MHP lideri Bahçeli: Finans sistemi güven üzerine kuruludur
Fon soruşturması hakkında açıklamalarda bulunan MHP lideri Devlet Bahçeli; "Türkiye ekonomisinin istikrarı finansal istikrardan geçmektedir. Finans sistemi güven üzerine kuruludur. Vatandaşlarımız, özellikle küçük yatırımcılar, parasını bankaya veya sermaye piyasası araçlarına yatırırken bir finansal ürüne yatırım yapmakla birlikte finansal sisteme, bu sistemi sevk ve idare eden ve denetleyen kurumsal yapıya da duyduğu güveni ifade etmektedir." dedi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Türkiye'nin Yakın Tarihimizde Yaşadığı Badireler ile Fon Soruşturması ve Belediyelerdeki Yolsuzluklar" konulu yazılı basın açıklamasında bulundu.
Türkiye'nin yakın tarihinde terörden küresel krizlere, 15 Temmuz hain darbe girişiminden deprem felaketlerine kadar birçok zorlu süreçten geçtiğini belirten Bahçeli, buna rağmen Türkiye'nin milli gelirini 1,7 trilyon dolara, kişi başına düşen milli gelirini 18 bin dolara çıkaran güçlü bir ekonomiye sahip olduğunu vurguladı.
"ÜLKEMİZ ÖNEMLİ EKONOMİK MALİYETLERLE KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR"
Cumhur İttifakı'nın Türkiye'yi küresel rekabete hazırlarken, aynı zamanda yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarıldığı bir arınma sürecinden geçildiğine dikkati çeken Bahçeli, şunları kaydetti;
Türkiye yıllara sari birikmiş sorunlarını çöze çöze, tecrübeyle, akılla daha iyiye, daha müreffeh bir yarına ulaşma gayesiyle hareket etmektedir. Yakın tarihimize bakıldığında terör, uygulanan ekonomik yaptırımlar, 15 Temmuz hain kalkışması, asrın felaketi 6 Şubat Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremler, ABD-İsrail İran savaşı, Ukrayna Rusya Savaşı, Suriye de yaşanan iç çatışmalar, diğer jeopolitik riskler ve göç, ayrıca yaşanan demokrasi dışı müdahaleler gibi Türkiye hasımlarıyla yapılan işbirlikleri sonucu ülkemizin sokulmak istendiği cendere nedeniyle ülkemiz; önemli ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kalmıştır. 40 yılı aşkın süredir mücadele edilen PKK terörünün Türkiye ekonomisine hesaplanabilir yaklaşık asgari maliyeti, Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 2,3 trilyon dolardır. (TASAV çalışması 1984-2024, 2 trilyon170 milyar dolardır.)
Asrın felaketi 6 Şubat depremlerinin asgari maliyeti 110 milyar doları aşmıştır. ABD/İsrail-İran savaşı; Hazine ve Maliye Bakanlığı açıklamalarına göre piyasa müdahaleleri ve rezerv etkisi, enflasyon etkisi, enerji ve akaryakıt maliyetleri, dış ticaret ve turizm riskleri ile finansal piyasalara olan etkileriyle Türkiye ekonomisine önemli bir maliyet yüklemiştir. Küresel petrol arzında yaşanan kesintiler geçmiş dönemlerdeki benzer şoklardan daha büyük olmuştur. Petrol fiyatlarının piyasalarda yüksek seviyelerde fiyatlanmasının doğrudan ve dolaylı etkileri nedeniyle enflasyon hedefleri sapma göstermiştir.

"TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR EKONOMİDİR"
Savaş, yalnızca enerji piyasalarını değil, gübreden çip üretiminde kullanılan ham maddelere kadar birçok stratejik ürünü etkilemiş, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar finansal koşulları sıkılaştırmış, dış ticaret dengesini olumsuz etkilemiştir. Kuşkusuz Türkiye jeopolitik açıdan zorlu bir bölgededir ve savaşların yarattığı belirsizlikler önemli bir risk oluşturmuştur. Yukarıda vurguladığım; ülkemizi kalkınması yolunda sekteye uğratan bu gelişmeler aynı zamanda da ekonomik istikrarı engellemiş, sürdürülebilir bir düzen oluşmasına mani olmuştur. Küresel ölçekte yaşanan krizlerin faturası kırılganlığın yüksek olması nedeniyle ülkemiz üzerine daha fazla hissedilmiştir. Türkiye pandemi sürecini Dünyada gıpta edilecek bir düzen içinde hiçbir vatandaşımızı mağdur etmeden yürütmüştür. Uluslararası ekonomik yaptırımlar ticaretimizi, uygulanan ekonomik ve sosyal politikaları olumsuz etkilemiştir. 15 Temmuz'da ülkemiz işgal edilmek istenirken, ekonomimizin de çökeceği umulmuştur.
