Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"'nun ne işi var 'da?"

Giriş Tarihi: 28.2.2011 16:51 Güncelleme Tarihi: 28.2.2011 18:29
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da? NATO mensubu olan ülkelerden birine herhangi bir müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya'ya nasıl müdahale edilebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez'' dedi.

Erdoğan, CeBIT Kongre Merkezi'nde, Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odasınca düzenlenen ''Türk Alman Ekonomi Kongresi''ne katıldı.

Başbakan Erdoğan burada yaptığı konuşmada, Almanya ve Türkiye'nin birbirine uzak ülkeler olmadığı gibi, Alman ve Türk halklarının da birbirine uzak halklar olmadığını ifade etti.

İki ülkeyi birbirine bağlayan faktörün, sadece 1960 sonrasında Almanya'ya yerleşen işçilerin, burada doğan çocukların, buradaki işadamlarının ve ticari ilişkilerin olmadığını belirten Erdoğan, bunların elbette iki ülkenin ilişkilerinde kilit rol oynadığını, ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin daha derin köklere sahip olduğunu söyledi.

Türkiye-Almanya dayanışmasının yeni başlamadığını söyleyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Türkiye ile Almanya'nın yolları tarih boyunca birçok kez kesişti. Yüzyıllar boyunca diplomatik ilişkilerimiz oldu. Özellikle Birinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya ile çok yakın askeri ilişkilere sahip olduk. Türkiye ile Almanya'nın ilişkileri, sadece buradaki vatandaşlarımız boyutuyla ele alınamaz, sadece bu boyutuyla değerlendirilemez. Böyle bir değerlendirme takdir edersiniz ki eksik olur, yanıltıcı olur, hepsinden öte haksızlık olur. Aynı şekilde, Türkiye Almanya ilişkilerinin gündelik politikalarla, popülist yaklaşımlarla ele alınması da doğru değildir.

Biz her zaman, ülkelerin ve liderlerin, vizyoner olmaları gerektiğini, uzun vadeli politikalar üretmelerini, hadiselere daha geniş bir bakış açısıyla, daha kucaklayıcı yaklaşmaları gerektiğini savunduk. Liderler arasında öfke, kin olmamalıdır, olamaz. Çünkü bu halkların birbirleriyle olan ilişkilerini etkiler. Liderler hiçbir zaman kalıcı değildir. Hepsi gelip geçicidir. Ben de kalıcı değilim, Almanya'daki liderler de kalıcı değil. Hepsi geçici. Ama halklar arasındaki dayanışma ve bütünleşme asırlar boyu devam edecek kalıcılığa sahiptir. 50 yıl süresince bizim buradaki vatandaşlarımızın gördükleri nice liderler oldu. Onlara oy verdiler. Farklı farklı liderlere oy verdiler. Durum böyle olduğuna göre öyleyse liderlerin birbirleriyle sürtüşmesi, dost-düşman gibi anlayış asla olamaz, olmamalıdır.

Bakınız; bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde son aylarda yoğun halk hareketlerine şahit oluyoruz. Meydanları dolduran yüzbinler, demokrasi ve insan hakları diye haykırıyor, bazı ülkelerde ölümü dahi göze alarak değişim arzularını dile getiriyorlar. Kendini yakan gençleri görüyorsunuz. Adeta intihar komandoları gibi..''

