Demokrasiye vurulan pranga
Seçilmiş bir başbakanı hedef alan darbe, yalnızca bir hükümeti devirmedi; Türkiye’de vesayetçi anlayışın da kapısını araladı
Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen, Anayasa ve TBMM'nin feshi, ülkenin başbakanı ve iki bakanının idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 66 yıl geçti. Seçilmiş Başbakan Adnan Menderes ile Demokrat Parti iktidarını hedef alan darbe, yalnızca bir hükümeti devirmedi; millet iradesini tank paleti altında ezerek Türkiye'de vesayetçi anlayışın kapısını araladı. Darbenin ardından kurulan Yassıada mahkemelerinde yaşanan hukuki garabetler, idam kararları ve siyasi hesaplaşmalar ise hafızalardaki yerini koruyor.
27 Mayıs 1960 sabahı yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Demokrat Parti yöneticilerini gözaltına aldı. Demokrat Parti'nin seçimlerle üç kez üst üste iktidara gelmesiyle güç kaybeden vesayet çevreleri, askeri müdahaleyi "devrimi koruma" söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştı. Ancak yıllar sonra ortaya çıkan belgeler, darbenin hukuk düzenini askıya alan siyasi bir müdahale olduğunu gözler önüne serdi.

"Bebek Davası", "Köpek Davası" gibi başlıklarla açılan dosyalar, yargılamaların siyasi propaganda aracına dönüştüğü eleştirilerine neden oldu.
Yassıada yargılamalarının sonunda Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkında idam kararı verildi. Zorlu ve Polatkan 16 Eylül 1961'de, Menderes ise 17 Eylül 1961'de İmralı'da idam edildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti bu kara lekenin giderilmesi için de mücadele verdi. Yıllarca "yasaklı ada" olarak anılan Yassıada, "Demokrasi ve Özgürlükler Adası" adıyla müzeleştirildi.
