Ben kanımdan değil sütümden Roman'ım

Dört bir yandan binlerce Roman'ın akın ettiği Abdi İpekçi'deki şenlik gibi toplantıyı, Savaş Ay da izledi

BEN el kadar bebeymişim, turnedeymişiz. Anam sahnede şarkılar söylemekte, ben kuliste mışıl uykularda. Kulis dediğim Anadolu ücrasında bir yazlık sinemanın perde arkasındaki küçük sahanlık. Orada tahta sandalyelerin ikisini yan yan yana koyup kundağımla yatırmışlar beni üstüne. Ne zaman ki anam Makber şarkısına başlamış... Ne zaman ki "her yer karanlık, pür nur o mevki" diye avazlanmış, kavilleştikleri gibi makinist söndürmüş tüm ışıklarını bahçe sinemasının... Mikrofonsuz meyana başlamış anam çıt çıkmayan bahçede... O an açmışım gözümü. Karanlıktan mı ne korkup basmışım bebek çığlığımı. Sahnede solistine eşlik eden Çingene Kemancı Cemal amcanın karısı Melek abla da kulisteymiş o sıra. Tesadüf, bana akran bir bebenin annesiymiş o da o vakit. Çığlıklarım şarkıya karışmasın, usul ahenk bozulmasın diye hamle etmiş üzerime. Süt dolu memelerinden birini minik ağzıma dayayıp emzirmeye başlamış beni, susmuşum.

KEYİF MİLYARDERİ

Kanımda değilse de sütümde çingenelik var anlayacağınız ki iftiharım bir durumumdur bu durum. Hepsi kendi kalabilmiş, hep oyuncakçıda gezen çocuk yürekleri taşımış bir ırkın süt kardeşi olmak öyle böyle hoş durumlar değildir, aah bir bilseniz. Onlara yatkınlığım, onlara düşkünlüğüm, onlarla hasbıhalim en zengin taraflarımdandır der, keyif milyarderi gibi dolanırım bin yıldır. İşte o nedenledir ki dün çocuklar gibi şendim. Zeytinburnu kıyılarında, Abdi İpekçi Salonu'nun içini dışını, "içi dışı bir" Roman ahalisi doldurmuştu çünkü. Rüştünü ispat etmiş, sınıfını iftihara geçmiş, askerden taze teskere almış gibi gönenli, başı mağrur, kalbi endişesiz hallerdeydiler ki ben de bu vaziyetle iftihar ettim. Yürekleri ön yargı işgalinden kurtaran kuvvetlerin geçit töreni gibiydi yürümeleri. Sahil istikametinden gelen Edirne plakalı otobüsler, minibüsler serhat kentin kavruk Romanlarını getirip bıraktı bina önüne. Kırklareli'nin zaten çoktan oraya varmış grubuyla kaynaşmaları saniye sürmedi. Aralarına Sarıgöl'den, Sultanmahalle'den, Çorlu'dan, Bandırma'dan gelen kardeşlerini katmaları da nasıl tez gerçekleşti şaşarsınız.

TAYYİP BABA...

Ellerinde pankartlar, dövizler, ruhlarında hiç susmayan dokuz sekizlik düşsel ritimlerle güle güle, güle oynaya, güle bağıra geldiler, güller gibi demetlendiler birbirlerine. "Tarihin derinliğinde yıllarca kaybolan bir ırka değer verilişe teşekkürler Tayyip Baba" diyordu bazı pankartlar. Dışarının bu ebemkuşağı hallerinden süzülüp salona geçince gördüm esas muhabbet kumkumasını. Meğer daha kargalar kahvaltısını bile etmeden onlar gelip konuşlanmışlar tribünlere. Öyle ki zargana balığının geçeceği aralık bırakmamışlar kalabalıktan. Tanıyıp adımı seslemeleri, boynuma sarılıp kucaklaşmaları nasıl da palazlandırıyor gururumu bilseniz.
Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!