TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: Türkiye için bir hayati eşiği aştık
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, gazeteciler ile bir araya iftar programında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve Raporu ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş "Türkiye için bir hayati eşiği aştık.Her şeyin bittiği anlamına gelmiyor, sıkı çalışma dönemine ihtiyaç var" diye konuştu.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iftar programında aralarında gazeteciler ile bir araya geldi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve Raporu ile ilgili açıklamalarda bulunan Kurtulmuş şunları söyledi:
Bir kere daha bir ramazan akşamı aynı sofranın etrafında buluştuk. Geçen sene olmayıp bu sene olan arkadaşlarımızla da ilk sefer buluşmuş olduk. Allah oruçlarımızı, dualarımızı, niyazlarımızı kabul etsin. Ailelerimizle, sevdiklerimizle hayırlar içerisinde nice senelere, nice güzel ramazanlara eriştirsin. Bu ramazanın da hem milletimiz için hem de bütün İslam dünyası, bütün insanlık için hayırlar ve esenlikler getirilmesini temenni ediyorum.
Geçtiğimiz sene Ramazan'dan bu yana çok önemli değişiklikler yaşamış olduk. Bunlardan bir tanesi hemen Türkiye'nin güneyinde, Suriye'de, Türkiye'yi de uzun yıllardır yakından ilgilendiren bir devrimin gerçekleşmesi ve Suriye'de 60 yıldır devam eden yönetimin yıkılarak yerine yeni bir yönetimin geçmesi… O yönetimle birlikte hem Suriye'nin yeniden derlenip toparlanması hem Türkiye'yi de ilgilendiren, başta bölgedeki terör meselesinin halledilmesi olmak üzere, yeni gelişmeleri için önemli kapıların açıldığı bir dönemi idrak ediyoruz. Şimdiye kadar çok şükür Suriye'deki gelişmeler bizim için de fevkalade önemli, fevkalade olumlu şekilde seyrediyor.

En baştan itibaren Suriye'deki üç temel tercihimizi hep dile getirdik. Bunlardan birisi yeni Suriye yönetiminin mutlaka kapsayıcı, kuşatıcı olması, etnik anlamda, mezhebi anlamda Suriye halkını kuşatan bir anlayışla yönetimi gerçekleştirmesi. İkincisi, Suriye'deki silahlı grupların mevcut yeni yönetimin içerisinde entegrasyonunun sağlanması ve üçüncüsü de Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, sağlanması. Bunu neredeyse devrimin ertesi gününden itibaren söylüyoruz. Çok şükür bu istikamette önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz.
Bizim bu bölge üzerinde hesabı, özellikle emperyal planı olanlardan temel farkımız şudur. Onlar bu bölgenin daha fazla bölünmesini, parçalanmasını istiyor; biz Türkiye olarak bu bölgenin daha fazla derlenip toparlanmasını, daha fazla entegrasyonunu ve daha fazla birlik beraberliğini temin etmek için mücadele ediyoruz. Bunu sadece Suriye için söylemiyorum, bütün bölge için söylüyorum. Geçen seneden bu yana bu anlamda bir olumlu gelişmenin yaşandığını hep beraber görüyoruz.

MİLLİ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ KOMİSYONU ÇALIŞMALARI
Geçen sene ramazandan bu yana ikinci olumlu gelişme de bizim Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına da yansıyan Terörsüz Türkiye hedefi istikametinde atılan adımlardır. Bu çerçevede de bu geçtiğimiz 2024 yılının 26 Ağustos'undan bu yana fevkalade önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Önce Sayın Cumhurbaşkanımızın 26 Ağustos'ta birlik ve kardeşlik vurgusu; Malazgirt'te, Ahlat'ta. Arkasından 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapmış olduğu konuşmada yine kardeşlik vurgusu, bütünleşme vurgusu ve iç kalenin tahkim edilmesi konusundaki uyarıları, tavsiyeleri. Ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey'in, 1 Ekim'de DEM Grubu'yla el sıkışarak başladığı ve daha sonra yine ekim ayı içerisinde grup toplantısında yaptığı konuşmayla birlikte de yeni bir dönemin kapısı açılmış. Arkasından 27 Şubat'ta da İmralı, silahlı dönemin sona erdiğini, örgütün feshedilmesi gerektiğini ve artık örgütü ayakta tutan ideolojik temellerin sağlam olmadığını, yerinde durmadığını, yeni şartlar çerçevesinde de demokratik bir mücadele dönemine geçilmesi konusundaki tavsiyesiyle örgütün kendisini fesih süreci başlamış, bilahare örgütün yönetimi toplanarak kendisini feshettiğini ilan etmiştir.