''KİMSE KALKIP DA O ÜLKELERDEKİ PETROL KUYULARININ HESABINI YAPMASIN. SIKINTI BURADA''
Türkiye'nin bu bölgelerle tarihi ve kültürel bağları bulunduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu ülkeleri ve bu ülke halklarının taleplerini çok iyi anladıklarını bildirdi. Olaylar başladığı andan itibaren de bir yandan şiddete başvurulmaması yönünde taraflara itidal çağrısı yaparken, bir yandan da demokrasi, insan hakları, adalet, özgürlük taleplerinin karşılanması için tavsiyeleri ilettiklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Türkiye, son derece ilkeli, tutarlı ve cesur şekilde, demokrasi ve insan haklarından yana tavır alırken, üzülerek ifade etmeliyim ki, Avrupa'dan bu noktada güçlü ve tek ses duyulmadı. Gelinen noktada farklı gerekçelerle farklı hassasiyetlerin vurgulanmaya başladığını görüyoruz.
Libya'daki olaylar karşısında müdahale ya da yaptırımların gündeme alınmasını Libya halkı adına, Libya'daki yabancılar adına kaygı verici buluyoruz. Yönetimlerin yanlışlarının faturası, halklara ödetilmemelidir. Libya halkının cezalandırılması anlamına gelecek her türlü yaptırım ve müdahale büyük ve kabul edilemez sıkıntılara sebep olabilir. Şimdi bize basın mensupları soruyor, çok enteresan! NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO'nun ne işi var Libya'da? NATO mensubu olan ülkelerden birine herhangi bir müdahale yapılması halinde böyle bir şeyi gündeme getirebilir. Bunun dışında Libya'ya nasıl müdahale edilebilir? Bakın Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez.
Şunu bilmeliyiz; biz Tunus'u Tunus halkının görüyoruz. Mısır Mısırlılarındır, Bahreyn Bahreynlilerindir, Yemen Yemenlilerindir, Libya Libyalılarındır, Fas Faslılarındır, Cezayir Cezayirlilerindir. Kendi mukadderatlarını o ülkelerin halkları belirlemelidir. Kimse değil. Kimse kalkıp da o ülkelerdeki petrol kuyularının hesabını yapmasın. Sıkıntı burada. Demokrasi adına, temel hak ve özgürlükler adına bir şeyler konuşacaksak, bazı tavsiyelerde bulunacaksak bunları konuşalım. Bu tarz şeyleri yapalım ama kalkıp da petrolün hesabını yapmayalım. Çünkü bunun faturası, bunun bedeli çok ağır olur.
Bu noktada çok dikkatli hareket edilmesi, Libya halkını ve yabancı ülke vatandaşlarını sıkıntıya sokacak her türlü girişimden sakınılması gerekiyor. Bizim 30 bin vatandaşımız oradaydı. Fazlası var, azı yok. Bize bazıları akıl veriyor; niçin siz Kaddafi'ye yönelik bir şeyler söylemiyorsunuz? Biz kabile idare etmiyoruz. Biz 74 milyonluk Türkiye'yi idare ediyoruz. Benim oradaki 30 bin vatandaşımdan bir tanesinin ölümünün bedelini, faturasını ben nasıl ödeyeceğim? Nitekim Trabzon'lu Yunus Emremiz orada öldürüldü. Yunus Emre geri gelebilecek mi? Ağlayan annesinin, babasının gözyaşlarını kim dindirecek? Bu Yunus Emrelerin sayısı artabilirdi. Ama biz Kaddafi ile de görüştük, muhaliflerle de görüştük ve şu anda 17 bini aşkın vatandaşımızı tahliye ettik. 600 civarında yabancıyı da biz kendi imkanlarımızla aynı şekilde tahliye ettik. Niye? Çünkü bizim görevimiz burada halkımızın ve halkların huzurunu, onların sağ, selamet içerisinde kurtuluşunu sağlamaktır. Ve tekrar Libya'ya geri dönmeyi düşünüyor musunuz? Evet düşünüyoruz. Şöyle veya böyle... Şu anda Libya fiilen bölünmüş durumda, doğu-batı... Ama bizim gönlümüz şunu arzu ediyor; Libya tekrar bir olsun, beraber olsun, iri olsun, diri olsun. Fakat kardeşlik içinde olsun.''

''BİZ MESELELERE ÇIKAR ODAKLI BAKAMAYIZ''
Bu konudaki açıklamalarını sürdüren Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Bu noktada çok dikkatli hareket edilmesi, Libya halkını ve yabancı ülke vatandaşlarını sıkıntıya sokacak her türlü girişimden sakınılması gerekiyor.

