İsrail her türlü barbarlığı yapıyor
Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada İsrail’in, Gazze’ye insani yardım götüren Küresel Sumud Filosuna saldırısını korsanlık ve haydutluk olarak tanımlayan Başkan Erdoğan: İsrail’in hukuk tanımaz eylemlerine karşı uluslararası toplumu harekete geçmeye davet ediyoruz
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in, Gazze'ye insani yardım götüren Küresel Sumud Filosuna uluslararası sularda düzenlediği saldırıyı en sert şekilde lanetlediğini söyledi. Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı 2 saat sürdü. Toplantı sonrası açıklamalarda buluna Başkan Erdoğan özetle şöyle konuştu:
SALDIRIYI LANETLİYORUM: (SUMUD FİLOSU) Bizim de çabalarımızla 11 Ekim'de varılan ateşkese rağmen İsrail Gazze'ye yönelik hukuk, ahlak ve insanlık dışı politikalarını ne yazık ki sürdürüyor. İnsani yardım girişlerinin engellenmesinden Gazzeli sivilleri hedef alan hava saldırılarına kadar her türlü barbarlığı sergiliyorlar. İsrail'in, nasıl faşist bir zihniyet tarafından yönetildiğine bugün bir kez daha şahit olduk. Gazze'ye insani yardım götüren Küresel Sumud Filosuna, İsrail güçleri tarafından, hem de uluslararası sularda bir saldırı düzenlendi. 40 farklı ülkenin vatandaşından oluşan Sumut Filosunun umut yolcularına yönelik bu korsanlığı ve haydutluğu en sert şekilde lanetliyorum. Filoda bulunan vatandaşlarımızın güvenli şekilde ülkemize dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunuyoruz. İsrail'in hukuk ve kural tanımaz eylemlerine karşı uluslararası toplumu artık harekete geçmeye davet ediyoruz.
KRİZİN ARTÇI SARSINTILARI DEVAM EDİYOR: 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırılarla başlayan krizin artçı sarsıntıları birçok alanda devam ediyor. Akaryakıt fiyatlarında dengenin halen sağlanamadığı... Enflasyonun dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçtiği... Tedarik zincirlerindeki kırılmaların henüz tamir edilemediği... Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor. Meselenin daha vahim yanı ise bu atmosferin küresel düzeyde bir "tufeyli ekonomisi" üretmesi, daha çok spekülasyona ve piyasa manipülasyonuna dayalı bir rant düzeni oluşturmasıdır. Sıcak paraya hükmeden bir avuç vahşi kapitalist, Afrika'dan Asya'ya, Amerika'dan Latin Amerika'ya milyarlarca insanın boğazındaki lokmayı adeta gasp ederek palazlanmakta, servetlerine servet katmaktadır.
HESAP CÜZDANLARI HER GÜN KABARIYOR: Orta ve alt gelir grubunun sofrasındaki ekmek giderek küçülürken, bunların hesap cüzdanları her gün kabarmaktadır. Şurası bir gerçek ki, her savaş kendi ekonomisini üretir; yani her savaşın kazananları ve kaybedenleri olur. Fakat İran savaşıyla bu iş tahammül sınırlarını aşmış, küresel ekonomik refah açısından tahripkâr boyutlara ulaşmıştır. Dünyanın birçok bölgesinde çözülemeyen krizlerin, sona erdirilemeyen çatışmaların arkasında tarafların uzlaşmaz tutumu kadar, krizden menfaat devşiren tufeylilerin çok büyük rolü, etkisi, sabotaj girişimi vardır. Ne yazık ki ülkemizde de selden kütük kapma telaşına düşenler olduğunu müşahede ediyoruz. Topluma moralsizlik, karamsarlık, ümitsizlik zerk ederek, bu olağanüstü süreçten siyasi ve maddi olarak kazançlı çıkmaya çalışıyorlar.
BÖLGEMİZDEKİ ATEŞİN DUMANI BİZE DE ULAŞIYOR: Dünyamız globalleşirken; sorunlar, krizler, fırsatlar da küresel bir boyut kazanmakta, "kelebek etkisi" denilen gerçeklikle herkes yüzleşmektedir. Mesafelerin anlamını yitirdiği bu yeni dünyada artık hiç kimse yeryüzünün bir başka noktasında yaşananlara bigane kalma lüksüne sahip değildir. Tabiri caizse günümüzde Ortadoğu'daki bir ülke hapşırdığında, Latin Amerika veya Asya'daki bir ülke kolayca nezle olabilmektedir. Her koyunun kendi bacağından asıldığı günler, artık geride kalmıştır. Küresel ekonomiyle bütünleşmiş her ülke gibi, bizler de dışarıdaki olumlu-olumsuz her hadiseden bir şekilde etkileniyoruz. Özellikle bölgemizdeki ateşin alevi olmasa dahi dumanı bize de ulaşıyor, bize de sirayet ediyor.
