RUSYA-UKRAYNA ARASINDAKİ SAVAŞ
Rusya-Ukrayna savaşının 4'üncü yılını geride bıraktığını anımsatan Kurtulmuş, savaşın ilk gününden itibaren bölgede daha fazla savaş olmaması için her iki tarafın kabul edeceği hakkaniyetli bir barışın esas çözüm olduğunu, müzakerelerden başka bir yol olmadığını her fırsatta dile getirdiklerini söyledi.
"Dolmabahçe'de açtığımız barış masası, her ne kadar başkaları tarafından bozulmuş olsa da biz Rusya-Ukrayna arasında müzakereden başka bir yol olmadığını, güç kullanarak sorunun çözülemeyeceğini her platformda dile getiriyoruz." diyen Kurtulmuş, Türkiye'nin dış politikadaki en temel tercihlerinden birinin, konu ne kadar ağır, karmaşık olursa olsun, müzakere masasının asla terk edilmemesi, diplomasi kurallarının asla ortadan kaldırılmaması olduğunu belirtti.
Kurtulmuş, Somali ile Etiyopya arasındaki gelişmelerde, Balkanlar'da barışın, istikrarın ve emniyetin sağlanmasında ilgili ülkelerle aynı şekilde hareket ettiklerini vurguladı.
Kafkaslar'da da bölgesel barışın sağlanabilmesi için ilgili bütün ülkelerin en zor meselelerini bile masada çözmesinin en iyi ve doğru yol olduğunu ifade ettiklerini söyleyen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hiç şüphesiz bölgemizdeki ve yakın çevremizdeki bu sorunların içerisinde en ağırı, en karmaşığı ve bütün insanlığın ortak meselesi olan konu, Filistin meselesidir. Filistin meselesi çözülmeden, iki devletli çözüm fikri gerçekten kuvveden fiile geçmeden, Orta Doğu'ya barış gelmesi mümkün değildir. Tarih boyunca böyledir. Tarih boyunca dünya barışının kapısı Orta Doğu'dur, Orta Doğu'daki kapının anahtarı da Filistin meselesidir. Filistin halkının da en az bölgedeki diğer bütün halklar kadar özgür ve egemen bir halk olduğunu kabul etmek insanlığın ilk şartıdır. Biz başkaları gibi arzı mevuda ya da seçilmiş insanların yaşadığı bir ülke inancına asla prim vermeyiz. Hiçbir halk tanrı tarafından seçilmiş değildir. Hiçbir toprak Cenab-ı Allah tarafından herhangi bir millete vadedilmiş değildir. Kendi yankı odalarında konuştukları şeyleri hayata geçireceğini zannedenler yanılıyorlar. Filistin meselesi insanlığın ortak vicdanıdır.
75 bini aşkın Filistinli şehidin her birisi boşuna ölmemiş, boşuna hayattan koparılmamıştır. Onların her birisi insanlığın ortak hatıralarında, hafızalarında yer alacak, kıyamete kadar onurlu bir milletin direnişinin sembolü olarak yad edileceklerdir. Bu çerçevede uluslararası camia olarak en temel ödevlerimizden, en temel yükümlülüklerimizden birisi de mutlaka Filistin davasında iki devletli çözüm prensibine yaklaşmak ve bu alanda da uluslararası camiadaki dostlarımızın sayısını artırmaktır. Çok şükür sevinerek müşahede ediyoruz ki İsrail'in zulmü ve soykırımı ne kadar şiddetlenirse şiddetlensin, insanlığın vicdanında da Filistin'e karşı sempati o kadar yükselmekte, Filistin halkıyla dayanışma ruhu o kadar yükselmektedir."
"SURİYE HALKININ TAMAMI SURİYE'NİN SAHİBİDİR"
Suriye'de gerçekleşen devrimin bölgedeki önemli gelişmelerden birisi olduğunun altını çizen Kurtulmuş, "60 yıl kapalı bir rejim olarak, fevkalade katı bir otokrasi olarak Suriye yönetimi, Suriye halkına büyük zulümler ve baskılar uygulamış, milyonlarca insanın göçmen olmasına, yine milyonlarca insanın hayattan koparılmasına vesile olmuştur." dedi.
Suriye'deki rejim değişikliğiyle birlikte halkın yeni Suriye'nin kurucusu ve ortağı olduğunu dile getiren Kurtulmuş, yeni Suriye yönetiminin de kısa bir süre içerisinde uluslararası alanda tanınan, özellikle uygulanan yaptırımların sona ermesiyle uluslararası camiada etkin bir aktör olma yolunda hızla ilerlediğini ifade etti.
Türkiye'nin, Suriye'deki devrimin ertesi gününden itibaren ilgili bütün taraflara üç temel prensibi tavsiye etmeye çalıştığını belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Bu prensiplerden birincisi, Suriye'de mutlaka ama mutlaka kapsayıcı bir rejimin kurulması, etnik ve mezhebi bakımdan bütün farklılıkların bir araya getirildiği yeni bir Suriye'nin inşa edilmesidir. Suriye ne bir tek etnik kökenin ne de bir tek mezhebin ülkesidir. Dini, mezhebi ve etnik farklılıklarıyla Suriye halkının tamamı Suriye'nin sahibidir. İkinci prensibimiz, Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır. Suriye'nin bölünmeden, parçalanmadan, herhangi bir şekilde ayrışmanın içerisine gitmeden, herkesi bir arada tutan üniter bir yapı içerisinde hareket etmesi hem Suriye'nin güvenliği için hem bölge güvenliği için elzemdir. Üçüncü olarak söylediğimiz şey de Suriye'deki bütün silahlı grupların tasfiye edilerek tek bir ordunun, tek bir silahlı gücün olması, bu çerçevede de Suriye'deki bütün silahlı grupların yeni Suriye rejiminin içerisinde entegre edilmesinin temin edilmesidir.
