Sis Şiiri Sözleri - Tevfik Fikret Sis Şiiri Açıklaması Ve İncelemesi
Servet-i Fünûncu edebiyatçıların lideri olan Tevfik Fikret günümüzde hala hayranlıkla okunan, edebiyat severlerin ufkunu açan eserlere imza atmıştır. Şairin Sis isimli şiiri de bahsi geçen unutulmaz eserlerden biridir. Sis şiiri sözleri ve konusunun kavranabilmesi için şiirin birkaç kez okunması gerekir. Ayrıca mutlaka Tevfik Fikret Sis şiiri açıklaması ve incelemesi başlıklarına değinilmelidir.
Şiirlerin edebi ölçütleri, ana konusu ve teması hakkında fikir sahibi olmak için şiirlerin inceleme ve açıklamalarına bakmak gereklidir. Bu konularda araştırılan şiirlerin başında, edebiyat severlerin en beğendiği şiirler yer almaktadır. Tevfik Fikret Sis şiirinin açıklaması ve incelemesi sıklıkla araştırılmaktadır. Bunun nedeni ise Sis şiiri sözleri okurlar tarafından oldukça beğenilmiştir.
Tevfik Fikret Sis Şiiri Sözleri
Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu'nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara'nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?
Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal'ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
"Geçmişlere Rahmet! " diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak'a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi'atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan "hak"!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...
Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!
Tevfik Fikret Sis Şiiri Açıklaması
Servet-i Fünun akımının lideri Tevfik Fikret okurların her dönem beğenisine nail olmuş pek çok eser meydana getirmiştir. Sis isimli şiiri de oldukça beğenilmiş, edebiyat dünyasında çokça olumlu eleştiri almış ve dahi günümüzde edebiyat derslerinde tahlili yapılan eserlerinden biridir. Tevfik Fikret Sis isimli şiirini 3 Mart 1902 tarihinde İstanbul'da sisli bir sabah kaleme almıştır. Sis şiiri dönemin toplumsal, siyasi ve sosyal özelliklerinden bahsettiği için tarihi bakımdan da önem taşımaktadır.
Tevfik Fikret Sis Şiiri İncelemesi
Şairin Sis şiirinde ilk göze çarpan temalar öfke, kaygı ve umutsuzluk duygularıdır. Tevfik Fikret bu şiirinde nispeten kötümser bir dil kullanarak yozlaşmadan, ahlaksızlıktan ve rejim baskısından doğan umutsuzluğunu yoğun betimlemeler kullanarak dizelere dökmüştür. Sis şiirdeki kasvet, insanın ve betimlemelerde anlattığı İstanbul'un üzerinde bıraktığı baskıyı temsil etmektedir. Şiirin biçim incelemesi ise şöyledir; nazım biçimi serbest müstezat, uyak düzeni ise ''aa,bb,cc,dd,...'' şeklindedir. Şiirin uyak düzeni ise zengin ve tam uyak kullanılarak oluşmuştur. Kullanılan dil anlaşılır ve sade değildir. Şiirde daha çok ağır edebi sözcükler, Farsça ve Arapçadan devşirme terimler kullanılmıştır.