Fikriye'nin sır ölümü tartışılıyor
Atatürk ile Fikriye Hanım arasında aşk var mıydı? Fikriye Hanım nasıl öldü? Atatürk'ün aşk mektubu yazdığı tek kadın kimdi? Tarihçi Ergun Hiçyılmaz anlatıyor
Vuruldu mu? Yoksa intihar mı etti? Köşk'ün kapısında o gün neler yaşandı? Fikriye Hanım'ın sırlarla dolu ölümüyle ilgili tartışmalar büyüyor.
Mehmet Sadık
"* Filmin gösterilen fragmanında ana eksen olarak Fikriye Hanım ve Salih Bozok'un Ata'ya olan büyük
* Reisicumhur makamının haysiyeti ile yeni evli bir gelinin, evinin özelini koruma mücadelesi ne yazık ki kötü emellere alet edilmiştir. * Fikriye Hanım ilk gelişinde ona layık bir hürmetle ağırlanmasına rağmen, üçünün de aynı mekânda kalmaları üzerine tüm Ankara'dan, TBMM, esnaf, muhalefet, özellikle yabancı misyondan alaylı, ahlaka uygun olmayan yakıştırmalar yapılmış ve bunlar Çankaya'ya ulaştırılmıştır. * Paşa, kendisiyle konuşmayınca Çankaya'yı terk ederek önce İstasyon Evi'ne (Ankara Garı) giden, sonra 1.5 sene Yalova'da ikamete mecbur bırakılan Fikriye Hanım'ın depresyonu artmıştır. * Dönüşünde Latife Hanım, Çankaya'nın onurunu tek başına korumak zorunda kalmış ve Fikriye Hanım'dan gitmesini istemiştir. Fikriye Hanım gitmek istemeyince, haklı olarak öfkelenerek gelişinin dördüncü gününde Fikriye Hanım'dan gitmesini istemek zorunda kalmıştır.
* Fikriye Hanım, Köşk'ten ayrıldıktan bir zaman sonra tekrar gelmiş ve içeri girmek istemişse de, Kılıç Ali, Muzaffer Kılıç, Hüsrev Gerede, Hasan Rıza Soyak, Hüsrev Gerede, Rıza Nur ve pek çok kişinin anılarında anlattığı üzere kendisini tanımayan başyaver Rasuhi Bey'in kendisini içeri almayınca "Ben buranın Hanımıyım" demiştir.
* Bu kişilerin de anlattığı üzere onların deyimi ile muhtemelen Paşa'yı ve/veya Latife Hanım'ı vurmak maksadı ile tuvalete giden Fikriye Hanım'ı yaver Rasuhi Bey, tuvalette elinde bir silah ile yakalamış çantasında da bir ikinci silah olduğunu görmüştür. * Fikriye Hanım elindekini Paşa'ya hediye getirdiğini, çantasındakinin de İsmet Paşa'nın armağanı olduğunu söylese de Rasuhi Bey tarafından zorla dışarı çıkarılmıştır. * Resmi tarih 'intihar' diye kayda geçirmişse de ne yazık ki en iyi ihtimal, aralarındaki boğuşma sırasında silah patlamış ve Fikriye Hanım, ölümcül yaralanmıştır. Olay daha sonra hastanede ölmesiyle, 'intihar' denilerek kapatılmıştır. Latife Hanım'ı ya da Paşa'yı gerçekten vurmak isteyip istemediği bilinmese de hiç kimse Rasuhi Bey tarafından yanlışlıkla mı, yoksa kasten mi öldürüldüğü konusunda fikir sahibi değildir. Ancak bilerek vurulması da pek çoklukla mümkün olarak kabul edilir. * Atatürk sevgisinin büyüklüğü tartışılmayacak olan Fikriye Hanım'ın gerçek vefat hikâyesi ne yazık ki bu şekilde gerçekleşmiştir. Fikriye Hanım, Paşa için ölmüşse de kendini vurmamıştır. Ancak olayı kapatmak için gazetelerde bu kadar uzun zaman Ankara'da kalmış ve Paşa'nın yakını da olan bu kadın, basit ve uzak bir akraba olarak gösterilerek intihar ettiği halka duyurularak inandırılmıştır."
sevgileri sebebiyle intihar etmeleri oluşturmaktadır.
Öke'nin iddialarına karşılık sabah.com.tr'ye konuşan araştırmacı-tarihçi Ergun Hiçyılmaz, Fikriye Hanım'ın vurulduğu yönünde bir belge bulunmadığını vurgularken, "Yaşayan tarih" Aydın Boysan da "Rivayet öldürüldü diye de var öldü diye de var" açıklamasını yaparak Fikriye Hanım'ın mezarının nerede olduğunun dahi bilinmediğini ifade ediyor.