2025'in Temmuz ayında da Süleymaniye'de sembolik olarak silahların yakılmasıyla ilgili bir tören yapılmıştır. Ondan sonra da bu meseleyle ilgili olarak ilk sefer Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde bir komisyon kurulmuş, bu komisyona Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde var olan 12 siyasi partiden 11'i katılmış, bilahare bu partilerden birisinin tek kişilik milletvekili de çekildi, yani parlamentoda bulunan partilerin tamamına yakını diyebiliriz ve Türk halkının yüzde 95'inin temsil edildiği bir komisyon çalışması gerçekleştirildi. Takip ettiğiniz gibi bu hafta çarşamba günü de nihai raporunu hazırlayarak çalışmalarını tamamladı.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki çok kolay bir süreç değildi. 5 Ağustos'tan itibaren 21 toplantı yaptık. Bu toplantıların hepsinde partilerin oldukça yapıcı bir şekilde hareket ettiğini ifade etmek isterim. Her toplantı öncesinde yoğun arka kapı diplomasisiyle toplantılar gerçekleştirildi. Şimdiye kadar rahmetli Demirel'in, Özal'ın, Erdal İnönü'nün, Necmettin Erbakan'ın bu sorunun çözülmesiyle ilgili çok tasarrufları oldu, teşebbüsleri oldu, hatta birtakım irtibatlar oldu. Fakat onların hiçbirisi gerçekleşmedi. Yine aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde 2009'da, 2013'te çeşitli teşebbüsler oldu. O dönemin şartları içerisinde bu konuyla ilgili maalesef sonuç alıcı adımlar atmak mümkün olmadı.
İlk sefer parlamentoda bütün partiler bir araya gelerek bu sorunun Türkiye'nin, Cumhuriyetimizin ilk asrının 50 yılının heba olmasına neden olan bu terör meselesinin ortadan kalkması için, on binlerce insanın hayatını kaybettiği, 2 trilyon doların üstünde mali kaybımıza neden olan bu meselenin çözülebilmesi için herkes siyasi görüşlerini aynı masa etrafında buluşturmaya gayret etti. Son derece olumlu, son derece zor olmakla birlikte yapıcı bir süreci geride bıraktık. Şimdi önümüzde bir rapor var. Bu rapor tabi ki her şey değil. Bu rapor takdim ederken de ifade ettiğim gibi bundan sonra yapılacaklar konusunda bir mihenk taşıdır, bir çerçevedir. Bu çerçevenin içerisinde gerekli adımlar iyi niyetle, sabırla ve gerçekten kararlılıkla sürdürülmesi lazım. Artık bu kadar mesafe alınmışken bölgemizdeki şartlar da Türkiye'nin güvenliği bakımından bu kadar olumlu seyrediyorken bu sorunun tamamıyla Türkiye'nin gündeminden kaldırılması mümkündür ve bu adımların atılması gerekir.
Bu süreçte yapıcı katkıları dolayısıyla bütün partilere çok teşekkür ediyorum. Gayretle çalışıldı. Raporun hazırlanmasından önce de her siyasi parti kendi raporunu kamuoyuyla paylaşmış oldu ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin sitesinden partilerin raporlarını yayınladık. Böylece her parti 'Benim bu konuyla ilgili esas görüşüm budur' diyerek net olarak görüşlerini söyledi. Ama bir masa etrafına gelerek herkes nerelerde esneyebileceğini, nerelerde yaklaşabileceğini, nerelerde uzaklaşabileceğini göstermiş oldu.

