Türkiye Yüzyılı ‘çağın ruhuna uygun’ konumlanma
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Değişen, dünya, bölge ve ülke gerçekleri ve yeniden şekillenen düzen anlayışları bizim de çağın ruhuna uygun bir konumlandırma yapmamızı gerekli kılmıştır” diye konuştu
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkgün gazetesine değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, "Türk ve Türkiye Yüzyılı tasavvuru öncelikle kadim hikâyemizin bundan sonraki halkası, Cumhuriyet ile başlayan modern devlet yapımızla var oluşumuzun ikinci yüzyıldaki beyanıdır" dedi. Bahçeli, bunun "Cumhuriyetimizi gelecek yüzyıllara, daha ilerisinde bin yıllara taşıyacak düşüncenin temellendirilmesi ve altyapısının oluşturulması" olduğunu bildirerek şunları söyledi:
FIRSATLAR VAR
Hayat durağan bir şey değildir. Her şey gelişmeye açık olduğu gibi bizim "Lider Ülke Türkiye", "Süper Güç Türkiye" düşüncelerimiz de kendi seyr ü sülûku içinde ve zamanın ruhuyla her daim yeniden yoğrulmaktadır. Değişen, dünya, bölge ve ülke gerçekleri ve yeniden şekillenen düzen anlayışları bizim de çağın ruhuna uygun bir konumlandırma yapmamızı gerekli kılmıştır. Bu, "Türk ve Türkiye Yüzyılı" tasavvurudur.
Bozulan her düzen, inşa edilmeye çalışılan her nizam içerisinde çeşitli riskler barındıracağı gibi fırsatları da ihtiva eder. "Türk ve Türkiye Yüzyılı" tam da bu yeniden inşa sürecinin nasıl bir fırsata çevrileceğinin mantığını ve genel çerçevesini bize verir. Bu anlamda bütün dünyadaki gelişmeleri doğru okumalı ve kendimizi buna hazırlamalıyız. Dünya nereye gidiyor ve biz bunun neresindeyiz? Durduğumuz yeri çok iyi bilmeliyiz.
DEVLET VE ADALET
Devlet, düzene dayalı yaşayış biçimini organize eden kişiliktir. Bu nedenledir ki "devlet" denildiğinde aklımıza gelen ilk şeylerden biri hiç şüphesiz kanun, bir başka ifade ile hukuk ve düzen kavramlarıdır. Devletin bu düzeni sağlarken ilk amacı, adalet ilkesini gerçekleştirmektir. Adaletin, adaletsizliğin düşmanı olduğu, adaletin tesisinin devletin çekirdeğini meydana getirdiği tarihsel bir hakikattir. Hukuk ve adalet; devletin hem varlık nedeni hem meşruluk aracı hem de eli, kolu ve silahıdır. Hukuk ve adaleti devletin hem varlık sebebi hem de meşruluk aracı olarak ele alırken bu konudaki ahengin sağlanmasında çok hassas olmak lazımdır. Şöyle ki; halk, kendisine devletin adil davrandığına inanmazsa, o zaman koruma görevini yerine getirmek amacıyla kurulmuş olan bir sisteme itaat sağlanır, ama bağlılık sağlanmaz. Bu bir gerçekliktir. Bağlılığın sağlanamadığı bir toplumsal ve siyasal ortam ise en küçük bir istikrarsızlıkta ciddi düzeyde kırılganlaşır. Ardından devlet yapısı dejenere olur. Sistemde aksaklıklar yaşanmaya başlanır. İşte bu nedenle böyle bir sarsılmaya meydan vermemek için devletin adaleti gerçek anlamda tesis etmesi gerekir.