Biz meselelere çıkar odaklı bakamayız. Bizim bakış açımız insan odaklı olmalıdır, adalet, hak, hukuk odaklı olmalıdır. Yaşanan son olaylar elbette uzun süre tartışılacak, bu konuda değerlendirmeler, analizler yapılacaktır. Ama, en önemlisi, Avrupa Birliği, yaşanan olaylar karşısındaki tavrını sorgulamak, bir özeleştiri yapmak durumunda kalacaktır; kalmalıdır da.

Avrupa Birliği, evrensel değerler üzerine inşa edilmiş bir birliktir. Avrupa Birliği, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler üzerine bina edilmiştir. Yeryüzünün her köşesinde, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da demokrasi, insan hakları, özgürlükler, yani evrensel değerleri savunmak durumundadır, kendisinden beklenen budur.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki son olaylarla birlikte, Türkiye'nin önemi, Türkiye'nin Avrupa Birliği için değeri artık daha net olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği, tüm bu bölgelerle sağlıklı bir iletişim kurmak, sağlıklı ilişkiler tesis etmek için Türkiye tecrübesinden istifade etme imkanına sahip."

''ALMAN DOSTLARIMIZI TÜRKİYE'DE DAHA ÇOK YATIRIM YAPMAYA DAVET EDİYORUM"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği içinde, Türkiye'nin üyeliğini en fazla desteklemesi gereken ülke olarak Almanya'yı gördüğünü belirterek, ''Almanya'dan böyle bir yaklaşım bekliyoruz. Biz, Almanya'nın ülkemizle sahip olduğu geleneksel dostluğu bu alanda da çok belirgin bir şekilde göstermesini istiyoruz'' dedi.

Erdoğan, Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odasınca düzenlenen Türk-Alman Ekonomi Kongresi'nde yaptığı konuşmada, Aşağı Saksonya Eyaleti Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Aygül Özkan'ın toplantıda bulunmasının kendisi için anlamlı olduğunu ifade etti. Erdoğan, ''Özellikle Almanya'da yaşayan Türkler açısından bir bakanın burada olmuş olması hem de hanım bir Bakanının burada olmuş olması ayrıca bir iftihar vesilesidir. Kendisine görevinde başarılar temenni ediyorum'' dedi. Tercüme salondakilere geç geldiği için konuşmasının kısa bir zaman geçtikten sonra alkış alması üzerine Başbakan Erdoğan, ''Uydudan dolaşıp geldiği için tabi gecikmeli geliyor'' diyerek espri yaptı.

Erdoğan, yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği için önemine değindi. Türkiye'nin AB'ye üyeliği için önemli faktörlerden birinin Türkiye'nin hızla büyüyen ekonomik gücü olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

''2008 sonunda başlayan küresel krizi, dünya üzerinde en az etkiyle atlatan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye, gerek son 8 yıldır yaptığı köklü reformlarla, gerek aldığı tedbirlerle krize karşı direnç sergilerken, 2009 sonundan itibaren de yüksek büyüme sürecine girdi.

Henüz resmi rakamlar açıklanmamasına rağmen, 2010 yılında Türk ekonomisinin yüzde 7-8 civarında büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız, kriz öncesi rakamlara yaklaşarak 730 milyar dolar civarında gerçekleşecek. Büyüme oranlarının yanı sıra, kamu borçlarının GSMH'ya oranı açısından da Türkiye pek çok AB üyesi ülkeden daha iyi bir performans sergiliyor. AB tanımlı borç stokunun milli gelire oranı, 2002 yılında yüzde 74 seviyesinde iken, biz bunu 2009 sonunda yüzde 45,5'e kadar çektik. 2010 sonu için de tahminimiz yüzde 42 olduğu yönünde. Bu oranlar, Avrupa'daki birçok ülkeden çok daha iyi durumda olduğumuzu gösteriyor.''

Borç oranlarının yanı sıra, bütçe açıklarında da yükümlü olunmadığı halde Maastricht kriterlerini yakalamış duruma gelindiğini kaydeden Erdoğan, enflasyon oranının düşme eğilimini sürdürdüğünü, uzun yıllar kronik ve yüksek enflasyonla mücadele eden Türkiye'nin, AK Parti iktidarı döneminde enflasyonla mücadelede başarı sağladığını ve 2010 sonunda enflasyon yüzde 6,4 oranında gerçekleşerek Avrupa ortalamalarına çok yaklaştığını bildirdi.