Türkiye tüm bu olumsuz tabloya rağmen bugün milli gelirini 1,7 trilyan dolara, kişi başına düşen milli gelirini 18 bin dolara çıkarmayı başaran, güçlü bir ekonomidir. Düşük işsizlik seviyesine, yüksek ihracat kapasitesine, sürdürülebilir cari açığa, borç yönetimi ve bütçe dengesine sahiptir. Bankacılık ve sermaye piyasaları güvenli ve istikrarlıdır. Tabi ki toplum kesimlerinin, emeklimizden çiftçimize, esnafımızdan çalışanımıza sorunlarımız vardır ve bunların süratle giderilmesi gerekmektedir.

"BELEDİYELER KAMUSAL EMANETTİR"
Cumhur İttifakı olarak küresel rekabette yerimizi almaya çalışırken Türkiye, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarıldığı bir arınma sürecinden de geçmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile başlayan yolsuzluk, rüşvet ve ahlaksızlıklar skandalı halka halka ülkemizin birçok yerindeki belediyelere uzanmıştır. Son iki yıl içerisinde çok sayıda belediye hakkında rüşvet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma ve örgütlü yolsuzluk iddialarıyla soruşturmalar yürütülmektedir. Dava süreçleri devam etmekte olsa da soruşturmalara konu olan iddialar, ifadeler ve kamuoyuna yansıyan açıklamalar, olayların boyutunun büyük olduğunu ve ciddi biçimde ele alınmasını gerektirecek bir tabloyu ortaya koymaktadır.
Esasen belediyeler, siyasi bir iktidar alanı olmaktan önce kamusal bir emanettir ve buraları yönetenlerin bu yasal ve ahlaki sorumluluğu içselleştirerek görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir. İhale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren bir problem olmanın yanında ahlak ve yönetişim problemidir. Bununla birlikte bu tarihi yolsuzluk skandalının mali tablosunu da kamuoyumuz merak etmektedir. Yargı kararlarıyla, Sayıştay ve ilgili denetim kurumlarının tespitleriyle birlikte kamu zararının açıkça ortaya konulması, yolsuzlukların faturasının kamuoyunda paylaşılması, maşeri vicdanın rahatlatılması bakımından kaçınılmazdır. Yolsuzluklarla uğranılan kamu zararı geri alınarak emeklimize, dar ve sabit gelirli vatandaşlarımıza verilmeli, onların refahı için harcanmalıdır.
"FİNANS SİSTEMİ GÜVEN ÜZERİNE KURULUDUR"
Diğer yandan son günlerde yaşanan Fon soruşturması kapsamındaki gelişmeler dar kapsamlı bir grubun kanunları ihlalle piyasayı maniple ettiği yönündedir. Devlet kurumları ve yetkili kişilerin açıklamalarından duruma vaziyet edildiği, suç işleyenlerin tespit, mağdur olanların da mağduriyetlerinin giderilmesi için yol haritasının belirlendiği, uygulamaya başlandığı anlaşılmaktadır. Türkiye ekonomisinin istikrarı finansal istikrardan geçmektedir. Finans sistemi güven üzerine kuruludur. Vatandaşlarımız, özellikle küçük yatırımcılar, parasını bankaya veya sermaye piyasası araçlarına yatırırken bir finansal ürüne yatırım yapmakla birlikte finansal sisteme, bu sistemi sevk ve idare eden ve denetleyen kurumsal yapıya da duyduğu güveni ifade etmektedir. Bu nedenle finansal piyasalarda yaşanan bir manipülasyon iddiasının zararı yalnızca para kaybeden yatırımcılarla sınırlı değildir. Güven kaybı, piyasaların tamamına, ilgili kurumlara ve bütünüyle ekonomiye olabilmektedir.