Şunu sevinerek görüyoruz. Söylediğimiz bu üç alanda da oldukça hızlı gelişmeler gerçekleşiyor. Özellikle Türkiye'yi ilgilendiren kısmıyla Suriye yönetimiyle SDG arasındaki entegrasyon, başarılı bir şekilde ilerliyor. Ümit ederiz ki en kısa süre içerisinde bütün bu engeller, bütün bu durumlar en iyi şekilde geçilecek ve o 60 yıllık karanlık rejimin izlerinin tamamı silinecektir. Ayrıca Suriye'nin güvenliği, diğer bütün bölge ülkelerinin güvenliği gibi, Türkiye için de çok önemlidir, bizim için de birebir güvenlik meselesidir. Biz bunun için Suriye'deki bütün dostlarımıza birliği, beraberliği, kardeşliği tavsiye ediyoruz ve Türkiye olarak her zaman bir ve bütün Suriye'nin yanında olduğumuzu, onlarla da kıyamete kadar aynı coğrafyada birlikte olacağımızı ifade ediyoruz."
TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ
Türkiye'nin, büyük güçlerin vekalet savaşlarının unsurları olarak kullanılan terör örgütlerinden çok çektiğini söyleyen Kurtulmuş, Cumhuriyetin ilk 100 yılının neredeyse yarısının terörle mücadeleyle geçtiğini belirtti.
Kurtulmuş, on binlerce insanın hayatına mal olan terör ve şiddet sarmalının, aynı zamanda Türkiye'nin en az 2 trilyon dolarlık bir maddi kayba uğramasına neden olduğunu belirtti.
Türkiye'nin, bu meselenin tamamen ortadan kaldırılması, bir daha bu ülkede silahların asla konuşmaması için demokratik bir adım attığını anlatan Kurtulmuş, terör örgütünün kendisini feshetmesi ve silahlarını teslim etmesiyle birlikte TBMM'de bir siyasi parti hariç bütün siyasi partilerin katılımıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nu kurduğunu ve bu sorunun çözümü için ortak bir çalışma yaptığını ifade etti.
Kurtulmuş, 5 Ağustos'tan bu yana 21 toplantı yaptıklarını, kendi görüşleri A ve Z kadar farklı olmakla birlikte bütün siyasi partilerin ortak bir raporda, ortak bir yol haritasında, bir çerçevede anlaşarak çatışma çözümleri bakımından dünya literatürüne geçecek "Türkiye modeli"ni ortaya çıkardığını vurguladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Bundan sonra en kısa süre içerisinde terör örgütünün bütünüyle tasfiyesi ve silahların tamamıyla bırakılmasıyla birlikte yapılacak yasal düzenlemeler, Türkiye'de artık bu 50 yıllık çatışmalı dönemi geride bırakacak, bu terör ve şiddet sarmalını ortadan kaldıracaktır. Böylece bu ülkedeki 86 milyon yurttaşımız etnik kökeni ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, demokratik standartları yüksek bir Türkiye'nin özgür ve eşit yurttaşları olarak yaşayacaklar ve Türkiye Cumhuriyeti kazanmış olduğu bu büyük ivme ile birlikte çok daha güçlü bir ekonomik kalkınma sürecinin içine girecektir."
Sadece bölgede değil, dünyanın her yerinde barış ve esenliğin hakim olmasını dilediklerini belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Ümit ve temennimiz yeryüzünün her yerinde mağdurların, mazlumların elinden tutabilecek güce ve kudrete sahip olabilmektir. Ümidimiz ve temennimiz, dünyanın her yerinde zalimi, zulmünden alıkoyabilecek bir uluslararası sistemi kurabilmeyi Cenab-ı Allah nasip etsin. Bu çerçevede doğruluktan, insanlıktan, barıştan ve adaletten yana olan fikirlerimizi bir araya getirmeyi ve birlikte insanlık cephesi olarak ortak bir şekilde mücadele edebilmeyi ve 21. yüzyılın kalan döneminde insanlık için altın bir başlangıç yapabilmeyi yani barışı ve huzuru temin edecek bir sistemi kurabilmeyi Cenabı- Allah bizlere nasip etsin. Bu sadece bir ülkenin, sadece birkaç ülkenin değil, barıştan, hakkaniyetten, insaftan ve vicdandan yana bütün halkların ortak başarısı olsun, bütün milletlerin ortak kazanımı olsun."
CİBUTİ'NİN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ ABDİLLAHİ BÜYÜKELÇİLER ADINA SÖZ ALDI
Programda, Cibuti'nin Ankara Büyükelçisi Aden Houssein Abdillahi de büyükelçiler adına bir konuşma yaparak, Türkiye'nin, diyalog, insani ilkeler ve iş birliğini teşvik etmede uzun zamandır cömertlik ve liderliğin sembolü olduğunu belirtti.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, uluslararası toplumun, daha fazla yıkımı önlemek ve uluslararası hukukun herkese eşit şekilde uygulanmasını sağlamak için Birleşmiş Milletler gibi kurumlar kurduğunu dile getiren Abdillahi, bu kurumların egemenliğe saygı, sivillerin korunması, barışçıl diyalog ve uluslararası iş birliği gibi ortak değerler üzerine kurulduğunu anımsattı.
Abdillahi, uluslararası hukukun tüm uluslara eşit şekilde uygulanması gerektiğini vurguladı.
Ramazan ayında, 21. yüzyılın en büyük trajedilerinden birini yaşayan, bugün bile devam eden bir soykırıma maruz kalan Gazze halkını anan Abdillahi, Gazze'de yaşanan trajedinin, tarihte silinmez bir iz olarak kalacağını belirtti.