Erdoğan, ''Hedefimiz, Türk ekonomisini önümüzdeki dönemde bilgiye dayalı, ileri teknoloji içeren, kaliteli mal ve hizmet üreten bir yapıya kavuşturmak. Nitekim, AR-GE Harcamalarımızın milli gelire oranını 8 yılda yaklaşık iki kat artırdık; yüzde 4,8'den, 8,5'e yükselttik. AB ortalamasının üzerinde bir oranı, yüzde 2'yi hedeflemiş durumdayız ki en kısa zamanda buna da ulaşacağımıza inanıyoruz'' diye konuştu.

''AB, TÜRKİYE'NİN EKONOMİDEKİ GÜCÜNÜ GÖRMELİ''

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıl dönümünün kutlanacağı 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi hedeflediklerini belirten Erdoğan, son 8 yılda iki kat artan milli gelirin, 12 yılda da 2 kat artarak 2 trilyon dolara ulaşacağını tahmin ettiklerini ifade etti.

Hükümet olarak görevlerinin özel sektörün daha fazla üretmesini ve küresel rekabet gücünü artırmasını sağlayacak uygun şartların temin edilmesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, son yıllarda bu yönde adımlar attıklarını ve çalışmaların sonuçlarını da almaya başladıklarını söyledi.

Küresel mali kriz nedeniyle birçok ülkede yaşanan ciddi daralmaya rağmen Türkiye'ye son 4 yılda 57 milyar dolara yakın doğrudan uluslararası yatırım girişi gerçekleştiğini bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
''Özellikle Alman dostlarımızı Türkiye'de daha çok yatırım yapmaya davet ediyorum. Yani Türkiye, bölgede sadece demokrasisiyle, insan haklarına saygılı, özgürlükçü yapısıyla değil, istikrarlı şekilde büyüyen ekonomisiyle de artık çok farklı bir yerde duruyor.

Küresel kriz nedeniyle zor günler yaşayan Avrupa'nın, Türkiye'nin ekonomideki bu gücünü de görmesini ve Türkiye'nin katılım müzakerelerini bir de bu açıdan değerlendirmesini temenni ediyoruz. Şunu açık açık ifade etmek durumundayım; Avrupa Birliği içinde, Türkiye'nin üyeliğini en fazla desteklemesi gereken ülke olarak biz Almanya'yı görüyoruz. Almanya'dan böyle bir yaklaşım bekliyoruz. Biz, Almanya'nın ülkemizle sahip olduğu geleneksel dostluğu bu alanda da çok belirgin bir şekilde göstermesini istiyoruz. Birliğin kilit ülkelerinden biri olan Almanya'nın bu alanda sergileyeceği kararlı tutum, diğer üye ülkelere de örnek teşkil edecektir. En önemlisi, Türkiye'nin üyeliğinin, Avrupa'ya neler katacağını, neler kazandıracağını en iyi şekilde Almanya izah edecek, en iyi şekilde Almanya anlatabilecektir.

Dikkatinizi çekiyorum; bizim sadece Almanya'da yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın sayısı dahi, bugün AB üyesi olan bir çok ülkenin nüfusundan daha fazladır. Katılım öncesinde Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisi tesis etmiş tek ülke olma özelliği taşıyan ülkemiz, AB ile Gümrük Birliği'ni 15 yılı aşkın bir süredir başarıyla yürütüyoruz. AB üyesi olunmadan Gümrük Birliği'ne üye olunmuyor ama Türkiye oldu; 1996. Fakat hala kapıda bekletilen yine Türkiye.''

