Ölümüyle de tarih yazdı

Erbakan, 28 Şubat’ın yıldönümünün arefesinde ve 28 Şubat’ı tetikleyen Kaddafi’nin koltuğunun sallandığı günlerde hayata veda etti...

Ağır ceza reisi Sabri Bey ile Kamer Hanım'ın ilk çocukları, 29 Ekim 1926'da -Ödipal döneme yeni giren- Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. kuruluş yıldönümünde Sinop'ta dünyaya geldi. İlk Türk arabası 'Devrim Otomobili' fikrinin mimarı, Milli Görüş hareketinin yegâne lideri ve Türkiye'nin ilk anti-Batıcı siyasetçisi Necmettin Erbakan'ın hayat hikâyesi işte böyle başladı. Yerel tarihçilere göre, Erbakan soyadı, dede Hüseyin Efendi'nin nazır lakabından ilhamla türetilmiş. Adanalı dedesinin "lokal nazırlığı" bir muamma ama Necmettin Erbakan soyadının hakkını verdi, bakanlık, hatta başbakanlık yaptı ve Türkiye tarihine damgasını vurdu. Kendinden önceki kuşağa mensup siyasi rakipleri de dâhil herkes, Erbakan'ın zekâsına saygı duyardı. Eski CHP Lideri İsmet İnönü onun için, "Bu memleket bir tane adam yetiştirdi. O da dinci çıktı," demişti.

MİLLİ GÖRÜŞ MECLİS'TE

Siyasi hayatı 1969'da milletvekili seçilince başladı. Böylece Cumhuriyetin modernleşme sürecinde ortaya çıkan ilk İslami hareket olan Milli Görüş'ün liderinin uzun siyasi yürüyüşü başlamış oldu. 11 Ekim 1972'de Milli Selamet Partisi (MSP) kuruldu. Parti, Erbakan liderliğinde 1973 seçimlerinde 48 vekillik ve 3 senatörlük alarak parlamentoya girdi. Bülent Ecevit'in başbakanlığında CHP-MSP koalisyonu kuruldu ve Erbakan Başbakan Yardımcısı oldu. 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı'nın başlatılmasında Erbakan'ın, hükümet ortağı ve orduya telkinlerinin büyük etkisi oldu. Erbakan 1974- 1978 arasında üç ayrı koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. Bu hükümetlerden ikisi, Adalet Partisi Lideri Süleyman Demirel ve Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Alparslan Türkeş'le bir araya gelerek kurduğu iki ayrı Milliyetçi Cephe Hükümeti'ydi.

1996'DA BAŞBAKAN OLDU

12 Eylül 1980 darbesine altı gün kala İsrail Kudüs'ü başkent ilan edince Konya'da MSP'nin öncülüğünde Kudüs'ü Kurtarma Mitingi yapıldı. Erbakan darbeden sonra diğer siyasi liderler gibi tutuklanıp cezaevine konuldu. 15 Mayıs 1981'de tahliye edildi. Refah Partisi, Türkiye'nin 12 Eylül darbesinden sonra seçimlere hazırlandığı Temmuz 1983'te kuruldu. Ne var ki ilk seçimlere giremedi. Zira Erbakan 10 yıl siyaset yasağı almıştı. Erbakan, siyasi hayatı boyunca tek başına iktidar şansını yakalayamadı ama RP'yi 1995 genel seçimlerinden birinci parti olarak çıkarmayı başardı ve dönüşümlü Başbakanlık formülü gereğince 28 Haziran 1996'da Refahyol Hükümeti'nin Başbakanı oldu. O yılın Ekim ayında, Libya'yı ziyaret eden ve tarihe geçen "Çadır Krızi"ni yaşayan Erbakan'ı Başbakanlık'tan uzaklaştıracak 28 Şubat postmodern darbesine uzanan süreç başladı. Aczmendi tarikatı lideri Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin'in uygunsuz vaziyette basılması, tarikat liderlerine Başbakanlık'ta iftar yemeği verilmesi, Erbakan'ın Kaddafi ile görüştüğü Libya ziyareti ve Sincan'daki Kudüs gecesi gibi olaylar psikolojik harp unsuru olarak kullanıldı. Başbakan olduktan bir yıl sonra 18 Haziran 1997'de görevinden istifa etmek zorunda kaldı. RP de Anayasa Mahkemesi'nce kapatıldı. Onun halefi olan Fazilet Partisi de aynı akibete uğradı. Haziran 2001'deki kapatma kararından sonra Milli Görüş ilk bölünmeyi yaşadı ve AK Parti kuruldu. Erbakan siyasi yürüyüşünü sürdürdü. Ekim 2010'da SP liderliğine seçildikten ölene dek partiyi yönetti. Yani son nefesine kadar siyaset yaptı.

