HINCAL ULUÇ
Reklamın etkili ve ucuz yolu!.
Sonra da, yıllar önce Cüneyt Ağabey'in (Koryürek) Delta Ajasında başladığım PR işininin, dününü anlatmıştım. Daha uzun bir yazıda da, bugün geldiği yozlaşmış halin altını çizecektim.
Ama, olaylar öyle gelişti ki ülkemde, bir türlü bu konuya giremedim. Derken geçen pazartesi günü, Faruk'un köşesinde, "Reklamın etkili ve ucuz yolu" başlıklı yazısı çıktı.
Benim yazacaklarımın çoğunu o yazmış, bana da altına imza atmak düşmüştü.
Sorun sadece Hürriyet'in değil. Günümüzde her gazete yaşıyor. Onun da altını çizerek, size Faruk'un yazısını sunuyorum..
Gazetelere reklam vermek yerine gazeteci davet edip, reklamdan daha etkili ve daha ucuz yolla tanıtım yapıyorlar.
Gazetecilerin davet edildiği yerler bazen yurtiçinde ama çoğu zaman yurtdışında oluyor. Gazetecilerin ulaşım ve konaklama giderlerini, o firma ödüyor; gazetecilerin o açılış ya da etkinliğe ilişkin yazdıkları da genellikle olumlu ve tanıtıcı nitelik taşıyor.
Davetlerle 'haber' yaptıranlar, restoran, otel gibi mekânların sahipleriyle sınırlı değil. Büyük şirketler, holdingler ve politikacılar da bu yöntemi 'başarı' ile uyguluyor; kimi şirket yurtdışında 'lansman' toplantıları düzenliyor, kimi de gazetecileri uzak ülkelerdeki maçlara, konserlere, fuarlara götürüp ağırlıyor.
Elbette bu açılış, toplantı ya da etkinliklerin bir bölümü gerçekten haber değeri taşıyor ve gazeteci davet edilmese de yazılması gerekiyor. Ama bazen bakıyoruz, asla yazı ve haber konusu olmayacak bir faaliyet, sırf gazeteci o geziye davet edildiği için yazılıyor ve yayınlanıyor. Hatta bazen birden fazla gazeteci davet edilince gazetenin birden fazla sayfasında yer işgal ettiği de oluyor bu tür haberlerin.
Daha önce defalarca yazdım. Bir kez daha tekrarlama gereği duyuyorum. Davet gazeteciliği, gazetecilik meslek etiği açısından problemli. Çünkü gazetecilik, gerçeği ama yalın gerçeği hiçbir çıkar ilişkisine dayanmadan aktarma mesleğidir. Araya herhangi bir çıkar ilişkisi girince aktarılan bilginin nesnelliğine gölge düşer; güvenilirlik, inandırıcılık zedelenir.
Doğan Grubu Yazılı Medya İlkeleri'nde 'davetle gidildiğinin yazıda yer alması zorunluluğu' bulunmasının nedeni, gazeteciye objektif davranması gerektiğinin hatırlatılması aslında. Bu ilkenin ikinci nedeni de okurun, o yazıyı 'geziye davet edilmiş bir gazetecinin kaleme aldığını' bilerek okuması. Başka bir deyişle, okur, "Bu bir davet gazeteciliği ürünüdür" denilerek, haber veya yazıdaki tanıtım unsurlarına karşı uyarılmış oluyor.
Hürriyet'te bu ilkenin uygulanmasının, 'davet gazeteciliği'nin sakıncalarını ortadan kaldırdığı söylenebilir mi? Hayır. Ama 'davet gazeteciliği' sorununun Hürriyet ile sınırlı olmadığı da açık. Zaten bu yazıyı, 'davet gazeteciliği'nin Türkiye medyasında giderek daha da ağırlık kazandığı gözlemlerime dayanarak yazdım. Bütün medya kuruluşları artık başkasını suçlama kolaycılığına sapmadan önlem almak zorunda. Görmezden gelinecek noktayı çoktan aştı.
"Davet gezilerinin sonuçlarıyla ilgili fikir vermesi bakımından uluslararası bir kruvaziyer (Gezi gemiciliği) şirketiyle ilgili Hürriyet'te çıkan 'davet' haberlerini inceledim. Tabii bir de gezi öncesi yazılanlar var ama onları saymadım.
Bu şirketin turlarının tanıtımı için son 1.5 yıl içinde Hürriyet'ten farklı servislerden üç yazar ve bir muhabir, Atina, Miami ve Uzakdoğu gezilerine davet edilmiş; her biri yarım sayfa olmak üzere tam beş haber yayınlanmış bu şirketle ilgili. Hepsi de o şirketin gemi turlarının tanıtımı niteliğinde.
Nitekim davetler yoluyla beş kez geniş 'haber' yayınlatan bu şirket, Hürriyet'e hiç reklam vermemiş. Bu da haber görünümlü o metinlerin reklamdan daha etkili olduğunun ve ayrıca reklam vermeye gerek bırakmadığının kanıtı olsa gerek..."
Yazacağım!.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.