''ALMANYA'DAN BEKLENTİLERİMİZ ÇOK DAHA FAZLA''

Gümrük Birliği çerçevesinde üçüncü ülkelere yönelik AB'nin ortak ticaret politikasını izleme yükümlülüğü üstlenmiş olan Türkiye'nin, ticaret politikasını aşamalı olarak AB'nin ticaret politikasına uyumlu hale getirdiğini anlatan Erdoğan, AB'nin tercihli gümrük rejimlerini süratle benimsediklerini dile getirdi. Söz konusu yükümlülük çerçevesinde, zaman zaman yaşanan sıkıntılara rağmen, AB'nin üçüncü ülkelerle tesis etmekte olduğu tercihli ticaret rejimlerine paralel Serbest Ticaret Anlaşmaları imzaladıklarını belirten Erdoğan, şunları söyledi:

''Avrupa Birliği katılım müzakereleri sürecinde bizim Almanya'dan beklentilerimiz var olandan çok daha fazla. Ancak Almanya içinde, özellikle iş adamlarından biz destek bekliyoruz. Almanya;ya ve Avrupa Kamuoyuna Türkiye'yi en iyi anlatacak, Türkiye'nin üyeliğini en iyi vurgulayacak kesim hiç şüphesiz sizlersiniz. Alman iş adamı dostlarımızın bu noktada desteklerini devam ettirmelerini özellikle rica ediyorum.

Almanya'da yaşayan Türk iş adamlarının, yatırımcılarının Alman ekonomisine kattıkları dinamizmden gurur duyduğumu burada ifade etmek istiyorum. Bugün tahminlere göre, yaklaşık 70 bin civarında Türk işletmesi Almanya'da faaliyet gösteriyor, 35 milyar avroluk ciro elde ediyor ve yaklaşık 350 bin kişiye iş imkanı sağlıyor. Almanya, ülkemizin bir numaralı ticaret ortağıdır, aynı zamanda en fazla ihracat yaptığı ülke. 2010 yılı sonu itibariyle ikili ticaret hacmimiz bu küresel krize rağmen yaklaşık 29 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, küresel ekonomik krizin tüm dünyayı etkisi altına aldığı 2009 yılına nazaran yüzde 20 civarında bir artışa işaret ediyor ki bunu da son derece olumlu bir gelişme olarak görüyoruz.
Ülkemizde 4 binden fazla Alman firması faaliyet gösteriyor. Sayı bakımından Türkiye'de en çok şirketi bulunan ülke Almanya. Türkiye;de faaliyet gösteren önde gelen Alman firmaları, bir yandan Türkiye'deki çeşitli fiyat avantajları ve teşviklerden yararlanarak karlılıklarını artırırlarken, öte yandan, Türk sanayisinin üretim, teknoloji ve ihracat seviyesinin geliştirilmesine de katkı sağlıyorlar.''

''YATIRIMCILARA HER TÜRLÜ KOLAYLIK SAĞLANACAK''

Bugün Türkiye'nin, 74 milyona ulaşan genç ve dinamik nüfusu, açık ve liberal ekonomisi, kalifiye insan gücü, büyük iç pazarı, rekabetçi endüstrisi ve üç kıtanın ortasında yer alan son derece elverişli coğrafi konumuyla uluslararası yatırımcılar için sayısız fırsatlar sunduğunu belirten Erdoğan, aynı şekilde Türk şirketlerinin üçüncü ülkelerde yapılacak yatırımlar için önemli imkanlar sunduklarını ifade etti.

Kuzey Afrika, Rusya, Ortadoğu, Kafkasya ve Ortaasya başta olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında Türk müteahhitlik şirketlerinin birçok önemli projeye imza attıklarını kaydeden Erdoğan, bugün itibariyle 5 kıtada, 83 ülkede, 180 milyar doların üstünde iş hacmine erişen Türk müteahhitlik sektörünün, Alman karşıtlarıyla da yakın işbirliği içinde olmalarının iki ülke arasında iyi bir sinerji oluşturacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bölgemizde, özellikle enerji ve çevre sektörlerinde de önemli yatırım fırsatları bulunuyor. Almanya ile ortaklığımızın büyüklüğüne paralel olarak, Alman yatırımcıların ülkemizdeki ve bölgemizdeki elverişli yatırım ortamından daha fazla istifade etmelerini diliyor, bu noktada bizim de özel sektörümüzün de her türlü kolaylığı sağlayacağını bilmenizi istiyorum.

