Pazar ekonomisinden gitgide uzaklaşan bir anlayışla, ne batı dünyasında hak ettiğimiz yeri, ne yeterli kredileri ne de yatırımlara gerekli dış sermayeyi bulabiliriz. Ekonomimizin bir yasakçı mevzuat ağı içinde boğan, kişinin teşebbüs şevkini kıran, kişiyi yanlış yönlere sevk eden aşırı müdahaleci ve güven sarsıcı zihniyet bunalımının asıl sebebidir" denildi. Ecevit ise 15 Mayıs 1979 tarihinde TÜSİAD için "Büyük sermaye çevrelerinin paralı, tehditli ve uyarı muhtıralı duyuruları ile Türkiye'de hükümet öldürülemez. Öldürülebilse bile, böyle bir hükümetin cenazesini kimse taşıyamaz" dedi. Ancak kasım ayında TÜSİAD'ın dediği oldu. Ecevit'in deyimiyle hükümet öldürüldü.
12 EYLÜL DARBESİNDE TEK KAPATILMAYAN DERNEK
Türkiye 12 Eylül darbesine sürüklenirken açıktan askeri yönetim çağrıları yapanlar vardı. Darbenin belki de tek kazananıydı patronlar. Darbeyle birlikte grevler yasaklandı, ücretler donduruldu, işçi hakları ve sendikal haklar bir çırpıda ortadan kaldırıldı. İşçi sendikaları, mallarına el konularak kapatıldı, yöneticileri tutuklandı, işkence tezgahlarına yatırıldı. 23 bin 677 dernek darbeciler tarafından kapatılmıştı ama TÜSİAD açık kaldı. Dahası, TÜSİAD, 12 Eylül döneminde, 16 Haziran 1981 tarihli bakanlar kurulu kararı uyarınca "Kamu yararına çalışan dernek" statüsü kazandı. Yani 12 Eylül ile birlikte patronlar ne istiyorsa o olmuştu. TÜSİAD'ın yıllık raporlarında ve özellikle de 1979-80 raporlarında iş çevrelerinin dile getirdiği düşünceler, hiçbir değişiklik yapılmadan, 12 Eylül'ün ekonomik politikaları haline geldi. Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin 1980 yılında toplam bilanço karları 124 milyar iken 1984 yılında 655 milyara çıktı. İşçi ücretleri ise 1970'lerdeki seviyesine ancak 1989-1991 arasındaki grev hareketinin kazanımları ile gelebildi.
5'Lİ ÇETE
Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, 30 Temmuz 1996 tarihinde, TÜRK-İŞ Başkanı Bayram Meral'in yüzüne karşı "TÜSİAD ve SSK ülkenin kanını emiyor" sözünü sarf etti. Çillerin, TÜSİAD'ı bir menfaat grubu olarak nitelemesi, belki de 28 Şubat'a giden yolda bazı kararların daha hızlı alınmasına neden olmuştu. TÜSİAD, o günlerde Refah Partisi-DYP koalisyonuna karşı açıkça cephe almıştı. 28 Şubat sürecinde de küresel ekonomik çevrelerle iç içe olan 'Büyük sermaye'nin temsilcisi TÜSİAD büyük rol oynadı. TÜSİAD Ecevit hükümetini düşürürken kullandığı 'ilan silahını' çekti. Sonra kontrolündeki medyayı ateşe verdi. Şeriat, laiklik, cumhuriyet gibi kavramlar manşetlerden düşmedi. TÜSİAD'ın ve onun kontrolündeki medyanın, desteği ile seçimle gelen iktidar, korku senaryoları ve nihayetinde askeri tanklarla yıkıldı.
28 Şubat sürecinin sivil ayağı tarihe "5'li çete" olarak geçti. Sefer görev emri almış ihtiyat birliği gibi darbecilerin yanında saf tutan iş dünyasından beş 'sivil' toplum örgütü. İki işçi sendikası, iki esnaf örgütü ve bir işveren sendikası. Darbenin 'sivil' ayağını oluşturan bu 5'li çetenin finansörü TÜSİAD'tan başkası değildi. 28 Şubat'ta Refah Partisi kapatıldı, yöneticilerine siyasi yasak konuldu. Onlarca banka batırıldı, Türkiye milyarlarca dolar zarara uğratıldı. Gayrı Safi Milli Hasıla'nın üçte biri buharlaştırıldı. O dönem TÜSİADın hedeflerinden bir diğeri de Anadolu kaplanlarıydı. Yani TÜSİAD'ın iş dünyasındaki tekelini kıran MÜSİAD. Anadolu kaplanları merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın projesiydi. 1985-1991 döneminde canlandı. Ve 1990 yılı Mayıs ayında Müstakil İşadamları Derneği adı altında bir araya geldi. TÜSİAD'a doğru akan önemli kaynakların bir kısmının Anadolu kaplanlarına yön değiştirmesi ekonomide yeni dinamikleri tetikledi. TÜSİAD karşısında Anadolu Kaplanları aktif pozisyona geçti. Ve MÜSİAD'ın hedef alındığı manşetler peş peşe geldi. Gazeteler "Genelkurmay'dan MÜSİAD'a ambargo" manşetleri atıldı. MÜSİAD üyelerinin ürünlerinin askeri ihalelere sokulmaması tebliğleri yayınlandı. Hızla büyüyen Anadolu sermayesi tasfiye edilmek istendi. İstediklerini de yapıldı. 28 Şubat sürecindeki baskılarla MÜSİAD üyeleri yüzde 20 küçüldü.

ALATON İTİRAF ETTİ
TÜSİAD'ın 28 Şubat darbesinde rolünü yıllar sonra TÜSİAD üyesi yüzlere vurdu. 24 Ocak 2014'te TÜSİAD'ın 44. Olağan Genel Kurulunda TÜSİAD'a dönen işadamı İshak Alaton bir konuşma yapmak istedi. TÜSİAD'ın 28 Şubat'a destek verdiğini yayınladığı bildiri ile darbeye yeşil ışık yaktığını söyledi. Bunun TÜSİAD'dan uzaklaşmasına neden olduğunu anlattı. Sözleri salonda buz gibi bir hava estirirken Alaton'un sözü Divan Başkanı Hüsnü Özyeğin tarafından kesildi. Kürsüden indirilen Alaton konuşmakta ısrarcı olunca oylama yapıldı ve konuşma yapmasına karar verildi. Yeniden kürsüye çıkan Alaton, "Utanç verici bir yönetim. Sizin adınıza ben utanıyorum. Raporu TÜSİAD reddetti. O günün yönetim kurulu ibra edilmedi. TÜSİAD'ın tarihinde ilk defa yönetim kurulunun ibra edilmediği bir utancı yaşadım. Ben bugün bunu dile getirmek istedim. Başkan benim sözümü kesti. Hepinizden özür diliyorum" dedi.