Mezarı bulunursa Fikriye Hanım'ın nasıl öldüğünün belli olabileceğini dile getiren tarihçi Ergün Hiçyılmaz, "Geçmiş, özellikle Atatürk dönemi, çok meraklısı olan bir dönem. Meraklıların hepsinin de o dönemi bilecek bilgi, görgü, kültür ve vicdani tarafsızlığa sahip olduğunu söylemek mümkün değil. Sonuçta insandır. Taraftır. Dolayısıyla Atatürk'ü sevmek ve sevmemek konusunda yarışan bir anlayış, demokratik bir şekilde yaşamak yerine, düşünmek yerine, anti-demokratik bir kavga unsuru haline
Atatürk ile Fikriye
Hanım arasında özel bir ilişki olduğu yönündeki iddialarla ilgili olarak da tarihçi Ergun Hiçyılmaz şöyle konuşuyor:
Atatürk ile Fikriye Hanım arasında büyük bir aşk yaşandığına inanmadığını dile getiren Ergun Hiçyılmaz, "Benim bildiğim Atatürk'ün 12'den fazla genç insana desteği var. Fikriye Hanım da Köşk'e öyle girdi. Bunların içinde Yalovalı Sığıtmaç Mustafa da var, güreş tuttuğu çocuk da… Onları himayesine almış. Bu çocukların hepsi ileride bir şey olmuşlar; yüzbaşı olmuşlar, şu olmuşlar, bu olmuşlar... Onları Atatürk'ün manevi kızı olan Nebile gibi evlendirmiştir. Çünkü Atatürk, İstiklal Savaşı'ndan sonra kadının düştüğü vehameti görmüştür. O çocuklar öksüzdür. Siz bunu yaparken bunu yanlış anlamış olabilirsiniz. O hanımefendi yanlış anlamış olabilir" diyor.
MADAME CORRİNE'YE AŞK MEKTUPLARI VAR

Fikriye Hanım ile ilgili herhangi bir mektuba rastlanmadığına dikkat çeken Ergun Hiçyılmaz, "Atatürk'ün aşkları konusundaki kitaplarda yazılanların birbirinden çok farklı olmadığını anılıyoruz. Meseleye Atatürk'ün sevgi dünyası olarak bakılır. Kadına olan saygısını ortaya çıkaran kitaplardır. Ancak aşkın tarifini yaparken hep Madame Corrine ile sözedilir. O konu çok açık yazılmıştır, çünkü mektuplar vardır. Fikriye Hanım ile ilgili ise ne Fikriye Hanım'ın yazdığı ne de Atatürk'ün yazdığı herhangi bir mektup görmedim. Zaten Atatürk, dostluk mektupları hariç Madame Corrine dışında bir mektup yazmamış. Bir de Bulgaristan'da sefirin kızı olan bir hanımın Atatürk'e mektubu var. Onun dostani şeyleri aşan duygularla ilgili satırlarını görebiliriz. Ancak o hanımın aşkı bir Mata Hari durumu olabilir" açıklamasını yapıyor.
Atatürk'ün yaşamının dönüm noktalarını, en yakın arkadaşlarından Salih Bozok'un anılarına dayanarak beyazperdeye aktaran Zülfü Livaneli'nin 'Veda' filmine haksızlık yapılmaması gerektiğini söyleyen Hiçyılmaz, "Zülfü Livaneli belgesel yapmıyor, film yapıyor. Notada müziği mi bulacak mezarı mı bulacak?" görüşünü dile getiriyor.
Hiçyılmaz, "Fikriye Hanım'ın vurulduğu ispatlanmadığı sürece bu konu söylentiden ibaret olur" vurgusunu yaparak, şöyle konuşuyor:
"Gerçeği tam olarak bilmeden Latife Hanım'ın akrabasının bu konuda konuşmasını yanlış buluyorum. Patoloji uzmanı mısın? Bilmediğimiz bir şeyin üzerine mütalaa yapamayız. O dönemde bazı şeylerin üstü örtülmüş olabilir. Ancak ben böyle bir şey oldu deme hakkına sahip değilim. Fikriye Hanım bir insan, bir kadın, Atatürk'ün iltifatına mazhar olmuş bir Türk kadını. Bu Türk kadını için bu tür polemikleri yapmak, hele bir başka kadının akrabası olarak yapmak çok yanlış. Çünkü onu doğrudan ilgilendiren bir durum yok. Mezarı bulunmayan bir kadının kimsesi yok demek değildir. Ben onu korumakla yükümlüyüm. Vurulmuş bile olsa Fikriye Hanım'a şimdi de vurmak çok ayıp" görüşünü dile getiriyor.
VEDA FiLMİNİN FRAGMANI
