İşte yeni öğrenci profili: Dikkati dağınık iletişimi az aidiyet arıyor
Dijitalleşme ve değişen ebeveynlik modelleri sınıflarda yeni bir öğrenci profili ortaya çıkardı. Çocukların dikkati daha kolay dağılıyor, yüz yüze iletişimleri azalıyor. Uzmanlar yeni neslin güven, iletişim ve aidiyet ihtiyacının arttığına dikkat çekiyor
Okulların açılmasına artık sayılı günler kaldı. Milyonlarca öğrenci 14 Eylül Pazartesi günü ders başı yapacak. 2026-2027 eğitim öğretim yılı için geri sayımın başladığı şu günlerde Enstitü Sosyal tarafından önemli bir panel düzenlendi. "Yeni Eğitim Yılına Başlarken" panelinde değişen öğrenci profili mercek altına alındı. Panelde dijitalleşme, değişen ebeveynlik modelleri ve çocukların ekranla kurduğu yoğun ilişki, okulların karşısına önceki kuşaklardan farklı bir öğrenci profili çıkardığı ortaya kondu. Çocuklar ve gençler artık ekranla daha erken tanışıyor, dikkati daha kolay dağılıyor, yüz yüze iletişimi azalıyor. Duygularını yönetmekte desteğe, okulda ise her zamankinden daha fazla güven ve aidiyet duygusuna ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle yeni eğitim yılında artık yalnızca akademik başarıya odaklanmak yeterli değil. Çocukların dikkat sürelerinden iletişim biçimlerine, duygu yönetiminden arkadaşlık ilişkilerine kadar pek çok alanda yaşanan değişim, okul ve öğretmenlerin de yeni yöntemler geliştirmesini zorunlu kılıyor. Panelde konuşan alanında uzman isimler değişen öğrenci profilini ve yeni eğitim yılında çocukların ihtiyaçlarını şöyle anlattı:
DİKKAT EKSİLİĞİ DAHA GÖRÜNÜR
PROF. DR. ŞULE ALAN (CORNELL ÜNİVERSİTESİ DAVRANIŞ BİLİMCİ): Bugün yepyeni bir öğrenci profiliyle karşı karşıyayız. Çocukların öğrenme süreçlerinde yaşanan güçlükler öğretmenlerin yetersizliğinden değil, değişen ebeveynlik modelleri, dijitalleşme ve sınıflarda artan dikkat eksikliği gibi dinamiklerden kaynaklanıyor. Bu yeni öğrenciyi anlamamız, onun ihtiyaçlarına uygun stratejiler belirlememiz ve öğretmenlerimizi bu yeni yöntemlerle donatmamız gerekiyor. Öğretmenlerin azim, sabır, merak ve empati gibi sosyalduygusal alanlarda eğitilmesi çocukların gelişimine doğrudan katkı sunuyor. Son 20 yıldaki araştırmalar da sosyal duygusal becerilerin okul ortamında çevresel faktörlerle geliştirilebildiğini açıkça kanıtlıyor.

EKRANI KAPATMAK YETMİYOR
DOÇ. DR. MEHMET GÜRLEK (İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİL BİLİMCİ): Çocuklarda iki-üç yaş civarında başlayan kusursuz gramer gelişimi, erken çocukluk döneminden itibaren yakından takip edilmeli. Bu evrede temelleri atılan anlama ve kendini ifade etme becerisi, çocuğun hem okul başarısını hem de arkadaşlık ilişkileriyle örülü günlük yaşamını doğrudan şekillendirir. Çocukların dil gelişiminde ebeveynlerin, öğretmenlerin ve okulların model olması hayati bir önem taşıyor. Yalnızca 'Çocuklar ekran kullanmasın' demek kolay. Asıl mesele, uygulamada çocukların ev ortamında ne kadar konuşmaya ve sözel etkileşime maruz kaldığı. Çocukların dili doğru kullanma yeteneği onların akademik, okul, iş ve cemiyet hayatındaki tüm başarılarının temelini oluşturuyor.
GÖRÜNMEYEN ÇOCUK UYARISI
DR. İPEK COŞKUN ARMAĞAN (ENSTİTÜ SOSYAL GENEL KOORDİNATÖRÜ): Çocuk sınıfta, koridorda, bahçede görünür olduğunu ve bir topluluğun parçası olduğunu bilmek zorunda. Yalnızlık çeken, içine kapanan, sistemin kenarına itilen bir öğrenci fark edilmiyorsa orada güven ikliminden söz edemeyiz. Başarı odaklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek ve dışarıdan kusursuz görünen eğitim kurumlarında dahi ciddi krizlerin yaşanabilmesi, okul şiddetinin ve risk faktörlerinin yalnızca belirli okul tipleri veya akademik seviyeler üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.
5 KRİTİK İHTİYAÇ UZMANLARIN değerlendirmelerine göre değişen öğrenci profilinin ihtiyaçları da yeniden ele alınmalı. Yeni eğitim yılında çocukların akademik gelişiminin yanında şu beş alan öne çıkıyor:
KENDİNİ İFADE ETME: Çocuğun konuşabileceği, soru sorabileceği ve düşüncelerini anlatabileceği ortamlar oluşturulmalı. Evde ve okulda sözel etkileşim artırılmalı.
DUYGULARINI YÖNETME: Dürtü kontrolü, sabır, empati ve duygu yönetimi öğrenmeye hazır olmanın önemli parçaları. Bu beceriler okul ortamında da geliştirilebiliyor.
AİDİYET HİSSETME: Öğrenci sınıfın ve okulun bir parçası olduğunu hissetmeli. Okula aidiyet, öğrenmenin de güçlü zeminlerinden birini oluşturuyor.
GÖRÜNÜR OLMA: Yalnızlaşan, içine kapanan ya da arkadaş grubunun dışında kalan çocukların fark edilmesi gerekiyor. Öğrenci, öğretmeni ve okul yönetimi tarafından görüldüğünü bilmeli.
AKRANLARIYLA İLETİŞİM: Çocukların yalnızca öğretmenden değil birbirlerinden öğrenebileceği ortamlar oluşturulmalı. Akran öğrenmesi, iletişim ve dayanışmayı güçlendiren önemli araçlardan biri olarak görülüyor.