SOĞUKKANLILIĞIMIZI MUHAFAZA ETTİK: Türkiye'yi savaşa çekme tuzaklarına karşı soğukkanlılığımızı ilk günden itibaren muhafaza ettik. Ayrıca müzakere, diyalog ve diplomasiyi önceleyen barışçıl politikamızla gerilimin düşürülmesi, sükûnetin tekrar sağlanması için gayret gösterdik. Bölgedeki Türk ve Kürt kardeşlerimizle diyaloğumuzu daha da artırarak, istikrarsızlığı derinleştirecek oyunların bozulmasına katkı sağladık. Türkiye'nin bölgesel çatışma ve krizleri yönetmedeki becerisi, bu süreçte bir kez daha görülmüştür. Etrafımızı kuşatan istikrarsızlığa rağmen, Türkiye, bölgesinin istikrar adası olarak temayüz etmiştir. Her ne kadar savaş öncesi döneme dönüş biraz zaman alacak olsa da, ülkemiz, eskisinden çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir. Bunun işaretlerini şimdiden görebiliyoruz. Uluslararası yatırımcıların ülkemize yönelik ilgisi günden güne artıyor.
MUHALEFET KRİZ FIRSATÇILIĞI PEŞİNDE
Muhalefet, bölgemizi uçurumun kıyısına getiren İran savaşı ve sonrası dönemde yapıcı eleştirilerde bulunmak, Türkiye'yi önceleyen bir üslup benimsemek yerine, maalesef süreci siyasi çıkarları için istismar aracına döndürmeyi tercih etmiş, kriz fırsatçılığına tevessül etmiştir. Böyle bir dönemde dahi "iktidar yıpransın da gerekirse Türkiye kaybetsin" mantığıyla hareket etmekten kendilerini kurtaramadılar. Üzülerek görüyoruz ki, bu tavırlarını sürdürmekte ısrar ediyorlar. "Doğruya doğru, yanlışa yanlış" diyerek siyaset kurumunun çözüm üretme kapasitesini güçlendirmek yerine, hükümetin "ak" dediğine "kara", "doğru" dediğine "yanlış" demekten öteye maalesef geçemiyorlar. Daha kötüsü bunun siyasi tarihimizde örneği çok az görülecek şekilde son derece çirkin, son derece yaralayıcı ve yıkıcı bir üslupla yapılmasıdır.
HERKES DUYARLI OLMAK ZORUNDADIR
Oysa muhalefet demek çarpıtmak, maniple etmek, siyasi çıkarı için ülkeyi ateşe atacak kadar gözü karartmak demek değildir. Muhalefetin vazifesi, kışkırtmak, tahrik etmek, ekonomik tetikçilik yaparak buradan nemalanmaya çalışmak da değildir. Hele hele yolsuzluk gündemini perdelemek amacıyla tehdit ve tahrik dozu yüksek söylemlere sarılmak, son derece ucuz ve bayat bir siyasettir. Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar mesuliyet sahibidir; söz konusu ülke ve milletin çıkarı olduğunda sorumlu davranmak zorundadır. Hatırlatmak isterim ki; bölgemizin ateş çemberinden geçtiği... Gelişmiş ülkeler dahil, kimsenin önünü göremediği... Küresel sistemde yeni bir denklemin kurulduğu bir dönemde muhalefet de, en az bizim kadar duyarlı hareket etmek, yerli ve milli bir duruş sergilemek durumundadır.
BAŞKA TÜRKİYE YOK
Kürsülerde söylenen sözün, ekranlarda verilen mesajın, sosyal medyada kesilen ahkamların kime yaradığı, kime hizmet ettiği çok iyi hesaplanmalı, ülkenin menfaatine olup olmadığının muhasebesi çok iyi yapılmalıdır. Başka Türkiye yok. 86 milyon olarak bizim, bu cennet ülkeden başka vatanımız yok. "Muhalefet ediyorum" bahanesinin arkasına saklanarak kimsenin buna zarar vermeye, Türkiye'deki istikrar ve güven ortamına gölge düşürmeye, ülkemizin çıkarlarına darbe vurmaya hakkı da yok. Siyasi yelpazenin hangi kanadında olursak olalım, hepimiz "önce milletim, önce memleketim" ilkesiyle hareket etmek mecburiyetindeyiz.