Milli İstihbarat Akademisi “ABD-İran Savaşı ve Türkiye" başlıklı raporunu yayımladı: “Türkiye, savaş sürecinde önemli stratejik avantaj sağladı”

Milli İstihbarat Akademisi (MİA) tarafından hazırlanan "Askeri ve Jeopolitik Perspektiften ABD/İsrail-İran Savaşı ve Türkiye" başlıklı raporda, ABD ve İsrail ile İran arasında 28 Şubat'ta başlayan ve yaklaşık 40 gün süren savaşın, modern savaş anlayışı, bölgesel güvenlik dengeleri ve Türkiye'nin stratejik öncelikleri açısından çok boyutlu sonuçlar ortaya çıkardığı ifade edildi.

Milli İstihbarat Akademisi ABD-İran Savaşı ve Türkiye başlıklı raporunu yayımladı: Türkiye, savaş sürecinde önemli stratejik avantaj sağladı

MİA'nın raporunda, savaşın yalnızca askeri açıdan değil yapay zeka destekli sistemler, elektronik harp, kritik altyapı güvenliği, enerji arz güvenliği, bilişsel savaş, toplumsal dayanıklılık ve diplomatik dengeler bakımından da yeni bir döneme işaret ettiği vurgulandı.

"12 GÜN SAVAŞI"NIN GERÇEKLEŞTİĞİNE VURGU YAPILDI

Rapordaki önsözde Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, MİA tarafından daha önce yayımlanan "12 Gün Savaşı" raporunda çatışmanın devam edebileceği ve bölgeselleşebileceği yönündeki öngörülerin büyük ölçüde gerçekleştiğine dikkat çekti.

Köse, yeni savaşın özellikle ABD'nin doğrudan sürece dahil olmasıyla birlikte askeri doktrinler, yeni teknolojiler, istihbarat operasyonları, enerji güvenliği, sosyal dayanıklılık ve iletişim stratejileri gibi birçok alandaki dönüşümü daha görünür hale getirdiğini ifade etti.

Raporda ayrıca, savaş sürecinde gözlemlenen askeri teknolojiler, doktrinel sınamalar, siyasi ve jeopolitik etkiler ile Türkiye açısından ortaya çıkan sonuçların kapsamlı biçimde ele alındığı belirtildi.

Milli İstihbarat Akademisi ABD-İran Savaşı ve Türkiye başlıklı raporunu yayımladı: Türkiye, savaş sürecinde önemli stratejik avantaj sağladı

"SAVAŞ MODERN HARP ORTAMINI ŞEKİLLENDİRDİ"

Raporda, ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın modern harp ortamının platform merkezli anlayıştan veri, ağ, üretim kapasitesi ve operasyonel sürdürülebilirlik eksenli yeni bir yapıya evrildiğini gösterdiği ifade edildi.

Yapay zeka destekli sistemlerin istihbarat, gözetleme ve keşif faaliyetleri, hedef tespiti, önceliklendirme ve hava savunma süreçlerinde yoğun biçimde kullanılmasının karar alma döngülerini dramatik biçimde hızlandırdığına vurgu yapılan raporda, bu durumun, modern savaşta karar üstünlüğünün yalnızca insan kapasitesiyle değil, veri işleme, algoritmik analiz ve gerçek zamanlı entegrasyon kapasitesiyle şekillendiğini ortaya koyduğu belirtildi.

Raporda, elektromanyetik spektrum hakimiyetinin modern hava gücünün ayrılmaz parçası haline geldiği vurgulandı. Radar sistemleri, veri bağları, SATCOM altyapısı, elektronik harp kabiliyeti ve iletişim ağlarının savaşın sonucu üzerinde doğrudan belirleyici olduğu ifade edildi.

Görünmeyen dijital ve elektromanyetik katmanın, geleceğin savaşlarında fiziksel çatışma sahası kadar kritik hale geldiğine dikkatin çekildiği raporda, savaşın geçilemez hava savunma şemsiyesi anlayışının sürdürülebilir ve mutlak olmadığını ortaya koyduğu ifade edildi.

STRATEJİK KIRILGANLIKLAR DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİ

İran'ın düşük maliyetli kamikaze dronlar ve çoklu füze saldırılarıyla çok katmanlı hava savunma sistemlerini belirli ölçülerde aşabildiği kaydedilen raporda, bu durumun modern hava savunmasının yalnızca savunma sistemlerinden değil, erken ihbar, elektronik harp, siber güvenlik ve taarruzi kapasiteyle desteklenen bütünleşik mimarilerden oluşması gerektiğine işaret ettiği belirtildi.

Raporda ayrıca, büyük ve yüksek maliyetli platformların önemini koruduğu ancak bu platformların stratejik kırılganlıklarının daha görünür hale geldiği aktarıldı.

Özellikle yoğun füze tehdidi altında uçak gemileri, tanker uçaklar ve havadan erken ihbar platformlarının hareket alanlarının daralabildiğine dikkat çekilen raporda, buna karşılık düşük maliyetli dron sistemleri ve kamikaze unsurların yüksek maliyetli savunma mimarilerine karşı ciddi maliyet asimetrisi oluşturduğu vurgulandı.

