgi makinesi şimdiki bilgisayarlar gibi değil. Kocaman silindirleri olan, iki metre yüksekliğinde, dört metre uzunluğunda bir alamet.
"Bak, Bülent Bey," dedim, "Bu makineyi görüyor musun? Zeytinyağlı dolma hariç, her şeyi yapar. Madem istemiyorsun, altyazıları basma. Biz çaresine bakarız."
Bülent Bey bir an düşündü. Makinenin altyazı da basabileceğinden kuşkulandı, bizim yayınevinin Filmatik'e rakip olarak piyasaya girebileceğinden korktu.
"Tamam, Ülkü Bey, tamam," dedi. "Sen ver yazıları. Ben pırıl pırıl basarım. Filmatik bir işe daha öncülük etsin."
<ı>Macarlar da büyük iş yaptı. Filmin üçüncü haftasında, benimle "egeş şegere" diye dalga geçen işletmeci, elinde bir listeyle geldi. "Yahu, Ülkü," dedi, "Şuna bir göz atsana. Hangi filmleri alayım? Sen yeter ki söyle, ne dersen alacağım. Değil 'egeş şegere'li Macar filmi, isterse 'çukçi mukçi'li Eskimo filmi olsun."
Bir an durdu; ekledi: "Vallahi, sana da, bizim seyirciye de akıl erdiremedim."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.