16 Nisan 1985 tarihinde imzalanan Türkiye-Almanya Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması'nın 2010 yılında gözden geçirilmesi çalışmalarının tamamlanmış olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu konu, Türk ve Alman iş çevrelerinin yanı sıra, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımız tarafından da yakından takip ediliyor. Yeni anlaşmanın en kısa süre içerisinde imzalanmasını temenni ediyoruz. Bunun, ülkelerimiz arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine önemli katkıda bulunacağına inanıyoruz.

''BEN AÇIK SÖZLÜ OLMAYI SEVERİM. BENİM GİZLİ AJANDAM YOK"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliğine yönelik, ''Ben açık sözlü olmayı severim. Benim gizli ajandam yok. Herşeyi açık konuşurum. Öyle değilse çıksın desinler ki 'Biz Türkiye'yi istemiyoruz'. Başım gözüm üstüne, eyvallah. Ama bizi oyalamayın. Ne siz yorulun ne biz yorulalım. Birbirimizi oyalamayalım, birbirimize çalım atmayalım'' dedi.

Erdoğan, CeBIT Kongre Merkezi'nde, Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odasınca düzenlenen ''Türk Alman Ekonomi Kongresi''nde yaptığı konuşmada, karşılıklı yatırım ve ticari ilişkilerin gelişmesinin en güzel yollarından birinin de turizm olduğunu vurguladı. Türkiye'yi ziyaret eden her altı turistten birinin Almanya vatandaşı olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'de ikamet eden on binlerce Alman vatandaşı bulunduğuna işaret etti.

Küresel krize rağmen turist sayısını ve turizm gelirini artıran Türkiye'nin, daha fazla Alman turisti, Türkiye'de ikamet edecek daha fazla Almanya vatandaşını ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Fakat buraya bir parantez açmak istiyorum. Şu anda ekranları başında bizi izleyen Alman dostlarımıza bir şey duyurmak istiyorum, Türkiye'de inanç hürriyetinin kısıtlı olduğuna, Türkiye'de inanç hürriyetine saygı duyulmadığına yönelik bazı propagandalar yapılıyor. Bunlar bizim kulağımıza geliyor. Bunlar bizi ciddi manada üzüyor. Ben burada somut örnekler vereceğim, soyut değil, somut... Yapılmış olanı konuşacağım.

Türkiye'de patrikhane vardır. Patrik, Saint Sinod Meclisinin üyeleri tarafından seçilir. Saint Sinod Meclisinin üyelerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olması gerekir. Son seçimde Saint Sinod Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşmuyordu. Bu halde patrik seçimi yaptılar. Tabii bu patrik seçimi meşru değildi. Ben bunu, o dönemin Başbakanı Karamanlis'e söyledim. 'Bu yanlış fakat biz şu anda sesimizi çıkarmıyoruz. Gelin bunu düzeltelim, müracaat etsinler vatandaş olsunlar ondan sonra bu seçimi yapsınlar'. O dönem olmadı. Sonra Papandreu döneminde de yine ben kendilerine bunu anlattım. Bu arada Sayın Bartholomeos'a da durumu anlattım. Dedim ki müracaat etsinler, bunları vatandaş yapalım, hiç olmazsa Lozan'a uysun. Bunun üzerine müracaatlarını yaptılar, bunları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaptık. Böylece meşruiyet kazandırdık.

Bunu niye söylüyorum? Aynı şeyin karşılığını biz Batı Trakya'da alamadık. Yunanistan'da, Batı Trakya'da seçilmiş olan müftüleri hala Yunanistan yönetimi kabullenmiyor, kendisi atamaya kalkıyor. Böyle şey olur mu? Müslümanların dini liderini o ülkenin yönetimi, memuru gibi atayabilir mi? Onu, Müslümanların kendi aralarından seçmesi lazım. Hala, bana söz verdikleri halde bunu yapamadılar. Takip ediyoruz.''
Rum yetimhanesine ilişkin sorunun da çözüldüğünü, yetimhanenin tapusunun kendilerine verildiğini anlatan Erdoğan, Almanlar'ın Tarsus'taki kilisede ayin yapma isteklerinin de kabul edildiğini, orada ayinlerin yapılmaya başlandığını kaydetti.