"TÜRKİYE DEMOKRASİSİ AÇISINDAN FEVKALADE OLUMLU BİR AŞAMA"
Türkiye demokrasisi açısından da fevkalade olumlu bir aşamadır bu. Hem konunun mahiyeti itibarıyla son derece değerlidir hem de içeriğinden uzak bir şekilde, siyasetin hele bu kadar gergin olduğu, bu kadar gerilimlerin yüksek olduğu bir ortamda farklı partilerin bir araya gelerek ortak bir noktada buluşmuş olması, konuşmuş olması son derece değerlidir, önemlidir"
Belli kuralları ilk toplantıda koyduk ve o kurallar çerçevesinde kararlarımızı alarak devam ettik. Aldığımız bütün kararları, aslında bazı kararlarda nitelikli çoğunluk gerekmiyordu ama nitelikli çoğunlukla aldık. Bazılarını ittifakla aldık. Bu konuyla ilgili bizim de görüşümüz var diyen Türkiye'deki hemen hemen her kesimi komisyonda dinledik. Şu kuralı da koyduk ve herkes buna uydu. Gelen arkadaşlar fikirlerini söyleyecekler ama hiç kimse, o arkadaşlarımız fikirlerini söyledikten sonra onların aleyhinde bir şey söylemeyecek, onları eleştirmeyecek. Böylece son derece medeni bir görüşme ortamı oldu.
Milletvekili arkadaşlarımızın her birisine çok teşekkür ediyorum. 50 milletvekili arkadaşımız hakikaten büyük bir hassasiyetle süreci sürdürdü. Neredeyse bırakın münakaşa etmeyi, seslerini yükselttikleri bile çok nadir oldu. Sonuçta ortaya bir rapor çıktı. Türkiye'nin artık bu meseleyi ilanihaye çözeceğini ve tam manasıyla kardeşlik hukukunun geçerli olduğu bir dönemin başlayacağını ve bu anlamda da bölge ülkelerine de örnek olacağımızı ümit ediyoruz.
Yine ısrarla vurguladığımız bu çatışma çözümleri konusunda; uluslararası literatürde hep dile getirilen bir şey var, bir üçüncü göz... Taraflar arasındaki bu müzakereler, barış anlaşmaları vesaire uluslararası literatürde kullanılan şekliyle konuşuyorum. Bunu takip etmek için bir üçüncü göze ihtiyaç olmuş hep. Bu modelde, biz bunu 'Türkiye modeli' olarak adlandırıyoruz, bu modelde bir üçüncü göz yok. Bu üçüncü göz, bizatihi milletin kendisi, milletin temsilcileri, Meclis'in komisyonu. Böylece kendi kendimize bu sorunu nasıl çözebiliriz bunu ortaya koyduk ve bunun yol haritası partilerin neredeyse ittifakla 50 milletvekilinin 47'sinin oyuyla kabul edilmiş oldu. Tabi ki bu bir son değil. Bu komisyonun çalışması tavsiye niteliğindedir. Özellikle 6 ve 7. bölümde ortaya konulan teklifler tamamıyla tavsiye niteliğindedir ve bundan sonra buna imza atmış olan siyasi partiler bir araya gelerek, özellikle yasal düzenlemeler konusunda neler yapılabileceğini oturup müzakere edecekler, konuşacaklar ve sonuçta yine ümit ederim ki bütün partilerin altına imza atacağı düzenlemeler gerçekleşir.
Komisyonun adından da anlaşılacağı gibi bu mesele, sadece Terörsüz Türkiye hedefini gerçekleştirmek üzere terörün ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir çalışmayı ortaya koymamış; Türkiye'nin demokratik standartlarının yükseltilmesi, Türkiye demokrasisinin daha ileriye gidebilmesi için de teklifler gündeme getirilmiş ve bunların önemli bir kısmı kabul edilmiştir. Sonuçlarının hayırlı olmasını temenni ediyorum. Türkiye için önemli bir hayati eşikti. Bu eşiği aştık. Ama bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Üzerinde sıkı bir çalışma dönemine ihtiyaç var. Ümit ederim ki komisyonda ortaya konulan bu demokratik olgunluk, Türkiye'de siyaset dilini de ciddi bir şekilde pozitif anlamda etkiler. Türkiye şunu gösterdi. En ağır sorununu bile Türkiye oturup konuşup çözebiliyor. Cumhuriyet tarihimizin en ağır sorunuyla karşı karşıyaydık. Bunu oturduk, konuştuk ve nasıl çözülebileceğine ilişkin fikirlerimizi ortaklaştırarak belli bir noktaya geldik. Ümit ederim bundan sonraki adımlar da başarılı bir şekilde atılır ve dediğim gibi bu sorunu tamamıyla artık rafa kaldırmış, tarihin tozlu rafları arasında bırakmış oluruz.