SON ANA KADAR SİYASET

Pek çok siyaset yasağı aldığı için partiyi yıllarca emanetçilere teslim etmek zorunda kalan Erbakan ömrünün son demlerinde kendi partisinin liderliğini, iddiaya göre daha sonra oğluna teslim etmek üzere bir "emanetçi" gibi üstlendi. Ve Batı Çalışma Grubu'nun psikolojik/psikanalitik harp operasyonlarıyla iktidardan indirildiği 28 Şubat darbesinin 14. yıldönümünden bir gün önce hayata gözlerini yumdu. Cenaze töreni bir gün erken yapılsaydı siyasi tarihimizin en trajikomik tesadüflerinden biri gerçekleşebilirdi. Ve Erbakan -toprağı bol, ruhu şad olsundarbeyle başbakanlıktan indirildiği gün defnedilen ilk siyasetçi olarak kendisini son yolculuğuna uğurlayan kalabalığı müstehzi bir tebessümle izlerdi.

HÂKİM BABANIN MÜHENDİS OĞLU

1956'da eğitim gördüğü Almanya'dan Türkiye'ye döndükten sonra Konya'da Gümüş Motor Fabrikası'nı kurdu. 1960'ta ilginç bir fikir ortaya attı. Türkiye kendi otomobilini yapmalıydı. Erbakan'ın ortaya attığı bu fikir bir yıl sonra "Devrim Otomobili" adı altında Eskişehir'de gerçekleştirildi. Erbakan, daha sonra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Başkanlığı'na seçildi. Burada, 1967'de evleneceği, üç çocuğunun annesi Nermin Hanım'la tanıştı.

Vasiyeti sade tören

SP Genel Başkan Yardımcısı Oğuzhan Asiltürk, Erbakan'ın hayatında her zaman sade bir cenaze törenini arzuladığını söyledi. Konuya ilişkin bir soruya Asiltürk, "Kendisi istemediği gibi ailesi de istemedi'' yanıtını verdi. ''Vasiyeti böyle miydi?'' sorusu üzerine de Asiltürk, "Evet. Gösterişli şeyler istemedi, sade bir şey arzu ediyordu. Bu da takdir edilecek bir şey'' dedi.

Parlak bir bilim adamıydı...

Keskin zekâsı, muhafazakârlığı, özgüveni, belagat yeteneği ve nükteli üslubu ile Türk siyasetinin en çok tartışılan isimlerinden biri olan Necmettin Erbakan dindar bir ailede büyüdü. Baba Sabri Bey dindar olmakla birlikte aynı zamanda sıkı bir Atatürkçü idi. Sinop'ta doğan Erbakan'ın çocukluğu altı yaşına kadar Kayseri'de geçti. Aile, 1932'de Trabzon'a taşındı. İlkokulu Gazipaşa İlkokulu'nda okuyan Erbakan 11 yaşına gelince İstanbul'a taşındılar. Sabri Bey, Almanların disiplini ve çalışkanlığına hayranlığından ötürü oğlunu Alman Lisesi'ne kaydettirmek istiyordu. Hazırlıkla birlikte eğitim uzadığı için İstanbul Erkek Lisesi'ni tercih ettiler. Büyüdükçe Erbakan'ın bilim, teknoloji ve felsefe alanlarındaki üstünlüklerinden ötürü Almanlara hayranlığı arttı. Batı'nın gerisinde kalmamızı, üretimi şahlandıran Sanayi Devrimi'ni yaşayamamış olmamıza bağlıyordu. Sanayi demek makine demekti. Şu halde Türkiye, makine denilen o "gâvur icadı"nı anlayıp çözmeden asla muasır medeniyetler seviyesine ulaşamazdı. Böylece mühendis olmaya karar verdi ve İTÜ Makine Fakültesi'ne girdi. İlahi bir tesadüf eseri, Türk siyasetinin önemli isimleri Demirel ve Özal da aynı dönemde İTÜ'de okuyorlardı.