Trabzon'daki Sümela Manastırı'nda da ayin yapılmaya başlandığını anımsatan Erdoğan, Van Gölü'ndeki Akdamar Ermeni Ortodoks Kilisesinin devletin bütçesinden restorasyonunun gerçekleştirildiğini ve ibadete açıldığını ifade etti.

Erdoğan, ''Nerede bir sıkıntı var. Zaten normal olarak Türkiye'deki azınlıkların bulunduğu yerlerdeki kiliselerde de ibadetlerini zaten yapıyorlar. Bize gelen talepler üzerine yaptıklarımızı size anlatıyorum. Çıksınlar bize gelsinler desinler ki 'şurada inanç hürriyeti noktasında bir sıkıntı var'. AK Parti iktidarında kimse bunun örneğini veremez. En büyük garantisi bunun, biziz.

Bizim laiklik anlayışımızın içinde her inanç grubu devletin güvencesi altındadır. Hangi inanç grubundan olursa olsun. İster Hristiyan, ister Musevi. Bizim ülkemizin yüzde 99'u, 98'i Müslüman. Biz kalktık, eskiden bütün imar planlarında cami yazardı, camiyi imar planlarından çıkardık, onun yerine 'mabet' yazdık. Olur ya, Hristiyanların, Musevilerin, Süryanilerin böyle bir talebi olur. Bunları biz yaptık. Bunlar bu dönemde oldu. Nasıl oluyor da hala kalkıp Türkiye'de inanç hürriyeti noktasında sıkıntı var deniliyor, bunları anlamak mümkün değil.''

''NEREDE AHDE VEFA''

Almanya'nın Türk vatandaşlarına uyguladığı vize konusuna da değinen Erdoğan, ''bunun ciddi sorunlara yol açtığını, birçok sosyal sorunun yanında ticareti ve ekonomik işbirliğini ciddi ölçüde etkilediğini'' vurguladı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Tabii bunu sadece Almanya için söylemiyorum, aslında AB geneli için söylüyorum. Avrupa Birliğinin bize karşı ciddi bir yanlışı var, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Az önce burada herhalde unutulmuş veya farkında olunmamış olsa gerek, Geri Kabul Anlaşması aslında imzalanmış değil. Bunun müzakereleri sonuçlandı. Sonuçlandı da bu müzakerelerde ne oldu? Burada 'diyalog süreci kabul edilmesi' diye bir karar çıktı. Biz zaten diyalog halindeyiz. Bizim derdimiz diyalog değil ki bizim derdimiz buradan vize muafiyetinin sağlanması.

Siz, AB'nin genelini kastediyorum, Brezilya'ya vize muafiyeti vereceksiniz, Paraguay'a vize muafiyeti vereceksiniz, Uruguay'a vize muafiyeti vereceksiniz, Bolivya'ya vize muafiyeti vereceksiniz... Bu ülkelerin Avrupa Birliği ile neyi ortak? Müzakere süreci içerisinde mi, aynı coğrafyada mı, hangi ortak yanı var? Onlara kalkıyorsunuz vize muafiyeti diyorsunuz, 50 yıldır Avrupa Birliğinin içinde olan, Gümrük Birliği olan, bunun yanında şu anda müzakere süreci içinde olan bir Türkiye'ye hala Schengen'i müsaade etmiyorsunuz. Bunu neyle izah edeceğiz? O zaman benim aklıma başka şeyler geliyor. Demek ki Avrupa Birliği Medeniyetler İttifakı'nın merkezi olmayı düşünmüyor, Hristiyan birliğinin merkezi olmayı düşünüyor.
Ben açık sözlü olmayı severim. Benim gizli ajandam yok. Her şeyi açık konuşurum. Öyle değilse çıksın desinler ki 'Biz Türkiye'yi istemiyoruz'. Başım gözüm üstüne. Eyvallah. Ama bizi oyalamayın. Ne siz yorulun ne biz yorulalım. Birbirimizi oyalamayalım. Birbirimize çalım atmayalım. Yani Avrupa Birliği müktesebatının bütün kuralları belli, maç başlamış, maçın içerisinde bunlar kural koyuyorlar. 'Penaltının kuralları değişti'. Maç başlamış, gidiyor. Öyle kural değişir mi? Öyle şey olur mu?