"İSRAİLLİ GASBEDİCİLER FİLİSTİNLİLERE ZULÜMLERİNE DEVAM EDİYOR"
Tabii bundan sonra bölgemizdeki gelişmelerin her gün biraz daha tedirgin edici devam edeceği de aşikardır. Amerika ile İran arasındaki sürtüşme belli. Amerika, her an saldırır-saldırmaz yorumları yapılıyor. Ama bütün bu gelişmeler, Gazze'deki gelişmeler, başka ülkelerdeki gelişmeler ve özellikle Venezuela Devlet Başkanının bir gece yatağından kaldırılarak başka bir ülkeye götürülmesiyle birlikte başlayan süreç, hepimize alarm zillerini çaldırması lazım. Aslında dünya, kural bazlı, ilkelerin olduğu bir uluslararası sistemden, sadece güçlünün, kuvvetlinin sözünün geçtiği bir dünyaya doğru gidiyor. Bu son derece tehlikeli, zaten kırılgan olan dünya sisteminin daha da kırılgan hale gelmesini mümkün kılacak bir gelişmedir.
Artık gelişmeler sadece dünyanın bir tek yerinde değil, en sakin yerlerden birisi olduğunu düşündüğümüz Grönland'ı bile etkileyecek, onlara bile birtakım tesiri olabilecek bir çerçeveye oturdu. Onun için bu süreçlerde Türkiye hem kendi ayaklarını sağlam bir şekilde yere basmak zorunda, içerideki bütün farklılıklarını ortak bir anlayışla bütünleştirmek durumunda hem de bölgesinde var olan çatışmaları ortadan kaldırmak için güçlü inisiyatifler kullanmak mecburiyetindedir.

Uluslararası sistemin alarm zillerinin çalmasını sürdüren bir önemli gelişme de bir barış grubu kurulmuş olmasına rağmen hala Gazze'deki insanlık dışı durumun maalesef çözülememiş olmasıdır. Her ne kadar kağıt üzerinde Refah Sınır Kapısı açık olsa, karşılıklı giriş çıkışlar açık görünse de fiilen açık değildir. Hala yardım konvoylarının girmesiyle ilgili fevkalade büyük tehditler, fevkalade büyük kısıtlamalar vardır. Bizler buralarda rahat iftar sofralarımızda bulunurken, Gazze halkı çektiği acılara devam ediyor; yarısı suyla dolu çadırlarında bulabildikleri iki lokma rızıkla oruçlarını açmaya gayret ediyor. Hala sadece Gazze'de değil Batı Şeria'nın hemen hemen bütün bölgelerinde İsrailli yerleşimciler, İsrailli gasbediciler Filistinlilere zulümlerine devam ediyor. Bütün dünya da bunu seyrediyor, bir şey yapılamıyor. Bu kadar yıl sürmüş olmasına rağmen bu zulmün, bu soykırımın durdurulması için maalesef bir şey yapılamıyor. Bunun için Türkiye'nin işinin kat kat zor olduğunu görüyoruz. İlkeli duruşumuzu asla bozmadan, bütün bölgede barışı, istikrarı sağlayacak tezlerimizi dile getirmek, içeride de kendi ayaklarımızın üstünde güçlü durmayı temin etmektir. Bunun için gayret sarf ediyoruz. Hepimizin gayret sarf etmesi lazım.
Komisyon çalışmaları çerçevesinde de basınımızın kahir ekseriyetinin vermiş olduğu olumlu destek dolayısıyla teşekkür ediyorum. Bundan sonra da sizlerin desteklerinize büyük ihtiyaç var. Çünkü başlangıçta hemen hemen büyük bir kitlede temkinli bir iyimserlik söz konusuydu, bazı soru işaretleri vardı, bazı ihtiyati yaklaşımlar söz konusuydu. Bunlar zaman içerisinde çözülerek yol alındı ve son gelinen noktada da ilk başta dile getirilen bütün bu endişelerin hiçbirisinin geçerli olmadığı ortaya çıkmış oldu. Basın da burada büyük oranda sürece pozitif katkı sundu. Sizlere de sizler aracılığıyla kurumlarınıza da çok teşekkür ediyorum. Bundan sonraki süreçte de inşallah daha iyi bir şekilde bu süreci sürdürürüz.