"ENERJİ VE KRİTİK ALTYAPILAR DOĞRUDAN HEDEF HALİNE GELDİ"

Raporda, kritik altyapılar, enerji tesisleri, radar ağları, iletişim sistemleri ve lojistik merkezlerin savaşın öncelikli hedefleri haline geldiği ifade edildi. Bu durumun, modern savaşta yalnızca askeri unsurların değil, savaşma kapasitesini mümkün kılan altyapının da doğrudan çatışma alanına dönüştüğünü gösterdiği belirtildi.

Özellikle enerji ve iletişim altyapılarındaki kırılganlıkların toplumsal dayanıklılık ile ulusal güvenlik arasındaki ilişkiyi daha görünür hale getirdiği vurgulanan raporda, ayrıca Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz hattında yaşanan gerilimlerin enerji arz güvenliği ile ticaret yollarını doğrudan stratejik rekabet alanına dönüştürdüğüne işaret edildi.

Raporda, enerji altyapılarının ve deniz ticaret hatlarının korunmasının bölgesel güvenlik mimarisinin temel unsurlarından biri haline geldiği kaydedilerek, Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi bağlantısallık projelerinin ise savaş sonrası dönemde ekonomik olduğu kadar jeopolitik ve stratejik güvenlik projeleri haline geldiği ifade edildi.

Savaşın Orta Doğu'da uzun süredir vekil aktörler, kırılgan dengeler ve dış güvenlik garantileri üzerinden sürdürülen mevcut güvenlik mimarisini ciddi biçimde aşındırdığı belirtilen raporda, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Körfez ve Doğu Akdeniz hattını aynı anda etkileyen çok katmanlı krizlerin bölgesel güvenlik anlayışının yeniden şekillendiğine işaret ettiği aktarıldı.

Raporda, İran'ın bölgesel kapasitesinin savaş sürecinde önemli ölçüde aşındığı ancak etkisinin tamamen ortadan kalkmadığı belirtildi.

İsrail'in İran'ın zayıflamasını stratejik fırsat olarak değerlendirdiği; özellikle Suriye, Lübnan ve Doğu Akdeniz hattında operasyonel alanını genişletme eğilimi göstermesinin bölgesel güvenlik mimarisini daha kırılgan hale getirdiği vurgulanan raporda, İsrail'in bölgeyi kendi lehine şekillendirme arayışının Türkiye ile stratejik rekabet ihtimalini artırdığı bildirildi.

Raporda, savaşın Türkiye açısından hava ve füze savunması, elektromanyetik spektrum hakimiyeti, stratejik altyapı güvenliği, mühimmat sürdürülebilirliği, bilişsel savaş kapasitesi ve dağıtık komuta kontrol mimarileri alanlarında yeni nesil bir savunma yaklaşımının gerekliliğini ortaya koyduğu vurgulandı.

Savunma sanayisinde yalnızca yüksek teknoloji üretiminin değil; seri üretim kapasitesi, mühimmat sürdürülebilirliği, stok kapasitesi ve tedarik güvenliğinin de stratejik zorunluluk haline geldiği belirtilen raporda, bu yaklaşımın "üç boyutlu derinlik" anlayışı olarak tanımlandığı kaydedildi.

Milli İstihbarat Akademisi ABD-İran Savaşı ve Türkiye başlıklı raporunu yayımladı: Türkiye, savaş sürecinde önemli stratejik avantaj sağladı

TÜRKİYE'NİN ÇOK BOYUTLU DİPLOMATİK KAPASİTESİNİN ÖNEMİ

Raporda ayrıca Türkiye'nin çok boyutlu diplomatik kapasitesinin savaş sürecinde önemli stratejik avantaj sağladığı ifade edildi.

Ankara'nın aynı anda İran, Körfez ülkeleri, Pakistan, Avrupa ve ABD ile iletişim kanallarını sürdürebilmesinin Türkiye'nin yeni bölgesel güvenlik mimarisinde dengeleyici ve kolaylaştırıcı rol üstlenebilme kapasitesini gösterdiği vurgulandı. Bununla birlikte savaş sürecinde Türkiye karşıtı propaganda faaliyetlerinin yoğunlaştığına dikkat çekilerek dezenformasyon ve manipülasyon faaliyetlerine karşı gerekli tedbirlerin alınmasının önem taşıdığı kaydedildi.

Raporda sonuç olarak, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın, uluslararası güvenlik düzeninin çözülmeye başladığı ve savaşın doğasının köklü biçimde dönüştüğü yeni bir dönemin habercisi olduğu ifade edildi.

Gücün artık yalnızca askeri kapasiteyle değil, teknolojik üretim kabiliyeti, veri hakimiyeti, toplumsal dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve stratejik uyum kapasitesiyle tanımlandığı kaydedildi.

Türkiye'nin jeopolitik konumu, savunma sanayisi altyapısı, operasyonel deneyimi ve diplomatik esnekliği sayesinde yeni dönemde "güvenlik ve istikrar sağlayıcı" aktörlerden biri haline geldiği vurgulanan raporda, Türkiye açısından temel meselenin ortaya çıkan bu tarihsel kırılmayı yalnızca kriz ve tehdit perspektifiyle değil; uzun vadeli stratejik ölçek büyütme fırsatı olarak okuyabilmek olduğu ifade edildi.

Bunun başarılabilmesinin ise çok katmanlı güvenlik yaklaşımının kurumsallaştırılması ve mevcut kapasitenin sürdürülebilir, entegre ve stratejik bir vizyon çerçevesinde geliştirilmesine bağlı olduğu belirtildi.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.
Haber Girişi Zahit Yılmaz - Editör

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!