Ahde vefa denilen bir şey var ki Avrupa Birliğinin en önemli şartı bu, ahde vefa... Nerede ahde vefa. İkili olarak bir araya geldiğimizde ahde vefa, hani nerede ahde vefa? Biz burada Almanya'dan çok şey bekliyoruz. Geçen hafta Sayın Sarkozy'e de bunları söyledim, 'Biz bekliyoruz' dedim. Burada ne yapacaksanız yapın.''

Güney Kıbrıs'a Avrupa Birliği üyeliğinin yolunun açıldığını anımsatan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Bu Avrupa Birliği müktesebatını tamamen çiğnemektir. Ne diye alıyorsunuz, 'Kıbrıs' diye alıyorsunuz. Kıbrıs diye bir ülke var mı? Kıbrıs diye bir ülke yok ki, Kıbrıs'ın kuzeyi var, güneyi var. Güney Kıbrıs var, Kuzey Kıbrıs var. Ama sen orada sıkılmadan bayrağa Kıbrıs adasının resmini koyuyorsun. Kıbrıs adası senin değil ki. Kuzey'de Kıbrıslı Türkler var. Annan Planı içerisinde Kıbrıs Türk devleti diye geçer kuzey. Aşağısı da Güney Rum Devleti diye geçer. İkisinden oluşan bir devleti bu ikisi kuracaktı. Annan Planı'nın hedefi buydu. Annan Planı referanduma götürüldü. Referanduma götürüldüğünde bize Avrupa Birliği şunu söyledi, 'Kuzey'i eğer sizler garantör ülke olarak ikna edebilirseniz...', 'Güneyi siz halledebilecek misiniz?' dediğimde onların bize verdiği cevap, 'Biz de ona çalışacağız' dediler. 'Eğer olmazsa ne olacak?' 'Siz merak etmeyin' dediler. Kuzey'den yüzde 65 'evet' çıktı, Güney'den yüzde 75 'hayır' çıktı. Güney, Avrupa Birliğine alındı hala Kuzey'e maalesef zulmediyorlar. Böyle adalet olur mu?''

''BEDELİNİ ER VEYA GEÇ ÖDERLER''

Bu konuda Türkiye'ye ve Türkler'e yapılanları eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in hatıralarında anlattığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ben siyaseti biraz da gerçekten dürüstlük olarak algılıyorum ve eğer siyaset dürüst temellere dayanmıyorsa o ülkeler onun bedelini er veya geç öderler. Ben, Almanya'nın bu sorunların çözümüne yönelik adımlar atması ilişkilerimizin mükemmel seyrine yaraşan bir yaklaşım olacaktır diye düşünüyorum. Bu noktada da Alman i adamı dostlarımızın desteklerini esirgemeyeceklerine inanıyorum. Aradaki sorunlar aşıldıkça, yapay engeller kalktıkça, özellikle de ilişkilerimize popülizm hakim olmadıkça, Türkiye ile Almanya'nın bugünkünden çok daha fazla işbirliği geliştireceğine ben yürekten inanıyorum. Tarih, bize bunun mümkün olduğunu söylüyor. Esasen, gelecek de, bunun zaruri olduğunu bize gösteriyor. İnanıyorum ki iki tarafın da iş adamları, bu gerçeklerden hareket ederek, mevcut hacmi çok daha yukarılara çekecek, sosyal ve siyasal işbirliği de onun arkasından güçlenerek gelecektir.''
Erdoğan, toplantının düzenlenmesinde katkısı olan herkese teşekkür ederek, Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odasını, Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda yapmış olduğu çalışmalardan ötürü kutladı ve başarılarının devamını diledi.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
"NATO'nun ne işi var Libya'da?"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN