Başkan Erdoğan, Danıştay’ın 158’inci Kuruluş Yıldönümü’nde konuştu: Her türlü ayrımcılığa son verdik
Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhur ile cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. “İyi yönetim ideali” 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay'ın 158. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni'nde konuştu:
Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhur ile cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. "İyi yönetim ideali"; bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır. Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, kamu denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin önü açılmıştır.

MAHKEME SAYISINI 126'DAN 245'E ÇIKARDIK: Mahkeme sayısını 126'dan 245'e çıkararak yüzde 68 oranında artırdık. İdare mahkemesi kurulu il sayısını 72'ye, vergi mahkemesi kurulu il sayısını da 39'a yükselttik. Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce istinaf yolunu getirerek yaptık. İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş, Danıştay'ın "içtihat mahkemesi vasfını" güçlendirmiş, iş yükünü ciddi manada azaltmıştır. İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken, 2025 yılı sonu itibarıyla bu rakam 82 bine düşmüştür.
REFORM İRADEMİZ İLK GÜNKÜ GİBİ DİRİ VE GÜÇLÜDÜR: Reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği, hesap verilebilirliği, katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde; daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.

TÜRKİYE, TOPYEKÛN BİR MÜCADELEYLE KALKINIR: Adalet ve doğrulukla hükmetmek, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil, halka hizmetin bir vasıtası olarak görmek, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesidir. Yargı organlarının, objektif, adil, Anayasa'nın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesi; şüphesiz, diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemlidir. Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız; öyleyse Türkiye'nin çıkarını, Türkiye'nin geleceğini, Türkiye'nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa, bu ancak topyekûn bir mücadeleyle gerçekleşebilir.
YAPICI ELEŞTİRİDEN İSTİFADE ETMELİYİZ
Yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber, yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız; yargı yetkisini, hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş, bu yetkinin bir yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız.

Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Danıştay'ın devlet arşivlerindeki teşkil vesikasını Erdoğan'a takdim etti.
YENİ, KUŞATICI ÖZGÜRLÜKÇÜ, SİVİL ANAYASA...
Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânıyla önümüzde duruyor. Anayasayı, darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla hem hukuku, hem demokrasiyi, hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir "üstün hukuk mantığı"na kavuşmamız mümkün olacak. Bu konuyu her türlü siyasi hesabın üstünde, gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz.
SOSYAL MEDYA LİNCİ OPERASYON AYGITI OLDU
Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan, sevimsiz ve seviyesiz bir hâl alan "linç kültürünü" elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte; hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır.
Yakın dönem siyasi tarihimizde, Danıştay'ın da hedef alındığı, çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık'ta olduğu gibi, yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık.
HUKUK DEVLETİNDE KİMSE KORKMAZ
Hukuk devletinin en genel tanımı, bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır. Danıştay da bu yolun bidayetnihayet çizgisindeki son durağıdır. Modern anlamıyla hukuk devleti, gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır. Herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır.
Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur; ümitsizlik yoktur; çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz; göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler, hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur; hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci, vatandaşın efendisi değildir; hizmetkârıdır. Bu düzende aslolan millettir, milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir.